Söyleşi

Funda Gacal: “Kömürlü termik santraller halk sağlığı için büyük tehlike oluşturuyor”

Temiz bir çevrede yaşamak, BM İnsan Hakları Konseyi’nin kararıyla “temel insan hakkı” olarak kabul edildi. Ancak dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan çevre kirliliğinden ve bunun yarattığı sağlık sorunlardan ve hatta ölümlerden mustarip.

Türkiye’de bunun en net örneklerinden birisi de kömürlü termik santrallerin neden olduğu hava kirliliği. Sırf bu sebeple 196.091 erken ölüm yaşandı. Çocuklardaki solunum yolu hastalıkları da cabası. Meselenin bir de trilyonlarca liralık ekonomik maliyet kısmı var.

Konuyla ilgili bir ilk niteliği taşıyan raporu hazırlayan HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği’nin Türkiye Sağlık ve Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Funda Gacal’la söyleşi yaptık. Gacal, çalışmanın detaylarından bahsetti. Kendisiyle konuşurken temel insan hakkımızın elimizden nasıl alındığını ve yol haritasının nasıl olması gerektiğini bir kere daha düşünmeye başladık.

Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)

  • Türkiye’de an itibariyle kaç adet kömürlü termik santral faaliyet gösteriyor?
  • Türkiye’de 50 MW üstünde çalışan 30, inşaatı tamamlanmış ancak faaliyet göstermeyen 1 santral bulunuyor (Eskişehir’deki Yunus Emre Santrali). 50 MW’ın önemi ise dünya çapında 50 MW ve üstü santraller “büyük/large” sınıfında ve çevre mevzuatındaki yönetmeliklerce kontrol ediliyor.
  • Hazırlamış olduğunuz rapor için tüm santraller incelendi mi?
  • HEAL- Sağlık ve Çevre Birliği’nin 2022’nin Ocak ayında duyurduğu “Kronik Kömür Kirliliği-Türkiye: Kümülatif Sağlık Etkileri Raporu”, bu 30 santrali inceliyor. İncelenen santraller 16 ilde bulunuyor ve yaklaşık 19 GW kurulu güçte. Küçük santrallerle beraber Türkiye’nin kurulu kömür kapasitesi yaklaşık 20 GW, yani bu çalışmayla neredeyse tüm santraller incelendi diyebiliriz.
  • Kömürlü termik santrallerin halk sağlığı üzerinde yarattığı en büyük tehlikeler neler?
  • Santraller aslında hem buhar yoluyla havaya hem de toprağa ve suya ağır metal salımında bulunuyor. Biyolojik süreçlerle ayrışması ya da absorblanması çok zor olan cıva gibi ağır metaller, halk sağlığı üzerine en büyük tehlikelerden. Kronik Kömür Kirliliği çalışmaları kapsamında 2020 yılında yaptığımız çalışmayla, bahsettiğimiz kömürlü termik santrallerden kaynaklı cıvanın çocuklarda yılda toplam yaklaşık 9.000 IQ puan kaybına yol açtığını tahmin ediyoruz. Kömürden enerji üretimi (elektrik, ısı gibi) insan faaliyetlerine bağlı cıva emisyonunun en büyük ikinci nedeni. IQ testlerinde ortalamanın 100 puan olduğunu göz önünde tutarsak bu rakam daha anlamlı olabilir. Bununla beraber bu çalışmalarda kullandığımız rakamlar modellere dayalı ve bunlar da farklı ülkelerde yapılmış, uzun soluklu sağlık araştırmalarına dayanıyor. Yani hakemli dergilerde yayımlanmış, yüzlerce araştırmanın temel alındığı bir hesaptan bahsediyoruz. Hava kirliliğine ilişkin bir verimiz olduğu için bu çalışmaları yapabiliyoruz ama ağır metaller üzerine verilerimiz yeterli değil, henüz evrensel bir tahmin modeli oluşturulmadı. Aynısı iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonları için de geçerli. Özetle ağır metaller, sadece havaya değil kimyasal tepkimelerle suya ve örneğin asit yağmurlarıyla toprağa da geçiyor. Aynı zamanda hava kirliliği ve iklimi değiştiren sera gazları da termik santrallerin neden sağlık için tamamen zararlı olduğunu analiz edebildiğimiz göstergeler.
