İklim değişikliğini konuşurken atladığımız noktalar veya doğru bildiğimiz yanlışlar var. Mesela iklim değişikliğini anlamak için öncelikle “karbon döngüsü” kavramını bilmemiz gerekiyor. “Atmosferdeki karbondioksit, gezegenin sağlığı için kötüdür” gibi kestirme ifadeler de doğru bildiğimiz yanlışlar arasında…
Bu eksiklerimizi gidermek ve iklim değişikliği meselesini bütüncül bir yaklaşımla anlayabilmek için bir rehbere ihtiyacımız var. Bize bu rehberi sunacak doğru kişi ise daha önce Gastro Eko’ya değerli bilimsel katkılarıyla tanıdığımız, Fiziki Coğrafya ve Jeoloji & Klimatoloji ve Meteoroloji uzmanı Prof. Murat Türkeş’ten başkası değil.
Kendisiyle karbondioksidin ne olduğu ve gezegen için öneminden başlayarak karbon döngüsü, karbon nötrlüğü, karbon tutma gibi kavramların yanı sıra firmaların “yeşil aklama” kampanyalarıyla ağaç dikmeleri niçin tek başına yeterli olmadığını konuştuk. “Uzmanıyla Soru Cevap” köşemizde yerini alan bu söyleşiyi bir ders olarak okuyabilirsiniz.
Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)
İklim değişikliğini konuşurken hep karbonu ve karbondioksiti (CO2) konuşuyoruz. CO2 neden Yerküre’nin en önemli sera gazıdır?
Tüm sorularınızı yanıtlamadan önce karbondioksit molekülü konusunda konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından kısa bir bilimsel bilgi vermenin yararlı olacağını düşünüyorum:
Karbondioksit nedir? Karbondioksit (CO2 olarak kısaltılır), bir karbon atomu (C) ve iki oksijen atomundan (O2) oluşan berrak bir gazdır. Karbondioksit, karbonun Dünya’da yaygın olarak bulunan birçok molekülünden biridir. Yanmaz ve standart sıcaklık ve basınç koşullarında stabildir, kimyasal olarak aktif ve toksik değildir. CO2, Dünya atmosferinde doğal olarak çok küçük tutarlarda (güncel gözlemlere göre yaklaşık yüzde 0.042 ya da milyon hacimde bir kısım yani ppm olarak 420 birim) bulunuyor ve troposferde oldukça homojen (türdeş) bir dağılış gösteriyor. CO2 insanın soluduğu havanın küçük bir kısmını oluşturuyor; insan metabolizmasının bir yan ürünüdür ve daha sonra akciğerlerden dışarı atılır.
Havada az miktarda bulunmasına karşın, CO2 bitki yaşamı için gereklidir ve küresel karbon döngüsünün önemli bir parçasıdır. Bitkiler havadan CO2‘yi alarak onu karbon (C) ve oksijene (O) ayırıyor; oksijeni atmosfere salıyor ve daha sonra kullanmak, yani yaşamak ve büyümek için karbonu tutuyor. Bitki öldüğünde, ayrıştığında ve yandığında, karbon havadaki O2 ile yeniden birleşiyor ve tekrar CO2 oluşturarak döngüyü tamamlıyor.
Yeri gelmişken burada ciddi bir yanlışı da düzeltmek istiyorum.
Kısaca: “Atmosferdeki CO2‘nin varlığı iklim ve canlı yaşamı için kötüdür ve CO2 yalnızca fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanır” görüşü ya da hipotezi yanlıştır.
“Karbondioksit hem doğal hem de antropojen (insan kaynaklı) kaynaklardan elde edilir ya da yayılır; Yerküre’nin yaşanabilir bir gezegen olmasının en temel koşulu olan doğal sera etkisinin işleyişi ve bitki yaşamı için gereklidir ve Dünya’nın karbon yaşam döngüsünün önemli bir parçasıdır” görüşüyse doğrudur.
Sanayi devrimiyle başlayan, ancak asıl olarak 20. yüzyılın ortalarıyla birlikte daha da şiddetlenen ve daha yıkıcı olan sorumsuz ve dikkatsiz insan eylem ve etkinlikleri, bugüne değin biyosferden (yaşam küre) atmosfere (hava küre) kadar Yerküre’nin ana bileşenlerine, biyomlara ve tüm yaşam alanlarına zarar verip bozmayı ve insanın bugünkü ve gelecek kuşaklarının yaşamlarını tehlikeye atmayı sürdürdü. Yerküre’nin dinamik ve yaşayan bir gezegen olmasını sağlayan küresel iklim sistemi, biyosfer bütünlüğü ve karbon döngüsünü de içeren biyojeokimyasal döngülerdeki bozulmalar da sürdü. Bu durum, insanın Yerküre’ye, doğaya, yaşam alanlarına ve biyolojik çeşitliliğe olan sorumsuz, çıkarcı, sömürgeci ve yıkıcı bakışı sürdükçe, çok büyük bir olasılıkla gelecekte de tüm şiddetiyle sürecek gibi görünüyor.

