Dosya

Kentsel yeşil alanlar niçin önem taşıyor?

Yeşil alanlara yakınlığın zihin sağlığımız için ne kadar önemli olduğunu yeni yeni anlamaya başlıyoruz. Buna bağlı olarak şehir planlamasında yeşil alanların önemi de giderek daha iyi anlaşılıyor.

Babil’in Asma Bahçeleri’nden Sevilla’nın portakal bahçelerine, asırlar öncesinin şehir planlamacıları hep doğadan ilham alıyordu. Günümüzde beton yığınlarının arasına sıkışan bizler ise yeşil alanların öneminin farkına yeni yeni varıyoruz. Özellikle pandemiyle birlikte huzuru, park ve bahçelerde buluyoruz.

Bu süreçte doğanın, ruh sağlığı ve refahımız üzerindeki etkilerini inceleyen psikolog ve ekolog sayısının artması ise hiç de şaşırtıcı değil. Ortaya çıkarılan bağlantılar, karmaşık ve henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil. Ancak pandeminin bize gösterdiği üzere giderek kentleşen bir dünyada doğaya erişimimiz kısıtlanmış durumda.

“Şehirler nasıl daha iyi inşa edilir?” sorusunun cevabı ise bariz bir şekilde hem insanlık hem doğanın kazanacağı bir yeşil planlamada karşılığını buluyor. Nitekim kentsel alanlarının doğru şekilde yeşillendirilmesi sadece insan refahını artırmıyor, aynı zamanda sosyal eşitsizliğin giderilmesine de yardımcı olabiliyor ve hepimiz için hayati olan biyoçeşitliliğe de iyi geliyor.

Biyofili hipotezi

Tarihsel sürece baktığımızda türümüzün binlerce yıldır yaşam sürmesine karşın şehirlere geç geldiğimizi görüyoruz. Bunun bilimsel bir açıklaması da var ve bu açıklama, doğa ve yeşil alanlara olan yakınlığımıza dair bir bağlantıyı açıklamaya yardımcı oluyor.

Bu bağlantıyı “biyofili” hipoteziyle açık bir şekilde ortaya koyan biyolog Edward O. Wilson’a göre insanların binlerce yıldır içinde evrimleştiği çevre, beynimizi şekillendiriyor. Binlerce yıl boyunca iç içe yaşadığımız ağaç, göl ve su yolları gibi doğal ortamlar, bize hayatta kalma şansımızı artıracak ipuçları veriyor. Aralık 2021’de kaybettiğimiz Wilson, bugün “doğada olmanın bizi neden iyi hissettirdiğinin” cevabının da burada saklı olduğunu savunuyordu.

Nedeni bu olsun ya da olmasın, son yıllarda, doğayla daha fazla iç içe olmanın sadece fiziksel sağlık değil, aynı zamanda daha iyi zihinsel sağlıkla bağlantıları olduğunu ortaya koyan araştırmalarda patlama yaşandığını görüyoruz.

Asırlar öncesinin şehir planlamacıları, yeşil alanlara yakınlığın önemini biliyordu

Doğanın olumlu etkilerinin kanıtları depresyon, anksiyete ve duygudurum bozukluğu gibi belirli psikolojik durumlarla ilgili çalışmalarla sağlanıyor. Doğayla iç içe olmanın, uykuyu iyileştirdiği ve stresi azalttığı, mutluluğu artırdığı ve olumsuz duyguları azalttığı, olumlu sosyal etkileşimleri teşvik ettiği ve hatta hayata bir anlam duygusu vermeye yardımcı olduğu bulgularla destekleniyor.

Örneğin JAMA Network Open’da yayımlanan ve yaklaşık 14.000 kişi üzerinde yapılan bir araştırma, yeşil alanların yakınında yaşayan insanların daha az depresif olma eğiliminde olduklarına ve yeşil olmayan alanlarda yaşayanlara göre daha iyi bilişsel işlevlere sahip olduklarına dair kanıtlar sunuyor.

Yeşil alanların sık olduğu bir çevrede yaşamanın, depresyonu olan ya da olmayan her insanda dikkat, hafıza ve yaratıcılık dahil olmak üzere düşünmenin çeşitli yönlerini güçlendirdiği ve morali yükselttiği görülüyor. Buna ilişkin yeni bir çalışma Fransa’dan.

Kentsel alanlar yeşillenirse ne olur?

Lille Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, çalışmaya katılan gönüllülerin kentsel peyzaj varyasyonlarına nasıl tepki verdiğini test etmek için VR (sanal gerçeklik) teknolojisini kullandı. Katılımcılar, göz hareketlerini izleme özellikli bir VR başlığı takarak sanal ortamda yürüdü. Bu sırada araştırmacılar, katılımcıların yürüdüğü çevrede, bitki örtüsü kombinasyonlarının yanı sıra parlak renk ve desenlerle birtakım anlık değişiklikler yaptı.

