Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Hatay Tabip Odası iş birliğiyle Hatay, Antakya’da yürütülen “hava kalitesi izleme” çalışması, Hatay halkının halen limitlerin çok üzerinde toz soluduğunu ortaya koyuyor.
30 gün boyunca kesintisiz yapılan toz (ince partikül madde PM 2.5) ölçümlerinde, PM 2.5 ölçüm sonuçlarının ortalaması, metreküpte 20 mikrogram (20 µg/m3) olarak gösteriliyor. Bu değer, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) insan sağlığı için tanımladığı metreküpte 5 mikrogramlık (5 µg/m3) yıllık kılavuz değerin tam 4 katına denk geliyor.
Günlük değerlere bakacak olursak da WHO, 24 saatlik kılavuz değerin bir yılda 3-4 defadan fazla aşılmaması gerektiğini belirtirken, Antakya’da günlük değerlere göre toz kirliliğinin 30 günün 20’sinde 24 saatlik kılavuz değeri (15 µg/m3) aştığı görülüyor.
Üstelik TTB-THHP ortak çalışmasındaki toz ölçümleri Ekim-Kasım aylarında, yani bölgede henüz kış şartlarının oluşmadığı ve sobaların yakılmadığı bir dönemde gerçekleştirilmiş durumda.
Toz halk sağlığı sorunudur
Bu çalışma sonuçlarına dayanarak bir açıklama yapan THHP, deprem sonrasında yıkılan binalardan ve ayrıştırma işlemlerinden kaynaklanan tozun, yaşamı tehdit eden bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ettiğini belirtiyor.
Hatay’da yıkılan binalardan kaynaklı molozların mevzuata, bilimsel yol ve yöntemlere göre kaldırılmadığını gözlemleyen THHP, depremin üzerinden bir yılı aşkın zaman geçmesine rağmen bölgedeki toz kirliliğinin çözümüyle ilgili olumlu bir gelişme yaşanmadığını vurguluyor.
Yapılan açıklamada, özellikle molozlardan demirin ayrıştırılması için yürütülen çalışmaların çok yüksek toz salımına yol açtığı ve bu ayrıştırma sürecinin yaşam alanlarıyla iç içe devam ettiği belirtiliyor.
Platform, uygun olmayan alanlarda, uygun olmayan şekilde istiflenen molozların ise şehrin üstünde sürekli bir toz bulutu oluşturarak toz kirliliğinin kalıcı olmasına neden olduğu; bunun da en çok bebek, çocuk, gebe kadın ya da yaşlı ve kronik hastalığı olan yurttaşları etkilediği konusunda uyarıyor. Bölgede solunum yolu şikayetlerinin ise arttığı gözlemleniyor.
Her yaştan bireylerde akut solunum yolu enfeksiyonlarındaki belirgin artış dışında, astım, bronşit gibi kronik hava yolu hastalığı olanların acillere başvurularının ve hastanede yatış sürelerinin uzadığı bildiriliyor.
PM 2.5 ve zararları

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan kirliliği ayırt edebilmek için temel gösterge olan PM 2.5, aerodinamik çapı 2,5 mikron ve daha küçük parçacıklı maddelere verilen genel isim. İnşaat, fosil yakıtlardan elektrik üretimi, sanayi, ısınma, ulaşım, madencilik ve endüstriyel tarım sektörleri PM 2.5 kirliliğinin ana kaynakları olarak karşımıza çıkıyor. Hatay’daki gibi usule uygun yapılmayan moloz kaldırma çalışmaları da bu kirliliğe katkıda bulunuyor.
Söz konusu toz (partikül madde) kirliliği, halk sağlığı için kaygı yaratacak boyutta. Çünkü sorun sadece bugünün sorunu değil. Uzun vadede toz solunması pnömokonyoz, mezotelyoma ve akciğer kanseri gibi çok ciddi hastalıklara yol açıyor.
Bölgede bugün solunan tozun etkisinin on yıllara yayılarak, bölge halkının gelecekteki sağlığını da derinden etkileyeceği bildirilirken, sorun çözülmedikçe de bireysel olarak bu kirlilikle mücadele etmenin güç olduğu vurgulanıyor.
Platform, deprem bölgesinde zaten çok zor şartlarda yaşayan insanların sağlığını güvence altına almanın ve halkın hayatını tehdit edecek hastalıklardan korumanın, kamu yetkililerinin temel görevi olması gerektiğinin altını çiziyor.
Ne yapılması gerekiyor?
Bu toz kirliliğinin önüne geçmek için yapılabilecekler ise aslında oldukça basit: Mevzuata ve bilimsel yollara göre hareket etmek. Mevzuat açısından 2021’de yürürlüğe giren “Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik”e uygun işlem yapılması gerekiyor.
Söz konusu düzenlemeye rağmen yönetmeliğin uygulanmasına dair gerekli siyasi irade, kamu yönetimince gösterilmiyor. Bununla birlikte THHP-TTB’ye göre yapılması gerekenler şöyle:
- Bina yıkımı esnasında ve enkazlar kamyonlara yüklenirken sulama yapılmalı.
- Taşıyıcı kamyonların üstü mutlaka brandayla örtülmeli.
- Demir ayrıştırma çalışmaları, halkın yoğun olarak yaşadığı yerleşim alanlarına yakın yapılmamalı.
- Kalıcı enkaz depolama alanları, kentlerin yerleşim alanlarından uzakta ve bölgedeki hâkim rüzgâr yönü de dikkate alınarak belirlenmeli.
- Daha uzun vadeli tedbir olaraksa Türkiye’de yürürlükte olan “Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği”nde PM 2.5 için bir limit değer tanımlanmalı ve uygulamaya konmalı. Ayrıca “Sanayiden Kaynaklı Hava Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği”ne inşaat ve enkaz kaldırma sektörleri için de partikül madde sınır değerleri getirilmeli ve bu sınır değerler istisnasız olarak uygulanmalı.