Karbondioksit sanayi devrimi sonrasında, özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte insan kaynaklı iklim değişikliğine katkıda bulunan başlıca sera gazıdır. Karbondioksit, fosil yakıtların (petrol, doğal gaz, kömür), katı atıkların, ormanların ve diğer biyolojik kökenli malzemelerin yakılmasıyla, arazi kullanımı değişikliği ve ormansızlaşma ile çimento üretimi gibi bazı kimyasal tepkimelerin sonucu olarak atmosfere salınıyor. Karbondioksit, bitki ve hayvanların solunumu, volkanik patlamalar ve okyanus-atmosfer etkileşimi yoluyla karbon döngüsünün bir parçası olarak doğal olarak emilir ve yayılıyor.
| Sera Gazları | Kimyasal formül | Küresel Isınma Potansiyeli |
| Karbondioksit | CO2 | 1 |
| Metan | CH4 | 25 |
| Diazotmonoksit | N2O | 298 |
| Kükürt hekzaflorür | SF6 | 22,800 |
Bir sera gazının Küresel Isınma Potansiyeli (GWP), karbondioksitle karşılaştırıldığında, o gazın belirli bir sürede atmosferde görece daha fazla (ekstra) ısı enerjisi emme yeteneğidir (Türkeş, 2021). GWP çoğunlukla 100 yıllık bir dönem için hesaplanır ve bu nedenle de 100 yıllık GWP olarak adlandırılıyor (Çizelge 1). Metan (CH4), diazotmonoksit (N20) ve kükürt hekzaflorür (SF6) gazlarının küresel ısınma potansiyelleri CO2’ten yüksek olmasına karşın (Çizelge 1), CO2 Yerküre’nin en önemli sera gazıdır.
CO2’ninYerküre’nin en önemli sera gazı olmasının ana nedeni, onun insan etkinliklerinden doğrudan etkilenen ve atmosferdeki birikimi bu nedenle hızla artan, atmosferdeki birikimi en yüksek olan, ısı enerjisini iyi emen ve geri salan (ışıyan) bir sera gazı olmasıdır. Oksijenden ya da atmosferin %78’lik büyük bölümünü oluşturan azottan farklı olarak, sera gazları yeryüzünden yayılan ısıyı emiyor ve onu yeryüzüne geri dönüş de dahil olmak üzere her yöne yeniden salıyor.

Karbon döngüsü nedir? Canlı yaşamı için ne ifade ediyor?
Karbon (C) döngüsü, karbonun atmosferde, okyanuslarda, biyosferde (toprakta, bitkilerde, hayvanlarda) ve fosil yakıtlarda bulunduğu ve bu büyük yutaklar (atmosferden karbonu uzaklaştıran tüm ortam ve süreçler) arasında dolaştığı bir süreç (Şekil 2). Karbon döngüsü boyunca akıların ve salımların (emisyonların) izlenmesinde genellikle ölçüm birimi olarak karbon kullanılıyor. Bir birim karbonu eşdeğer tutarda karbondioksite dönüştürmek için 3.67 ile çarpılır. İnsanlar ve hayvanlar havadan oksijen alıyor ve karbondioksit veriyor, bitkiler ise fotosentez için CO2’yi emiyor ve oksijeni atmosfere geri veriyor. Atmosfer ve okyanuslar arasında da karbondioksit alışverişi oluyor. Bu doğal süreç atmosferdeki CO2 tutarlarını (birikim) seviyelerini zaman içinde sabit tutuyor. Şekil 2, karbonun kara, atmosfer ve okyanus arasında çeşitli doğal ve insan kaynaklı süreçler yoluyla nasıl hareket ettiğini göstererek karbon döngüsünün işleyişini açıklıyor. Karadaki karbon, jeolojik oluşumların (bazı organik kayaçlar, kömür, petrol, vb.), toprağın, bitkilerin ve hayvanların içinde bulunuyor. Bunlar ayrıştığında karbon, CO2 olarak atmosfere yayılabiliyor. Karbon, atmosfere girdikten sonra okyanuslar ya da kara ve okyanuslarda yaşayan bitkiler ya da kabuklu hayvanlar tarafından emilebiliyor.
Başka sözlerle, karbon, yeryüzünde kayalarda, çökeltilerde, okyanuslarda ve canlı organizmalarda depolanıyor. Bitkiler ve hayvanlar öldüğünde, ormanlar yok edildiğinde, yangınlar ortaya çıktığında, volkanlar püskürdüğünde ve fosil yakıtlar (kömür, doğal gaz ve petrol gibi) yakıldığında karbon atmosfere geri salınıyor. Karbon döngüsü, gezegendeki farklı ortam, yutak ya da rezervuarlarda dengeli bir karbon birikiminin olmasını ve yaşamın sürmesini sağlıyor. Ancak bir ortam ya da yutaktaki karbon tutarındaki değişiklik diğerlerini de etkiliyor.