Araştırmacılar, göz kırpma hızlarını takip ederek gönüllülerin en çok neye ilgi duyduğunu anlama fırsatı yakaladı. Ardından katılımcılara, yaşadıkları deneyim hakkında bir anket yapıldı. Gönüllülerin kentsel ortamlarda yeşil bitki örtüsü gördüklerinde daha yavaş yürüdükleri ve kalp atış hızlarının arttığı, ayrıca başlarını dik tutarak ileriye ve etrafa bakma eğiliminde oldukları ortaya çıktı.

Frontiers in Virtual Reality’de yayımlanan bu çalışmaya göre katılımcılar, üzerine bastıkları zemine renkli desenler eklendiğinde de daha meraklı ve uyanık oluyorlardı. Lille Üniversitesi bilişsel psikoloji profesörü ve bu çalışmanın da baş yazarı olan Yvonne Delevoye-Turrell’e göre sonuçlar, doğru bir planlamayla kentsel deneyimin daha zevkli hale getirilebileceğini gösteriyor. Bir başka deyişle, şehirlerde parlak renk ve yeşilliklere sahip olmak, insanları daha mutlu ve daha sakin yapabiliyor.

Araştırmaya dahil olmayan bir mimarlık danışmanı olan psikolog Michal Matlon, sıradan yerleri doğayla zenginleştirmenin neden olabileceği etkileri genellikle küçümsediğimizi, bununla birlikte en küçük değişikliklerin bile bizi olumlu etkileyebileceğini dile getiriyor. Chicago Üniversitesi’nden psikolog Marc Berman da bu ilişkiye dair kanıtların çok sağlam olduğunu söylüyor.

Yaşadığımız kentlerdeki yeşil alanlar, bizi daha dikkatli ve mutlu kılıyor

Doğa bize niçin iyi geliyor?

Doğanın bize niçin iyi geldiği sorusunu cevaplayan bazı temel etki-tepkiler var: Öncelikle kentsel bitki örtüsü, fosil yakıtla çalışan ulaşım ve endüstri tarafından üretilen zararlı partikülleri ve diğer kirleticileri emerek insanların fiziksel sağlığına fayda sağlayabiliyor. Bu şekilde ruh sağlığını da iyileştirebiliyor.

Bu kirleticilere maruz kalmanın merkezi sinir sistemine zarar verebileceği ve depresyon gibi belirli zihinsel sağlık durumlarıyla bağlantılı olduğuna dair kanıtlar da günbegün ortaya çıkıyor. Dahası, kentlerdeki bitki örtüsü, stres ve uyku bozukluğuna neden olan gürültü kirliliğini de azaltmaya yardımcı oluyor.

Diğer bir etken, zihinsel sağlığın fiziksel aracı ve teşviklerle sağlanıyor olması. Mesela yeşil alanların yakınında yaşayan şehir sakinleri, daha fazla egzersiz yapabiliyor ve bu da zihinsel sağlıklarını iyileştiriyor. Bununla birlikte egzersiz yapılmasa bile yeşil alanlardaki sosyal faaliyetlerin artışıyla zihinsel sağlığın korunduğu da biliniyor. Çünkü bu tarz sosyalleşmeler yalnızlığı, kaygıyı ve depresyonu azaltabiliyor.

Yeşil alanlar, zihinsel sağlık yararlarının yanı sıra sağlıklı doğal alanlar da sunuyor. Bu da bize temiz hava-sudan besin geri dönüşümüne, selden korunmaya ve tozlaşmaya kadar bir dizi temel “ekosistem hizmetini” ücretsiz olarak sağlıyor. Uzmanlar, kentsel ortamları tasarlarken veya yeniden yapılandırırken biyoçeşitliliğin faydalarını da en üst düzeye çıkarmayı hedeflememiz gerektiğinin altını çiziyor.

Daha yeşil şehirler

İngiltere, Sheffield Üniversitesi’nden çevrebilimci Karl Evans ve ekibi, 2017’de, biyolojik çeşitliliği teşvik etmek için kentsel yeşil alanların ne kadar büyük, bağlantılı ve çeşitli olması gerektiğine dair bir çalışma yapmıştı. İngiltere’nin güneyindeki kentsel alanlarla ilgili bir çalışmada, insanların biçilmiş düz arazilerdense biyoçeşitliliği zengin olan yeşil alanlara daha olumlu tepkiler verdiği ortaya konuyordu.

Bu tip çalışmalar, şehirlerin niçin daha yeşil olması gerektiğine dair güçlü bir örnek teşkil ediyor. “İnsanlar doğayı bir gereklilik değil, bir güzellik olarak görüyorlar,” diyor Berman. Princeton Üniversitesi’nden çevre mühendisi Anu Ramaswami de aynı görüşte: “İnsanların yeşil alanlara ihtiyacı var.”