  • HEAL Sağlık ve Çevre Birliği olarak hazırlamış olduğunuz raporda bugüne kadar Türkiye’de ilk defa hesaplanan ne gibi veriler var?
  • HEAL, Dünya Sağlık Örgütü Çevre Çalışma Grubu’nun da bir parçası ve bu çalışmalara, ilk olarak Avrupa üyesi ülkelerde başladı. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi, Türkiye’yi de içine alıyor, 2015’de bu analiz Türkiye’de denendi. Türkiye’de daha önce termik santrallerden kaynaklı sağlık sorunları rakamlarla modellenmemişti. Bu arada özel sektörü de her yıl yeni bir analiz üretmeye, böylece şeffaflık oluşturmak için verilerini açmaya davet ediyoruz. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde termik santrallerin de diğer sanayinin de tesis başına yarattığı kirlilik halka açık bir şekilde raporlanıyor, ülkemizde henüz raporlanmıyor. Haliyle her bir santralin kaç saat çalıştığı, hangi kaloride, içerikte yakıt ürettiği üzerinden bir tahmin yapmak zorunda kalıyoruz. Bu tahminlerin hepsi Türkiye için bir ilk diyebiliriz.
  • Temiz Hava Hakkı Platformu’nun (THHP) hazırladığı “Kara Rapor 2021: Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri” raporu, hava kirliliği kaynaklı hastalık yükü ve ölümleri anlayabilmeleri için en temel göstergenin PM2.5 olduğunu ama Türkiye’deki illerin yarısında, yani 42 şehirde, DSÖ tarafından kanserojen olduğu açıkça belirtilen ince partikül (PM2.5) seviyesinin yeterli düzeyde ölçülemediğini söylüyordu. Siz HEAL olarak hazırladığınız raporda hangi kirletici partikül seviyesini baz aldınız?
  • THHP ile beraber çalışıyoruz ve bu raporda DSÖ’nün hesap yöntemini basitleştirdiği küçük bir programı kullandık. Bu programın tanıtılması için önceki yıllarda DSÖ ile bir eğitim vermiştik, o yüzden programın kullanılarak bu analizlerin yapılması çok değerli. THHP’nin analizlerinde dış ortam, yani solunan havayı analiz ediyoruz, Kronik Kömür raporlarında ise kaynağından çıkan emisyonları. Dolayısıyla ikisi birbirinden farklı. THHP ince toza bakıyor. Çünkü bahsettiğim küçük program PM2.5 emisyonu üzerinden bir tahmin veriyor. Biz birincil kirleticiler dediğimiz toz dahil azot ve kükürt oksitleri, ayrıca bunların tepkimeye girmesiyle oluşan ikincil toz (PM) kirliliğini ve ozonu göz önünde bulunduruyoruz. Derseniz ki hesaba katamadığınız emisyon var mı? Siyah karbon, PM0.1 ve metan bu hesaplamaların içinde değil. Çünkü modele oturabileceğimiz sağlık bulgusu henüz tamamlanmadı.
  • Türkiye’deki kömürlü termik santrallerin 196.091 erken ölüm ve 1.247.000 çocukta bronşite sebep olduğunu gösteren çarpıcı bir rapor ortaya koydunuz. Söz konusu erken ölüm ve hastalık vakalarının “kömürlü termik santral kaynaklı” olduğuna yönelik ilişkilendirme nasıl yapıldı? Kaynak olarak hangi belge veya veriler kullanıldı?