Kısaca, karbon döngüsü, karbonun atmosfer, okyanuslar, kara ve canlı organizmalar arasında sürekli olarak dolaşmasını sağlayan doğal bir süreçtir. Sera etkisinin oluşması ve sürmesindeki rolü nedeniyle, Dünya ikliminin düzenlenmesinde, fotosentez yoluyla bitki büyümesinin desteklenmesinde, karbonun doğal yutaklarda tutulmasında ve çeşitli ekosistemlerin sürdürülmesinde hayati bir rol oynuyor.
Karbon döngüsünü etkileyen insan kaynaklı faktörler neler?
Günümüzde insan, atmosfere büyük tutarda karbondioksit salan fosil yakıtları yakarak, sanayi süreçleriyle, çimento üretimiyle, atık yönetimiyle, bitkisel ve hayvansal tarımsal üretimle ve atmosferden karbon emen bitkileri, örneğin orman, çalı ve çayır ya da otlakları ortadan kaldıran arazi kullanımı değişiklikleriyle karbon döngüsünü bozuyor. Doğal karbon döngüsü çerçevesinde, karadaki ve okyanustaki doğal yutakların 2011-2020 döneminde atmosfere salınan karbondioksitin yaklaşık yarısına eşdeğerini emdiği öngörülüyor. Atmosfere doğal yutakların tutabileceğinden daha fazla karbondioksit saldığımız için atmosferdeki toplam karbondioksit tutarı da her yıl artıyor (Şekil 1).

“Küresel ısınmanın 2ºC’ın altına çekilebileceğine ilişkin yeterli bir çabanın olduğunu düşünmüyorum”
Bozulan döngünün yeniden dengelenmesi mümkün mü? Karbon döngüsü ile iklim değişikliği arasında nasıl bir ilişki var?
Bozulan karbon döngüsünün yeniden dengelenmesi “bilimsel ve teknolojik olarak” mümkün olabilir. Ancak, bugünkü üretim ve tüketim kalıplarıyla, fosil yakıtlara bağımlılık oranlarıyla ve hükümetlerarası iklim değişikliği politikaları, örneğin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) Paris Antlaşması kapsamındaki çok zayıf yükümlükler ve hedeflerle bu yükümlüklerin oldukça zayıf gerçekleşme oranlarıyla, bunun çok uzun zamanda başarılabileceğini öngörüyorum. Henüz bu konuda, örneğin Paris Antlaşması kapsamında taraf ülkelerin sunduğu ulusal olarak belirlenmiş katkıların tümü gerçekleşse bile, başta karbondioksit gelmek üzere insan kaynaklı sera gazı salımlarının ciddi düzeyde azaltılması yoluyla atmosferdeki sera gazı birikimlerinin azalması ve küresel ısınmanın 2ºC’ın altına çekilebileceğine ilişkin yeterli bir çabanın olduğunu düşünmüyorum (IPCC, 2022; Türkeş, 2021, 2022a, 2023, vb.).
Karbon döngüsü ve atmosferde CO2 olmasaydı, Dünya’nın doğal sera etkisi, küresel ortalama yüzey sıcaklığını donma noktasının üzerinde tutamayacak kadar zayıf, yani yaklaşık –18 ºC olurdu (Türkeş, 2022b). Başka bir deyişle, karbondioksitin önemli bir katkısının olduğu doğal sera etkisi sayesinde yaşam kürenin (biyosfer) yıllık ortalama yüzey sıcaklığı, insanın ve diğer canlıların Yerküre’deki yaşamının sürdürülebilir olmasını sağlayan bir düzeyde, yaklaşık 15 ºC’dir.
Ancak, fosil yakıt yakılması, arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği ve ormansızlaşma gibi insan etkinlikleri atmosfere daha fazla karbondioksit ekleyerek doğal sera etkisini kuvvetlendiriyor ve küresel sıcaklığın artmasına neden oluyor. Hesaplamalara göre 2021’de insan etkinliklerinden kaynaklanan tüm sera gazlarının ürettiği toplam küresel ısıtma etkisinin (pozitif ışınımsal zorlama) yaklaşık üçte ikisinden tek başına karbondioksit sorumluydu.
Karbon sıfırlamak nedir?
Bu sorunuzu yanıtlamak ancak “Karbon nötrlüğü ve net sıfır emisyon nedir?” sorusunu yanıtlamakla olanaklı olabilir. Bir tanım yapmak gerekirse, “insan eylem ve etkinlikleri açısından karbon nötr (ya da karbon nötrlüğü), insan kaynaklı karbon salımı ile karbon yutaklarından karbon salımlarının emilmesi arasındaki dengedir”. Önceki sorulara verdiğimiz yanıtlar ve açıklamalardan anlaşılacağı gibi, ormanlar, topraklar ve okyanuslar gibi karbon yutakları yaydıklarından daha fazla karbonu emen sistemler. Bilimsel hesaplamalar göre, doğal yutaklar yılda 9.5 ila 11 milyar ton (Gt) CO2‘yi atmosferden uzaklaştırıyor. Bugüne kadar hiçbir yapay karbon yutağı, küresel ısınmayla mücadele etmek için atmosferdeki karbonu gerekli ölçekte gideremedi.