Bu ihtiyaç, İngiltere’nin 20. yüzyılın başındaki Garden City hareketinden Paris’in Champs-élysées’sini yeşil bir vahaya dönüştürme planına kadar şehir planlamacıların uzun süredir dikkate aldığı bir mesele. Doğanın geniş kapsamlı sağlık yararlarına ilişkin gelişen anlayışımız ve devam eden pandemi deneyimimiz, bu anlayışı daha geniş çapta uygulamak için bir uyandırma çağrısı niteliği taşıyor.

Yeşile yakın olmak, bizi yaşadığımız gezegenin bir parçası hissettiriyor ve çevre farkındalığımızı artırıyor

Yeşil şehirler nasıl olmalı?

Peki, yarının ideal yeşil şehirleri nasıl görünmeli? Ramaswami, “Ben olsam kompakt, yürünebilir şehirler düşünürdüm,” diyor. “Yaşanabilir, dört veya beş katlı binalar olmalı. Ardından plana erişilebilir ve eşitlikçi yeşil alanları dahil ederdim.”

Berman ise yeşil alanların çeşitli ihtiyaçları karşılaması için çok amaçlı hale getirilmesinin önemli olduğunu vurguluyor. Ayrıca yeşil çatılar gibi yapılı çevreye daha doğal unsurlar eklemek ve hatta eğri ile fraktallar gibi doğada bulunan desenleri taklit eden binalar tasarlanması gerektiğini ifade ediyor.

Evans’ın “yeşil kent ütopyası” ise betonlar tarafından kuşatılan arazi miktarının en aza indirilmesini içeriyor: “Benim modelimde yeşil alanlar birbirine son derece bağlantılı ve erişilebilir olurdu.”

Avustralya’daki RMIT Üniversitesi’nden Benjamin Cooke ve Brian Coffey ise yeşil şehir anlayışının sadece yeşil alan ve ağaç örtüsüne yakınlıkla ilgili olmadığını söylüyor. İkili, insanları, içinde yaşadıkları alanın ekolojisinin “içinde” konumlandıran samimi, etkileşimli ve devam eden karşılaşmaların teşvik edildiği planların gerekliliğinin altını çiziyor.

Günlük yaşam alanlarında doğayla aktif etkileşimlerin önemine vurgu yapan Cooke ve Coffrey, insanların, şehirlerdeki insan dışı varlıklarla daha bütünsel bir ilişki geliştirmeden, toplum olarak uzun vadeli sürdürülebilirlik anlayışına katkıda bulunmanın zor olduğunu da sözlerine ekliyor.

İlham verici örnekler

Ramaswami, Los Angeles’taki Milyon Ağaç girişimi ve New York’taki iddialı bir yeşillendirme programı da dahil olmak üzere ABD’de bazı ilham verici örneklere işaret ederek kentsel yeşillendirme eğiliminin çoktan başladığını belirtiyor.

Bu arada dünya genelinde kentsel bahçeciliği artırmayı hedefleyen Milano Kentsel Gıda Politikası Paktı’na çoğu Afrika, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’da olmak üzere 211 şehir kaydolmuş durumda. Çin’in 2018 yılında kurulan Ekoloji ve Çevre Bakanlığı ise kirlilikle mücadeleyi üç kritik savaşından biri haline getirerek birçok şehirde parklar, yeşil alanlar ve yabani yaşam koridorlarının kurulmasını teşvik ediyor.

Bazı araştırmacılar, hükümetlerin, doğaya daha fazla değer vermesini sağlamanın yeni yollarını araştırıyor. Stanford Üniversitesi’nden biyolog Gretchen Daily, “Planlamamız -bugün ve gelecekte- milyarlarca insanın refahını etkileyecek,” diyor.

Hem Çin hem de İngiltere’de yapılan son araştırmalar, doğayla daha bağlantılı hissetmenin, insanların olumlu çevresel davranışlar benimseme olasılığını artırdığını gösteriyor. Öyleyse, daha yeşil şehirler sadece ruh sağlığını iyileştirmekle kalmayıp aynı zamanda zihin sağlığımıza ve doğanın ihtiyaçlarına da odaklanacak gibi görünüyor.

Yazı: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)

Yazıyı yazarken hangi kaynaklardan faydalandık?

newscientist.com/article/mg24933270-800-green-spaces-arent-just-for-nature-they-boost-our-mental-health-too/

psychologytoday.com/us/blog/the-athletes-way/202204/why-living-near-greenery-helps-us-think-better

theguardian.com/science/2022/jun/17/greenery-and-bright-colours-in-cities-can-boost-morale-study

theconversation.com/why-green-cities-need-to-become-a-deeply-lived-experience-6556

Bir Cevap Yazın