  • Yukarıda bahsettiğim üzere kaynak analizi yapıldı. Burada da özellikle yanlış tahminde bulunmamak için varsa işletmecinin beyanını veya bakanlığın geçmiş yıllarda olsa dahi ölçümünü referans aldık. Aslında işletmeciler, emisyonlarını Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı’na raporlamakla yükümlü. Süreç içerisinde işletmeci bu raporlamaya dayanarak belgelerde emisyonunu duyurmuşsa -ki yapan sadece birkaç santral var- bu referans alındı. Bakanlığın ölçümü varsa, eski dahi olsa bunu göz önünde bulundurduk ve altyapı iyileştirilmesi yapılıp yapılmadığına baktık. Eğer hiçbir referans verimiz yoksa toz, kükürt ve azot giderme filtrelerinin varlığına baktık. Bu filtreler varsa ve 2020’nin başında büyük bir kamuoyu baskısı oluştuktan sonra gidilen denetim sonucu geçici kapanma cezası alıp almadığına. Ceza alması, altyapının yetersiz olabileceğine işaretken, almaması mevzuattaki sınır değerlere uyabildiğini gösteriyordu. Bu sonuçları modelle kıyasladık. Yani bu iş için çok fazla araştırma, çok fazla zaman ve emek gerekti. Halbuki bakanlığa raporlanan veriler açık olsaydı bu tahmini yapmak daha kolay olurdu ki AB üyesi ülkelerde, bu kirlilik modellerinin kurulduğu hatta hangi ülkeden kaynaklı hangi emisyonların nereye taşındığı görmek bile mümkün.
HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği’nin son raporuna göre Türkiye’deki kömürlü termik santraller, 196.091 erken ölüm ve 1.247.000 çocukta bronşite sebep oldu.
  • Veriye ulaşma konusunda sıkıntılar (örneğin kasıtlı engellemeler) yaşadınız mı?
  • Kasıtlı engellemeler olmadı. Ancak yukarıda bahsettiğim mevcut mevzuata ve işleyişe göre işletmeciler, verilerini en azından 2024’e kadar halkla paylaşmak zorunda değil. Bu da tüm süreci büyük bir matematik problemi haline getiriyor. Sadece santrallerin değil kimin hangi ortama ne kadar kirletici yaydığını bilebilsek hayat daha kolay ve belki daha sağlıklı olurdu.
  • Kaynak aldığınız sağlık raporlarında sorunun “kömürlü termik santral kaynaklı” olmasına rağmen başka nedenler yazıldığına tanık oldunuz mu?
  • Burada bir düzeltme yapmak gerekli. Sağlık sorunlarının rakamsal olarak ortaya konması için kullandığımız model tek bir ülkeye bağlı değil, böyle olması ayrıca etik olmazdı. Örnek verecek olursak Türkiye’de termik santralin var olduğu Yatağan’da ve referans olarak Menteşe’de eş zamanlı astım hastası çocuk sayısının en az on yıllık bir periyotta tarandığını varsayalım. Ve buna benzer çalışmaların dünyanın farklı ülkelerinde elli kez daha tekrarlandığını. Tüm bu çalışmaların editörlerce incelendiğini, etik kuruldan geçtiğini, hakemli dergilerde yayımlandığını. Kullandığımız rakamsal model Dünya Sağlık Örgütü’nün işte bu bahsettiğimiz çalışmaları derlediği bir model. Türkiye’de birkaç yılda hastanelerden veri almakla bu çalışmayı yapmak ne mümkün ne de doğru. Ayrıca beraber çalıştığımız hekimlerin en büyük sıkıntısı, detaylı ölüm verilerinin yayımlanmıyor oluşu.
  • Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylamasını samimi buluyor musunuz?
  • İlerleme kaydettiğimizi düşünüyorum. Bu sayede ve 2053 net sıfır karbon hedefiyle aslında yol biraz aydınlatılmış oldu. Aslında şu anda gözümüz kulağımız kömürden çıkışın ne zaman olacağında. Bu bir tek Türkiye’ye özgü değil, hedeflenen sera gazlarının azaltımı ağaçlandırma çalışmalarıyla ya da karbon gömme sistemiyle başarılamayacak kadar büyük bir mesele. O yüzden bütün ülkeler karbon emisyonu yüksek sektörlere yönelik bir azaltım yapmak zorunda, ki bunun başında kömür ve doğalgazdan elektrik üretmek geliyor.