Dolayısıyla, örneğin şirketler açısından karbon nötr olmak için iki seçenek vardır: (i) karbon salımlarını büyük ölçüde net sıfıra indirmek ya da (ii) karbon kredisi satın alarak (Emisyon Ticareti) dengelemek. İkinci seçenek iklim değişikliği savaşımına bir çözüm olmaz, sıcak hava sorunu yaratır yani küresel ısınmaya destek olur, onu şiddetlendirir.
Karbon nötr olmak, dünya çapındaki şirketlerin yeni sloganıdır. Peki, bu nasıl gerçekleştirilebilir? Alanın uzmanları, şirketlere karbon nötr yapmayı planladıkları etkinlere ya da girişimlere bir karbon muhasebesi çerçevesi uygulamalarını ve bu kapsamda öncelikle karbon muhasebe yazılımlarıyla kolaylıkla yapılabilecek olan karbon ayak izini hesaplamalarını öneriyor. Şirketlerin kullanımı için piyasada farklı kapsam ve ölçeklere göre hizmet veren birçok ticari yazılım çözümü bulunuyor. Bu kapsamda, toplam karbon ayak izi hesaplandıktan sonra şirketin bu duruma ne kadar karşı koyması gerektiği ya da onu nasıl ele alabileceği daha iyi anlaşılabilecektir. Ardından, şirketin en çok salımı yaptığı en kötü karbon göstergelerini analiz ederek ve analiz sonuçlarına göre hareket ederek karbon salımlarını azaltması ve geriye kalanları gerçek azaltımlarla dengelemesi gerekiyor.
Kuramsal olarak bir ülke ya da şirket için sıfır karbon emisyonu üretmek imkansızdır; bu nedenle dengelemek, karbon nötr hale gelmek için önemli bir temel yaklaşımdır. Karbon salımlarının dengelenmesi, bir ülke ya da şirketin iklim dostu ve iklim direngen sürdürülebilir bir geleceğin yolunu açmaya kararlı olduğuna ilişkin güçlü bir mesaj içermelidir. Karbon ayak izini nötralize etmekten elde edilecek kaynaklar, iklim değişikliğinin etkileri açısından etkilenebilirliği en yüksek ve/ya da en fazla risk altında olan sınıf ve topluluklara yeni iş olanakları ve düşük karbonlu sürdürülebilir bir gelişme olanağı sağlamak üzere “kamucu bir anlayışla” kullanılmalıdır. Öte yandan, bir denkleştirme uygulamasının ya da projesinin adil, şeffaf ve demokratik katılımcı olduğundan ve yerel toplulukların sürece dahil edildiğinden de emin olunmalıdır. Bu süreç ve sonuçlar, konu nedeniyle yasa gereği sorumlu ve ilgili bakanlıkların yanı sıra yetkili ve uzman bağımsız denetleme kuruluşlarınca izlenmeli ve denetlenmelidir.
Karbon nötr ile net sıfır arasındaki fark nedir?
Daha önce de belirtiğimiz gibi, karbon nötr ve net sıfır iki benzer terimdir. Her iki durumda da ülkeler ya da şirketler karbon ayak izlerini azaltmak ve dengelemek için (örneğin, enerji ve madde tasarrufu, yenilenebilir enerjiler ve yeşil teknolojilerle) çalışmak zorundadır. Nötr karbon, toplam karbon salım tutarının dengelenmesi anlamına gelirken net sıfır karbon, başlangıçtan itibaren hiç karbon salınmadığı anlamına geliyor, dolayısıyla hiçbir karbonun yakalanmasına ya da dengelenmesine gerek yoktur. Örneğin, tamamen Güneş ya da rüzgâr kökenli elektrik enerjisiyle çalışan yani sıfır fosil yakıt kullanan bir şirketin binası, enerjisini “sıfır karbon” olarak etiketleyebilir.
Özetle, karbondioksit açısından net sıfır salımlar, üretilen CO2 salımları ile atmosferden geri tutulan ya da uzaklaştırılan karbon ya da CO2 tutarlarının genel dengesini ifade ediyor. Ayrıca net sıfır, ülkelerin, şirketlerin ve insanların iklimi değiştiren ve ısıtan insan kaynaklı sera gazlarının yükünü artırmayı bıraktığı noktayı tanımlıyor.
Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması nedir?
Buraya kadar açıklamaya çalıştığımız kavramların hem hükümetler hem de şirketler açısından uygulamada yaşam bulacağı en önemli uluslararası düzeneklerin başında, Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliğiyle savaşım çabasını küresel düzeyde artırmak için karbondioksit salımlarını azaltmak amacıyla oluşturduğu Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (SKDM) geliyor. Olumlu ya da olumsuz bir niteleme yapmaksızın, 2026 yılında tümüyle hayata geçirilmesi öngörülen SKDM düzeneğiyle AB içinde uygulanan Emisyon Ticaret Sistemi’ne (ETS) eşdeğer bir karbon fiyatlandırmasının SKDM kapsamına giren ürünlerin ithalatında uygulanmasının, Türkiye’yi ihracatta önemli bir eşiği geçmeye zorladığını söylemek gerekiyor. Bu kapsamda şirketlerin, ivedilikle karbon ayak izlerini azaltmaları gerekiyor (URL-3).
