Sermayenin toprakla ve emekle kavgası bitmiyor!
Doğayı tahrip etmeye, köylüleri yalnız bırakmaya ant içmiş sermayenin ısmarladığı maden yasası tasarısı, ilgili komisyonda kabul edilerek Meclis Genel Kurulu’na havale edildi ve yasalaşmak üzere…
Buna karşın yüzlerce çiftçi ve hayvancı, harmanını ve hayvanlarını köylerinde bırakarak geldiği Ankara’da, bu yasaya karşı sesini yükseltiyor. Köylüler, “Biz üretmek istiyoruz. Ormanlarımızın, meralarımızın, zeytin ağaçlarımızın, su kaynaklarımızın yok edilmesini istemiyoruz,” diyorlar. Seslerine ses olmak için her daim alanda bulunan Tarım-Sen’in Genel Başkanı Umut Kocagöz’le görüştük.
Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)
Sevgili Umut, köylülerle birlikte Ankara’da maden yasasına karşı günlerdir parkta nöbet tutuyorsunuz. Söz konusu yasaya niçin karşı çıktığınızı ben biliyorum ama okurlarımıza senin anlatmanı isterim. Ne ki köylüler, “Bu tasarı geçerse başımıza gelecekleri biliyoruz,” diyorlar. Başlarına ne gelecek? Maden yasası niçin geri çekilmeli?
İlk olarak bu yasa tasarısı şirketlerin lehine bir tasarı. Halkın, kamunun çıkarı yok. Doğrudan şirketlerin madencilik faaliyetlerinde yaşadığı aksamaları ve sorunları gidermek üzere geliştirilmiş önerilerden maddelerden oluşuyor. Buna bağlı olarak ikincisi, tasarı orman mera ve zeytinlik varlıklarının eskiye nazaran daha kolay ve daha hızlı bir şekilde madencilik faaliyetlerine açılmasını öngörüyor. Ayrıca madencilik faaliyetlerinin yapılmasına dair izinleri tekelleştiriyor. Karar alma sürecini bugünkü holdingci yapının eline teslim ediyor. Yani bu tasarıya karşı çıkmalıyız çünkü bu tasarı madencilik faaliyetleri ile ilgili tasarrufu holdingci bir bakış açısıyla şirketlerin çıkarları doğrultusunda dizayn ediyor.
Yasa tasarısında en problemli, çarpıcı gördüğünüz, yasalaştıktan sonra geri dönüşü zor olan maddeler hangileri?
Tasarının ilk 4 maddesi ve 11. maddesi aslında tasarımın genel ruhunu belirliyor. Bunların hepsi ısmarlama maddeler, hepsinin sipariş olduğu yerler var. Tasarının daha çok zeytincilik açısından gündeme geldiğini de göz önünde bulundurarak 11. maddeye özellikle dikkat çekmek istiyorum. 11. madde, enerji arz güvenliği bahanesi ile termik santral olan bölgelerde madencilik faaliyetlerini şu an kısıtlamakta bulunan zeytincilik kanunu gibi görece halkı koruyan ve madencilik faaliyetlerini engelleyen unsurların tasfiyesini amaçlıyor. 11. madde doğrudan ek koordinatlar vermek suretiyle Muğla Milas ve Yatağan ilçelerindeki 2 termik santralin civarındaki zeytinlikleri hedefliyor. Buradaki zeytinlikleri alıp şirketlere peşkeş çekecekler. Bunun etrafında “zeytin taşınabilir” diye bir kamuoyu algısı oluşturma çabasındalar. Yüzlerce binlerce yıllık zeytin ağaçlarını kesip yok edecekler. Bu geri dönüşü olmayan bir süreç. Köylünün o zeytinleri olmadan orada yaşaması da mümkün olmayacak. Dolayısıyla ciddi bir yıkımla karşı karşıyayız.
Eyleme başladığınız süreç boyunca konunun gündemde kalmasını ve Ankara halkı tarafından sahiplenilmesini sağlayabildiniz. Ankara’da halkın size destek vermesi niçin önem taşıyor?
Ankara halkının buraya geldiğimizden beri bize çok ciddi bir desteği söz konusu. Biz buraya geldiğimizde sadece içerisine 1-2 yedek tişörtümüzün oldu çantalarımızla gelmiştik. Olası bir erteleme ile geç başlama ve hızlı bitme gibi bir süreci ön görmüştük. Ancak en başından beri verdiğimiz mücadele ile tasarım yaklaşık bir ay ertelenmiş olmasını başardık. 3 Temmuz’da buraya geldiğimizde, dediğim gibi burada kalmayı öngörmüyorduk ama kalmak mecburiyetine kaldık ve dolayısıyla nöbete başladık. Ayrancı Mahallesi başta olmak üzere Dikmen’den Çankaya’dan farklı yerlerden pek çok Ankaralı bize sahip çıktı yemek yedirdi, su içirdi, hijyen ile ilaç ihtiyaçlarımıza, banyo ihtiyaçlarımıza destek oldu. Bu destek ve dayanışma olmasaydı bu mücadele süremezdi. Ayrıca Ankara’da bu konuya dair bir kamuoyu yaratırken insanların bu yasadan kaynaklı çok ciddi bir öfkesi olduğunu gördük. Bu da önümüzdeki dönem bu mücadelelerin desteklenmesi açısından önemli olacak.