  • Türkiye’nin kömürden çıkış için verebileceği en erken (gerçekçi) tarihin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
  • Burada kanıtlara dayalı konuşmak çok önemli. Örneğin pek çok STK’nin imzası bulunan “Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030” çalışması, 2030’da kömürden çıkışın mümkün olabileceğini gösteriyor. 2050’de sıfır karbon hedefi bulunan ülkelerde de 2030 bir hedef olmuş durumda. Diğer taraftan Avrupa’da da sivil toplum, akademi ve karar vericiler arasında bir müzakere var; Avrupa’nın ve diğer gelişmiş ülkelerin çok daha hızlı kömürden çıkması yönünde. Yani iklim değişikliğiyle mücadele etme konusunda samimiysek, Türkiye’nin 2030 konusunda düşünmesi, gelişmiş ülkelerin de varlıklarını bu alana yönlendirip daha hızlı bir çaba göstermesi gerekiyor.
  • Kömürlü termik santrallerin neden olduğu sağlık maliyetinin 4,8 trilyon lira olduğunu hesapladınız. Muğla özelinde ise 1,48 trilyon lira. Buna karşın sadece bu bölgede elektrik için yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmenin ekonomik maliyeti ne olurdu?
  • Kömür, doğalgaz ve akaryakıt fiyatlarının yükselmesi bence tek bir şeyi gösteriyor ve bilanço açık. Ya yakıtı asla sıfır lira olmayacak bir kaynaktan enerji üretirsiniz ya da ilk yatırım maliyetlerini göze alıp sıfır yakıt maliyetiyle alternatifler üretirsiniz. Bu konuda İstanbul Politikalar Merkezi ve Shura’nın analitik çalışmaları var, piyasa tartışmalarını buradaki uzmanlarda bırakmak daha doğru.
Funda Gacal: Ya yakıtı asla sıfır lira olmayacak bir kaynaktan enerji üretirsiniz ya da ilk yatırım maliyetlerini göze alıp sıfır yakıt maliyetiyle alternatifler üretirsiniz.
  • Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelinin yüksek olduğunu biliyoruz. Peki ama elektriğin tamamının temiz enerji kaynaklarından sağlanması teknik açıdan mümkün mü?
  • Türkiye’de yıllarca, ve ne yazık ki, bir baz yük tartışması vardı. Kömürün ve doğalgazın sürekli sağladığı elektriği, depolama teknolojisi gelişmeden nereden sağlayacaktık? Nükleer de istediğimiz, tercih ettiğimiz bir çözüm değil. Tüm bu tartışmalar dönerken depolama teknolojileri dönüşüyor, bu tartışmalardan sıyrılıp treni ne kadar erken yakalayabilirsek o kadar doğru olacak.
  • Emisyon şeffaflığı nedir?
  • Bizde henüz olmayandır 🙂 Yukarıda bahsettiğim üzere uluslararası sözleşmelerle özellikle AB üyesi ülkeler düzeyinde hem sektörel hem de tesis başına emisyonların açıklanması iyi bir emisyon şeffaflığı örneği ki bazı aksamaları orada da görüyoruz. Türkiye aslında sektörel olarak kirletici emisyonlarını gönüllü olarak raporluyor. Bu harika bir haber. Ancak bu raporlarda gerek kirletici gerek sera gazı emisyonlarının en büyük kaynağı olan elektrik sektörüne ilişkin veriler, ısınma sektörüyle birleştiği ve ayrıca tesis başına emisyonlar açıklanmadığı için zorluk çekiyoruz. Birkaç ay önce yayımlanan yönetmeliğe göre 2024’de tesis başına emisyonları görebileceğiz, tabi eğer işletme sahipleri emisyonların gizli kalması için başvuruda bulunmazsa.
  • BM İnsan Hakları Konseyi, geçtiğimiz aylarda temiz çevrenin “insan hakkı” olduğu hükmüne varmıştı. Raporda söz konusu kirlilikten en çok etkilenenlerin Muğla, Manisa, Kütahya, Sivas, Kahramanmaraş, Ankara ve Adana gibi şehirlerimiz olduğunu görüyoruz. Burada yaşayan vatandaşlarımız, insan hakları bağlamında dava açabilir mi? Açabilirse bu kime karşı olmalı?