Bunun için, daha önce yukarıda açıkladığımız gibi, demir/çelik, çimento vb. gibi enerji yoğun sektörlerdeki şirketlerin karbon ayak izlerini ölçmeye başlaması önemli bir adım olacaktır. İkinci olarak, şirketler, ölçüm sonuçlarını değerlendirdikten sonra üretim süreçlerini daha verimli hale getirmeli ve Güneş ile rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla daha az karbon salımı üreten teknolojilere yatırım yaparak karbon ayak izlerini azaltmalı. Türkiye’nin hem bu süreci sorunsuz atlatması ya da sürece uyum göstermesi hem de BMİDÇS Paris Antlaşması kapsamında aldığı yükümlükleri (NDCler) ve hedeflerini (örneğin, 2030 ve 2053 karbondioksit azaltım hedefleri) karşılamak için kamu düzeyinde atması gereken çok sayıda adım var aslında. Bu kapsamda, yeşil dönüşüm için yeşil teknolojilere ve yenilenebilir enerjilere geçiş, ekonomik ve sonuçları açısından uygulanabilir olan karbon salımlarını azaltma çabalarının desteklenmesi için şirketlerin mali teşvikler ve desteklerle özendirilmesi de gerekiyor.
Bazı markalar, “sürdürülebilirlik stratejisi” adı altında bilmem kaç bin adet fidan dikerek işletmelerinin neden olduğu karbonu sıfırladıklarını iddia ediyorlar. Bu niçin doğru değil?
Küresel ölçekte fosil yakıtlardan kaynaklanan yıllık karbon salımları, sürdürülebilir arazi karbon azaltma yöntemleriyle depolanabilecek yıllık karbon miktarından on kat daha fazla. Yanan fosil yakıtlar, ormansızlaşma ve diğer etkinlikler nedeniyle karbon yutaklarının yok edilmesiyle birlikte, atmosferde giderek ormanlar gibi mevcut karbon yutaklarından emilebilenden daha fazla CO2 kalmasına ya da birikmesine katkıda bulunmuş durumda. Bu nedenle, ormansızlaşmanın ve fosil yakıtların yakılması sonucu oluşan kuvvetlenen sera etkisini ve insan kaynaklı iklim değişikliğini iyi anlayabilmek için kara karbonu ve fosil yakıt karbonu çok farklı şekillerde ele alınmalı (Şekil 3). Karbon, yeryüzü ve atmosfer arasında her zaman doğal olarak ve insan eylemleri yoluyla karşılıklı değişiyor. Bu nedenle, ormansızlaşma gibi olumsuzluklar nedeniyle kara biyosferinden (toprak, bitki örtüsü, sulak alanlar, vb.) kaybedilen karbondioksit, basitçe zaten ‘aktif’ karbonun karadan atmosfere aktarılmasıdır. Aynı şekilde, ağaç dikmek ve ormanlaştırmak da bu aktif karbonun bir kısmını atmosferden toprağa geri döndürür. Buna karşılık, fosil yakıt yakılmasından yayılan CO2, milyonlarca yıldır aktif kara-atmosfer karbon değişimine karşı çeşitli jeolojik oluşum ve rezervlerde kalıcı olarak tutulmuş olan karbondan gelir.
Bu nedenle, ağaçlandırma ya da ormanlaştırma vb. gibi çeşitli yollarla karbonu atmosferden toprağa geri taşımak, fosil yakıt salımlarını ancak belirli ve küçük bir oranda dengeleyebilir. Bu yolla yalnızca ormansızlaşma ve diğer arazi yönetimi etkinlikleriyle (örneğin, tarım, sulak alanların kurutulması, vb.) daha önce karadan atmosfere aktarılan karbonun bir kısmı geri konulmuş oluyor. Ayrıca, toprakta ve bitki örtüsünde tutulmuş olan kara karbonu kalıcı olarak kilitli değil. Çeşitli insan eylemleri (örneğin, ormanlardan ve tarım topraklarından madencilik, mega yapılar, yeni yerleşim alanları gibi çeşitli amaçlarla arazi açılmasının önünü açan yasalar, vb.) ve doğal olumsuzluklar ya da tehlikeler (örneğin, orman yangınları ve böcek saldırıları) gibi çeşitli olumsuzluklar yüzünden atmosfere geri dönmeye eğilimli. Bu nedenle, kısaca, karbonu karada depolamak dahil, iklim değişikliği savaşımında fosil yakıt kökenli sera gazı salımlarını, özellikle karbondioksit salımlarını etkili bir biçimde azaltmanın yerini hiçbir şey tutamaz.
