Türkiye bir akıl tutulması daha yaşıyor. Yaklaşık dört milyon sokak hayvanı, göz göre ölüme sürükleniyor. Mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası uygulanmıyor; hayvanları öldürenler, onlara eziyet ve cinsel istismar edenler cezasız kalıyor ama yeni bir kanun teklifiyle bir hayvanın yaşama hakkı vicdansızca elinden alınıyor.
Konuyu Hayvan Hakları Federasyonu – HAYTAP’ın gönüllü avukatı Bünyamin Bıçak’la konuştuk.
Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)
Bünyamin Bey, sokak hayvanları birkaç yıl öncesine kadar kamuoyunun “sorun” olarak gördüğü bir konu değildi. Bugün birçok insan, sokak hayvanlarına canavar gözüyle bakıyor. Sizce bu nefret ortamını oluşturan ne ya da kimler oldu?
Açıkçası bu konunun gündeme gelmesinin sebeplerinden birisi kamuoyu. Hayvanları görmeyen, tahammül edemeyen kişi ve kurumlar, yarattıkları algıyla birlikte bu konuda daha önce fikri olmayan vatandaşları da etkileyerek onları peşlerinden sürüklüyor. Aslında bakarsanız son istatistik ve hastane raporlarına göre Türkiye’de bir yılda ölümlü ve yaralanmalı trafik kazası sayısı 236.000. Bunun karşısında köpek saldırısı ise sadece 182. Kamuoyu yaratılmasının en büyük etkenlerinden birisi ise hepimizin hassas noktası olan çocuklarımız. Ancak yine aynı istatistiklerde bir yılda çocuklara karşı gerçekleştirilen 23.000 istismar suçu olduğunu görüyoruz. Şu anda yapılan algıya göre bir tane agresyon gösteren köpek sebebiyle hepsine ölüm yasası getirilmeye çalışılıyor. Zaten agresyon ve saldırı gösterenler rehabilite edilmeli. Ama bunun çözümü bu yasa değil.
Sokaktaki köpeğin insana saldırdığı sayılı örnek yüzünden dört milyon canı ötanaziye götürmeyi, bir cinayet vakası yüzünden herkesi hapse göndermek gibi akıl dışı bir uygulama olarak görüyorum. Bunu karar alıcılar da biliyor olsa gerek. Kanunun vatandaşı korumaktan ziyade bu gündemin altında yatan başka sebepler olduğunu düşünüyor musunuz? Medyanın bundaki etkisi nedir?
Evet düşünüyorum. İlk sorunuzda da cevapladığım gibi bir kamuoyu yaratılıyor; birkaç kişi rahatsız oluyor diye ekosistemden bir canlı türünü yok etmek kimsenin hakkı değildir. Maalesef medya da bu haberler servis edildiğinde aslını araştırmadan yayınlıyor çoğu haberi. Örneğin medyaya yansıyanlardan birisi, “Şanlıurfa’da önüne köpek çıkan 7 kişilik aileden baba hariç herkes hayatını kaybetti’’ şeklindeydi. Halbuki direksiyondaki şahıs planlayarak ve kasıtlı olarak ailesini katletmiş. Şu anda ağırlaştırılmış müebbetle yargılanıyor. İnsanlar araştırmadan haber yapıyor ve okuyanlar da bu haberlerin aslını sorgulamıyor.
Mevcut Hayvanları Koruma Kanunu uygulanıyor muydu?
Mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası’nı uygulayan belediyeler de var uygulamayanlar da. Yasa açık: Sokakta yaşayan dostlarımızı kısırlaştırmak, aşılamak, rehabilite ederek yaşamış olduğu bölgeye geri bırakmak. Tüm belediyeler kendilerine yüklenen bu görevi yerine getirmiş olsaydı bugün zaten böyle bir sorunun olduğunu konuşmayacaktık. Kısırlaştırılmamış bir çift köpek çoğalarak bir yılda 16, iki yılda 128, üç yılda 512 köpek oluyor. Ancak kısırlaştırılırsa zaten sokaktaki yaşam koşulları sebebiyle hem çok uzun ömürleri olmuyor hem de popülasyon dengesi kuruluyor. Uygulayan belediyeler başarı elde etti ve o şehirlerde her şey yolunda.