  • Dünyanın farklı yerlerinde buna ilişkin davalar görüyoruz, sanırım Türkiye’de de çok yakında bunu görebiliriz. Hukuki bilgim kısıtlı olduğu için bu soru için doğru kişi olmayabilirim.
  • Arıtma sistemleri insan sağlığını korumak için niçin yetersiz kalıyor?
  • Arıtma sistemlerinin temel görevi, kirliliği mevzuattaki sınırlara indirmek. Sadece Türkiye özelinde konuşmuyorum, bazı gelişmiş ülkelerde dahi ceza ödemeye razı olup mevzuat değerlerinin aşıldığı veya mevzuat değerleri karşılandığı için arıtma sistemlerinin tam verimlilikle çalıştırılmadığını görüyoruz. Burada iki husus var; arıtma sistemleri olarak burada bahsettiğimiz, bacalardaki bazı emisyonları tutan arıtma sistemleri, %99,9 verimle çalışan bir kükürt arıtma sistemi ağır metallere karşı aynı verimliliği gösteremeyebiliyor ve zaman içinde verimliliği düşebiliyor. Cüruf alanının vahşi bir depolama sisteminden ibaret olduğunu, kirlilik konsantrasyonun mevzuata uygun değerlere indirgenmesi için arıtma suyunun, normalde temiz olması gereken soğutma suyuna karıştırılması, hemen her ülkede karşılaştığımız gerçekler. Aynı zamanda biz mevcut analizler üzerinden konuşuyoruz, deşarj ortamlarındaki kimyasal tepkimelere hâkim olsak da öngöremeyeceğimiz tepkimeleri fark ediyoruz. Örneğin insan sağlığının korunması için DSÖ tarafından önerilen hava kirliliği sınır değerlerinin azaltıldığını gördük. Çünkü süreç içerisinde kirliliğin daha fazla sağlık sorununa neden olduğuna yönelik daha fazla çalışma yapıldı.
  • Durumun çevre ve insan sağlığı açısından vahameti ortadayken yeni projelerin de kapıda olduğunu görüyoruz. Hangi şehirlerde kaç kömürlü termik santral projesi yürütülüyor?
  • Planlanan santrallerin sayısı çok hızlı değişiyor, şu anda inşaatı tamamlanmak üzere olan Hunutlu Termik Santrali’nin Adana’da birkaç ay içinde işletmeye girmesi bekleniyor. Denizli’ye yapılması planlanan Avdan Termik Santrali ve yine iki santralin işletmede olduğu Çanakkale Çan ilçesine yapılması planlanan Helvacı Termik Santrali gündemde olan, yerel halkı ve aslında hepimizi endişelendiren santraller.
  • Kimleri sizinle beraber olmaya çağırıyorsunuz?
  • Bu alanla veri üreten, çalışmalar yapan insanlarla tanışmak sürece çok büyük katkı sağlıyor. İklim hızla değişirken, özellikle bu alanda çalışan sağlık uzmanlarına çok fazla ihtiyaç duyuyoruz. İklim değişikliğinin çocuk sağlığını, psikolojiyi nasıl etkileyeceği halk sağlığından sonra en fazla gelen sorular. Türkiye’de halk sağlığı uzmanlarını bir araya getiren HASUDER ve Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı ABD iş birliğiyle bir platform oluşturduk, burada hem birbirimizle haberleri paylaşıyoruz hem de sağlık uzmanları burada birbirleriyle araştırmalarını, ders notlarını, iyi örnekleri paylaşıyor. ÇİSİP adını koyduğumuz bu platformun sosyal medyada henüz çok takipçisi yok ancak daha çok sağlık uzmanına bu platform aracılığıyla ulaşmayı ümit ediyoruz.
HEAL- Sağlık ve Çevre Birliği’nin kıdemli danışmanı Funda Gacal İTÜ mezunu bir şehir plancısı ve çevre bilimci. 10 yıldır enerji politikaları, iklim değişikliği ve hava kirliliği üzerine çalışıyor. Araştırmalarını akademi ve sivil toplum kuruluşlarıyla yürütüyor. Veri madenciliği, mekansal ve sayısal modellemeler ilgi alanları.

Bir Cevap Yazın