Kuşkusuz, BMİDÇS Paris Antlaşması’nın küresel ısınma hedeflerini tutturmak ve giderek hızlanıp şiddetlenen insan kaynaklı iklim değişikliğini azaltmak için ormanları koruyup geliştirerek yutak kapasitesini artırma yoluyla insan kaynaklı karbonu arazide tutmak (negatif salımlar) çok önemli bir iklim değişikliği savaşımı eylem ve politikası olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bunlar, doğrudan fosil yakıt kullanımını azaltma, fosil yakıtlı enerji sistemlerinden 10-15 yıllık bir dönemde (örneğin, kömürlü termik santrallerden 2030’a ya da 2035’ kadar, vb.) vazgeçmek ve Güneş ile rüzgâr gibi yenilenebilir enerjilerin birincil enerji kaynakları içindeki payını artırmak (bol ve yenilenebilir ucuz elektrik), enerji tasarrufu, iklim ve çevre dostu sürdürülebilir orman ve tarım yönetimi ile döngüsel ekonomi gibi çeşitli ölçeklerdeki etkili iklim değişikliği savaşım politikalarının ve eylemlerinin yerini tutmayacaktır.
Karasal biyosfer sistemleri, atmosferden CO2‘yi uzaklaştırarak ya da atmosfere CO2 salınmasını önleyerek iklim değişikliğinin hafifletilmesine önemli bir katkı sağlayabilir. Karbonca zengin bitki örtüsünü açmak ya da yok etmekten kaçınmak ve yeniden büyüyen bitki örtüsünü (doğal ya da yapay bitkilendirme, ormanlaşma, vb.) korumak, arazi sistemlerini kullanarak iklim değişikliğini hafifletmek için en etkili yaklaşımlardır. Karbon bakımından zengin bitki örtüsünün korunması ve eski haline getirilmesinin, biyolojik çeşitliliğin ve su kalitesinin korunması ile uzun vadeli toprak karbon depolamasının geliştirilmesi dahil olmak üzere birçok başka faydası vardır. Arazi bazlı sera gazı azaltımı için diğer yaklaşımlar da faydalı olabilir. Bunlar, toprak karbonunu korumak için iyileştirilmiş arazi yönetimini, sürdürülebilir biyoenerji sistemlerinin geliştirilmesini, kıyı ve sulak alan ekosistemlerinde depolanan karbonun korunmasını içeriyor.
Ağaç dikerek ya da başka yollarla karbonu atmosferden toprağa geri taşımak yararlıdır ancak fosil yakıt salımlarını dengeleyemez. Kömür, petrol gibi gömülü fosil yakıt rezervlerinden farklı olarak karada depolanan karbon, örneğin orman yangınları, böcek salgınları ve arazi açma politikalarındaki değişiklikler yoluyla atmosfere geri dönmeye karşı savunmasızdır. Bu salımların artan arazi karbonuyla dengelendiğini varsayarak fosil yakıtları yakmayı sürdürmek iklim değişikliği mücadelesinin başarıya ulaşması açısından büyük bir yanlıştır; dahası, sonrası için ciddi zaman, emek ve para kaybıdır. Bu yüzden özellikle gelişmiş ve Türkiye gibi önemli gelişmekte olan ülkelerin, fosil yakıt salımlarını azaltma politikaları ve karadaki ormanlar ve çayır-meralar gibi yutaklarda karbon tutulumunu artırma politikaları arasında bir “güvenlik duvarı” ya da “ulusal koşullara dayalı olarak belirlenmiş teknolojik, sosyal ve ekonomik bilimsel sınırlar ve/ya da geçiş hedefleri” (örneğin, BMİDÇS Paris Antlaşması NDClerinin iyileştirme ve kuvvetlendirilmesine dayanarak) geliştirmek, tarafların başta salım azaltma, iklim değişikliği savaşım ve uyum çabalarında şeffaflık sağlayacaktır.
Sonuç olarak, ormanlarda karbon depolayarak asıl olarak fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan kuvvetlenen sera etkisini ve küresel ısınmayı dengelemek etkili bir politika uygulaması değildir. Bunun nedeni, atmosfere fosil yakıt yakılmasından mevcut ormanların emebileceğinden çok daha fazla CO2 salınmasıdır. Aynı zamanda, iklim değişikliği ilerledikçe ormanlardaki karbon depoları ve diğer doğal karbon yutakları daha kararsız hale gelecektir. Kuraklık, tropikal fırtınalar, sıcak hava dalgaları ve yangına elverişli hava (yangın havası) vb. koşulları, iklim değişikliği nedeniyle şiddet ve sıklık açısından artıyor. Bu olumsuzluklar orman kayıplarının artmasıyla sonuçlanabilecek ve atmosfere daha fazla CO2 salınmasına katkıda bulunacaktır. Bugünkü durumda olanaklı görülmemekle birlikte, Paris Antlaşması kapsamında sanayi öncesine göre küresel ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2°C’nin oldukça altında tutarak riskler önemli ölçüde azaltılabilir, ancak bu olumsuzluklardan tümüyle kaçınılamaz.