STK ve sendikaların desteği ne düzeyde?
Bugüne kadar destek ziyaretine pek çok STK, parti, sendika ve oda geldi. Hepsini saymak mümkün değil ve mutlaka eksik bıraktıklarım olur. Ama mutlaka şunu söylemek gerekir ki daha önce hiç yan yana gelmemiş farklı kesimler burada yan yana geldiler. Çok farklı siyasi aidiyeti olan insanlar burada buluştular. Bu da insanlara bir umut ışığı oldu.
Ankara’da olmayanlar size nasıl destek verebilir?
Ankara’da olmayanların kendi bulundukları yerlerde bu mücadeleye sahip çıkması gerekiyor. Zira bu konu sadece İkizköylülerin, Fatsalıların veya Kınıklıların sorunu değil. Bu mücadele bütün ülke toprakları ile ilgili. Ülkenin ormanlarının, meralarının ve zeytinliklerinin şirketlere peşkeş çekilmesiyle ilgili. Dolayısıyla bu mücadeleden yola çıkarak insanların bulundukları yerlerde bu mücadeleyi sahiplenmesi ve acil durum çağrılarını da sahiplenerek mücadeleye katkı sunmasını bekliyoruz. Örneğin 18 Temmuz tarihinde yaptığımız meclis öne oturma eylemi sonrasında, toplumun farklı kesimlerinin bu minvalde dayanışmacı bir şekilde sokaklara çıkmasını, mücadeleyi ve köylüleri sahiplenmesini bekledik.
Partiler üstü bir meseleden bahsediyoruz. Ancak yasama organı olan meclisteki partilerin bu yasaya karşı duruşu da kritik önem taşıyor. Partilerin ve milletvekillerinin desteği ne durumda? Hangi partilerin/milletvekillerinin desteğini arkanızda hissediyorsunuz?
Bu soruyu doğrudan “şu parti bizim yanımızda” diyerek cevaplamak mümkün değil çünkü ben burada hiçbir partinin tam manasıyla, bütün gücüyle bu konuya yönelik çalıştığını söyleyemem. Partiler içerisindeki farklı farklı kesimlerin bu konuda çeşitli düzeylerde ilgileri oldu. Örneğin Saadet Partisi Genel Başkan düzeyinde eylemimize geldi. Anahtar Parti çeşitli zamanlarda nöbetimizi ziyaret etti. Dem Parti ve CHP vekilleri nöbetimizi ziyaret ettiler, aynı zamanda meclis içerisinde konunun gündeme gelmesi ile ilgili çalışmalar yürütüyorlar. Emek Partisi vekili ziyaret etti, yine onlar da meclis içerisinde çalışıyor. TİP vekillerinden de ziyaret oldu, eylemimize gelindi. Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı düzeyinde geldi. Mecliste olmayan partilerden de yine adını saysam muhtemelen eksik bırakacağım ziyaretler oldu. Tabii bunu şöyle ifade etmek de doğru. Eylemimizin tarzı gereği nöbet alanımızda herhangi bir bayrak ve flama yer almadı. Köylüler yaptı bu eylemi. Ne yaptıysa onlar yaptı. Halk dayanışma gösterdi. Parti temsilcisi ve vekiller de olan biteni anladıkları ya da kabullendikleri ölçüde saygı duydular ve desteklediler. Hepsine çok teşekkür ediyoruz. “Kendini çok fazla göstermek” üzerine kurulmuş Türkiye gibi bir siyasi gösteri toplumunda, bizim kararımıza saygı duymak suretiyle eyleme intikal etmeleri çok önemliydi. Buna uymayanlar ya da bununla ilgili sorun yaşayanlar da zaten gelmediler. Kendini göstermek amacıyla siyaset yapanlar, köylülerin gerçek dostları olamadılar. Şu kısım burada gerçekten önemli: Parti siyasetini aşan, bunun aşılmasını da biçimsel tutumu ile kolaylaştıran bir eylem gerçekleşti. Doğrudan ve haklı öfkeyi doğru biçimde ifade etmenin yolunu aradık. Bundan sonraki mücadele sürecine de katkı sağlamış olmasını diliyorum.