Kanunda değişiklik yapılmasına ihtiyaç var mıydı? Kanunda eksik gördüğünüz taraflar nelerdi?
Kanaatimce kanunda değişiklik yapılmasına gerek yok. Sadece uygulanması konusunda değişiklikler yapılması gerekiyor. Bu konuda belediyeleri denetleme yetkisi bakanlıkta ancak bakanlık denetlemiyor. “Ayrılan bütçe, kanun kapsamında kısırlaştırma ve aşılama için kullanılıyor mu?” gibi sorular üzerinden denetimlerin sıklaştırılması için, yani bakanlıklara sorumluluk yüklenmesi adına değişiklik yapılmalıydı. Bununla birlikte evcil hayvanını terk edenlere yüksek miktarda ceza verilmeli. Gündemdeki kanun teklifinde tek katıldığım madde evcil hayvanı terk etme cezasının 60.000 TL olması.

Bildiğiniz gibi yeni kanun teklifinin ilk üç maddesi kabul edildi. Bu üç maddede sıkıntılı gördüğünüz noktalar neler?
Sundukları ilk üç maddede sıkıntılı gördüğüm en önemli nokta, öncelikle sahipli-sahipsiz hayvan kavramının ayrılması. İkincisi ise hayvanlar sahiplendirilinceye kadar “kısırlaştır-aşılat-tut-sahiplendir” metodu. Yıllardır çalışma yapan hiçbir veteriner hekim, bilim insanı, hayvanlarla ilgili kısırlaştırma çalışmaları yapan dernek ve federasyonlara görüş sorulmadan onaylanan bu hususlar, ileride çok daha büyük sorunlara yol açacak. Eski yasada Büyükşehir Belediyeleri ve ilçe belediyeleri için geçici hayvan bakımevi kurma zorunluluğu bulunuyor. Yasaya uymadığı için geçici hayvan bakımevi kurmayan ve yasayı uygulamayan yüzlerce belediye var. Bu arada kabul edilen ilk üç maddeyi yerine getirmeleri de zaten imkânsız; hayvan bakımevleri olmayan bu yüzlerce belediye, topladıkları hayvanları nereye koyacak? Nasıl bakacak? Hangi bütçeyle bunları uygulayacaklar?
Bir hukukçu olarak henüz kabul edilmeyen (kabul edilmek üzere olan) diğer maddelerde ne gibi sorunlar görüyorsunuz?
Henüz kabul edilmeyen diğer maddelerdeki en büyük sorunlardan birisi bir önceki cevabımda. Sonraki ise 5. Madde; ötanazi adı altında öldürme yetkisinin tamamen belediye çalışanları inisiyatifine verilmesi. Saldırgan, bulaşıcı hastalığı olan ve yasaklı ırklara ötanazi yapılacağı kesin. Maddenin devamında da “Kamu güvenliği bakımından tehlike oluşturan, hayvandan hayvana veya hayvandan insana bir hastalık gözlemlenmesi halinde yerel yönetim kanaat getirirse ötanazi uygulayabilir” deniliyor. Yani bir belediye çalışanı, uysal ve zararsız bir sokak köpeğini/kedisini de “kamu güvenliği açısından tehlike oluşturuyor” raporu hazırlayarak öldürebilecek. Yaşam hakkını yerel yönetim inisiyatifine veren tasarı başta olmak üzere ilgili bu maddeyi ne bir hukukçu ne de bir vatandaş olarak asla kabul etmiyorum.

Kemalpaşa ve Konya’daki barınaklarda insanlık onuruna yakışmayan, vahşi olaylar yaşandı. Bununla birlikte birçok yerde kedi ve köpeklerini sokağa bırakan insanlar var. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Asıl olarak bunları konuşmak; sokaktaki canları değil, hayvanların yaşama hakkını hiçe sayanları cezalandıran bir düzen oluşturulması gerekmez mi?