Doğal ekosistemleri korumak ve ormanları sürdürülebilir bir şekilde yönetmek ve yeniden kurmak, atmosferdeki karbondioksiti uzaklaştırarak/yutarak sera gazı salımlarını azaltmanın ve kısa vadede sıcaklık artışını yavaşlatmanın önemli yollarıdır. Aynı zamanda, fosil yakıtlardan (kömür, petrol ve gaz) kaynaklanan küresel sera gazı salım düzeylerini derinden ve hızlı bir şekilde azaltmalıyız. İkincisini değil, yalnızca birincisini yaparsak, iklim değişikliği ilerledikçe daha fazla karbon yutağımızı karbon kaynaklarına dönüştürme riskini alırız.
Bir de net karbon emisyonu azaltmaya yönelik “karbon tutma” yöntemleri var. Karbon tutma nedir? Bazı teknolojilerle bunun yapılabildiğine yönelik haberler görüyoruz; “Dünya’nın kurtuluşu” da bu tip yöntemlere bağlanıyor. Bu doğru ve olanaklı mıdır?
Karbondioksit Yakalama, Depolama ve Kullanma (CCUS), endüstriyel ve enerji ile ilgili kaynaklardan çıkan gaz salımlarından görece saf bir karbondioksit akışının ayrıldığı, sıkıştırıldığı, bir depolama yerine taşındığı ve CO2’nin bu ortamda atmosferden uzun süreli uzaklaştırmak ve çeşitli ek süreçlerle bir yakıt olarak kullanmak amacıyla depolandığı süreç şeklinde tanımlanabilir. Kısaca Karbon Yakalama ve Depolama, CO2‘nin genellikle enerji üretimi ya da yakıt olarak fosil yakıtlar ya da biyokütle kullanan endüstriyel tesisler gibi büyük nokta kaynaklardan çıkan salımlardan ayrıştırılarak yakalanmasını içeriyor. Teknolojik olarak yakalanan CO2, yerinde kullanılmadığı takdirde sıkıştırılıyor ve boru hattı, gemi, demiryolu ya da yüksek tonajlı kamyonla çeşitli uygulamalarda kullanılmak üzere taşınıyor ya da tükenmiş petrol ve gaz rezervuarları ya da tuzlu yeraltı suları gibi derin jeolojik oluşumlara enjekte ediliyor (URL-4).
Karbon tutma/yakalama ve depolama, iklim değişikliği mücadelesi ve çevre koruma ve yönetimi açısından etik sorunları olan ve henüz yaygın uygulaması olanaklı olmayan pahalı ve gösteri amaçlı teknolojik çözümlerden biridir. Bu sistemler, fosil yakıtların kullanımının hızla azaltılması, özellikle elektrik enerjisi üretiminde kömür kullanımından önümüzdeki on yıl içerisinde hızla vazgeçilmesi (kömürlü termik santrallerin emekli edilmesi) gibi asıl iklim değişikliği politika ve teknolojik önlemlerinin yanı sıra yardımcı ve ek sistem çözümleri olarak kullanılabilir. Bilimsel ve teknolojik olarak, yakalanan CO2 yenilenebilir enerjiyle oluşturulan yeşil hidrojenle karıştırılarak, karbon içermeyen bazı yeni sentetik yakıtlara (benzin, dizel ya da kerosen) dönüştürebilir. Örneğin bu sistemler yardımıyla tutulan karbon, daha sonra uçaklarda kullanılabilecek sentetik yakıt üretmek için kullanılabilir ve bu yolla petrol ve gaz isteminin bir bölümü karşılanabilir.
Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göreyse (URL-5), CCUS, azaltımın zor olduğu sektörlerdeki, özellikle de çimento, demir/çelik ya da kimya gibi ağır endüstrilerdeki salımlarla mücadele edebilir. CCUS, sanayi, kamyonlar ve gemiler gibi enerji sisteminin diğer bileşenlerinin karbondan arındırılmasını destekleyebilen, en düşük maliyetli, düşük karbonlu hidrojen üretimini mümkün kılan bir sistemdir. Ayrıca CCUS, kaçınılmaz ya da teknik olarak azaltılması zor olan salımları dengelemek için CO2‘yi uzaklaştırabilir. CCUS dağıtımı geçmişte beklentilerin gerisindeydi, ancak CCUS değer zincirinde çeşitli geliştirme aşamalarındaki 500’den fazla projeyle son yıllarda ivme önemli ölçüde arttı. Bununla birlikte, IEA’ya göre, bu seviyede bile CCUS konuşlandırması Net Sıfır Senaryosunda gerekli olanın çok altında kalacaktır.
Son olarak, madem okuyucularımıza bir karbon rehberi sunduk; karbon ayak izini de sormadan geçmeyelim: Karbon ayak izi nedir?
Karbon ayak izi, “çeşitli çalışma, uygulama, etkinlik ve eylemlerimiz sonucunda üretilen sera gazlarının (karbondioksit ve metan dahil) toplam tutarıdır.” Amerika Birleşik Devletleri’nde bir kişinin ortalama karbon ayak izi 16 ton olup, dünyadaki en yüksek oranlardan biri. Küresel olarak ortalama karbon ayak izi ise 4 tona yaklaşıyor. Çeşitli hesaplama araçlarından yararlanarak Türkiye için yaptığımız bir ilk genel hesaplamaya göre, kentlerde ‘mütevazı’ yaşayan iki kişilik bir orta sınıf ya da orta gelir gurubuna giren (otomobili olan ancak toplu taşımayı da kullanan, uçağa binen, ısınmada ve mutfakta doğal gaz kullanan, olabildiğince evde sağlıklı beslenen, vb.) ailenin yıllık ortalama karbon (burada karbondioksit) ayak izi yaklaşık 13 ton, kişi başınaysa yaklaşık 6.5 ton dolayındadır. Sanayi öncesine kıyasla küresel yıllık ortalama sıcaklıklarda 2°C’lik bir artışı önlemek için yıllık ortalama küresel karbon ayak izinin 2050 yılına kadar 2 tonun altına düşmesi gerekiyor.
Fark yaratmak için ne yapılması gerekiyor?
Bireysel karbon ayak izini küresel ölçekte 2 tona düşürmek bir gecede gerçekleşemez! Bunun için, daha az bireysel otomobil daha fazla toplu taşım araçlarını kullanmak, enerji tasarrufu yapan aydınlatma ve ev cihazlarını kullanmak, daha az uçak kullanmak ve/ya da daha az aktarmalı uçuş yapmak, çamaşırları ipte kurutmak, çamaşır ve bulaşığı makine doluncaya kadar biriktirerek yıkamak, daha az et yemek (en öncelikli olmamakla birlikte), gibi yaşam tarzı, etkinlik ve eylemlerimizde küçük değişiklikler yaparak büyük bir fark yaratmaya başlayabiliriz.

Prof. Dr. Murat Türkeş kimdir?
Ankara Üniversitesi Fiziki Coğrafya ve Jeoloji (lisans) ve İstanbul Üniversitesi Klimatoloji ve Meteoroloji (yüksek lisans, doktora) mezunu.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü Fizik Bölümü Yarı Zamanlı Öğretim Üyesi.
BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) başyazarı, katkı veren yazar, hakem editörü ve hakemi.
Seçilmiş Kısa Kaynakça
IPCC. Climate Change 2022: Mitigation of Climate Change. Contribution of Working Group III to the Sixth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change [P.R. Shukla, J. Skea, R. Slade, A. Al Khourdajie, R. van Diemen, D. McCollum, M. Pathak, S. Some, P. Vyas, R. Fradera, M. Belkacemi, A. Hasija, G. Lisboa, S. Luz, J. Malley, (eds.)]: 2022. Available online: https://www.ipcc.ch/report/ar6/wg3/; access, April 9, 2022.
Türkeş, M. 2021. Sera Gazları, Kuvvetlenen Sera Etkisi ve Küresel İklim Değişikliği. İktisat ve Toplum, Temmuz, 129: 4-17.
Türkes, M. 2022a. İklim diplomasisi ve iklim değişikliğinin ekonomi politiği. Bilim ve Ütopya, 332: 31-45.
Türkeş, M. 2022b. Klimatoloji ve Meteoroloji. Güncellenmiş ve Genişletilmiş İkinci Basım. Kriter Yayınevi Fiziki Coğrafya Serisi No: 1, ISBN: 978-605-5863-39-5, Yayınevi Sertifika No: 45353, Iiv + 818 sayfa (16 cm x 23.5 cm). Kriter Yayınevi: İstanbul.
Türkeş, M. 2023. Küresel İklim Değişikliği: Nedenleri, Sonuçları ve İklim Diplomasisi. İçinde: Çevre Diplomasisi ve Türkiye (Çok yazarlı ve Editörlü kitap). Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılına Armağan, s.281-342, ISBN 978-625-6455-01-6, İmge Kitabevi, Ankara.
Türkeş, M. 2024. Küresel Çevre, İklim Değişikliği ve Gezegenin Sınırları. Cumhuriyetin 100. Yılında Çevre ve Toplum. Editörlü çok yazarlı kitap. Cem Yayınevi. İstanbul. Baskıda.
URL-2: https://netl.doe.gov/carbon-management/carbon-storage/faqs/carbon-dioxide-101
URL-3: https://www.ekoiq.com/turkiyenin-karbon-ayakizini-azaltmasi-icin-kritik-son-iki-yil/
URL-4 https://plana.earth/academy/what-is-difference-between-carbon-neutral-net-zero-climate-positive
URL-5: https://www.iea.org/energy-system/carbon-capture-utilisation-and-storage

Murat Hoca, bu önemli meseleyi çok anlaşılır biçimde açıklamış. Çok teşekkür ederiz.