Evet, HAYTAP olarak Kemalpaşa ve Konya hakkında da suç duyurusunda bulunmuştuk ama cezalarını çekmediler. Şu an hayvana kötü muamelenin cezai yaptırımı 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası. Ancak hapis cezalarının yatarı dahi çıkmıyor. Bu cezaların da arttırılması lazım. Hayvanları sevmeyen, görevlendirildiği bakımevini sürgün olarak gören görevliler olduğu ve cezalarını çekmedikleri sürece bu eylemlerin önünü kesmek zor. Hayvana cinsel istismarda bulunan kişiler için de ceza aynı. Yapılan araştırmalar da aynısını gösteriyor, hayvan ile başlayan eylemler insanla devam ediyor. Şu an gündem kamu güvenliğiyse kamu güvenliği için hayvanlara karşı işlenilen suçlara daha ağır cezalar getirilmeli.

“Yaşam hakkını yerel yönetim inisiyatifine veren tasarı başta olmak üzere ilgili bu maddeyi ne bir hukukçu ne de bir vatandaş olarak asla kabul etmiyorum.”
Bir arkadaşım, Barselona’da dolaşırken her evsizin bir sokak köpeği sahiplenerek onların bakımını üstlendiğini ve bu sayede çeşitli destekler aldıklarını söylemişti. Aynı zamanda İspanya genelinde sokaktaki hayvanların bakımı için gönüllülerin desteğiyle maaşlı personel çalışıyor. Türkiye’nin bu noktalara gelebileceğini düşünüyor musunuz? Buna benzer başka ne gibi uygulamalar yapılabilir?
Şu anki yasamızın 4. Maddesinde J bendinde; “Yerel yönetimler, gönüllü kuruluşlarla iş birliği içerisinde, sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların korunması için hayvan bakımevleri kurarak onların bakımlarını ve tedavilerini sağlar ve eğitim çalışmaları yapar. Ayrıca yerel yönetimler, ilgili karar organının uygun görmesi halinde hayvan hastanesi kurar.” hükmü var. Aslında belediyeler gönüllü kuruluşlarla iş birliği yapmak zorunda. Şu anda bu maddeyi uygulayan belediyeler var; gönüllülerle iş birliği sayesinde çok sayıda hayvan sahiplendiriliyor, belediyelerin yaptığı işler de bu şekilde el birliğiyle denetlenmiş oluyor. Ancak yine bu madde de çoğu belediye tarafından uygulanmıyor. Bakımevlerini ziyarete dahi açmadıkları oluyor. İspanya örneğindeki gibi hayvansever personellerin çalışması gerekiyor, maaş boyutunun ise belediye tekelinde olması gerektiğini düşünüyorum. Ayrıca İspanya’da hayvana şiddetin cezası genellikle 300 ila 90.000 euro arasında değişiyor, köpek sahiplerinin dostlarını gezdirmeleri bile şart. Gezdirmeyenlere de ceza uygulanıyor. Hayvanların refahı ve yaşam hakkı için güzel bir örnek.
Buradan yetkililere bir çağrı yapmak isteseniz ne söylemek istersiniz?
Bu yasanın meclisten geçmesi ülkemiz için bir yıkım olacaktır. 1910 yılında 80.000 köpeğin Hayırsız Ada’ya terk edilmesi gibi hayvanların ancak acı seslerini duyacağız. Bu yasa bir çözüm olmayacak, gelin birlikte tüm dünyaya örnek bir yasa hazırlayalım. Katliam ülkesi olarak anılmayalım. 22 Temmuz Pazartesi günü halk mecliste olacak. Siz de mecliste görüşülmeye devam edecek yasa için parti fark etmeksizin halkın sesini duyun ve bu katliama ortak olmayın.
BU SÖYLEŞİ DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

1 thought on “Avukat Bünyamin Bıçak: “Sokak hayvanlarına yönelik bu yasanın meclisten geçmesi ülkemiz için bir yıkım olacaktır””