Yazı, Yeşillik

Anadolu’nun ilk doğa tarihi müzesi ve kurucusu J. J. Manissadjian

Gastro Eko’nun naçizane önerilerde bulunacağı “Yeşillik” köşesine hoş geldiniz. İlk yazımızda, 7.000’in üzerinde örnekle Anadolu’nun ilk doğa bilimleri müzesini kuran botanikçi ve entomolog J.J. Manissadjian’ın etkileyici hikâyesini anlatan kitabı inceliyoruz.

Doğa tarihi, yaşadığınız toprakların geçmişine, insan-doğa etkileşimine ve biyolojik zenginliğine ışık tutar. Doğa tarihi müzeleri de bu kıymetli birikimi, olabildiğince derli toplu bir halde içinde barındıran ve tek mekânda bir araya getiren, arşivleyen bir kütüphane niteliğindedir. Bir coğrafyanın zenginliğini baştan başa gözler önüne serer, kısacık bir turda bile “bir diyarı baştan başa” gezdirir.  

Anadolu, doğal zenginlikten nasibini fazlasıyla almasına karşın doğa tarihinin kaydının tutulması konusunda biraz kısırdır. Bununla ilgili nitelikli bir bilgi birikimine rastlamak da pek kolay değildir. Siz böyle düşünürsünüz ama bir kitapçıya girdiğinizde, rafın köşesinden yaprak yeşili bir kitap size göz kırpar. Kitabı elinize alır, sayfaları çevirirsiniz ve size Anadolu’nun eşsiz doğa tarihinin kapılarını açar.

Yeşillik köşemizin ilk konuğu

Gastro Eko olarak naçizane önerilerde bulunacağımız “Yeşillik” köşemizde, tanıtımını yapacağımız ilk değer, Emine ve Galip Alçıtepe’nin meşakkatli bir çalışmayla hazırladığı “Anadolu’nun Kaybolan Renklerinden Bir Doğa Bilimci: J.J. Manissadjian” eseri olacak. Anadolu’nun bağrından bir doğa bilimci, Johannes Jacop Manissadjian’la tanışmamızı sağlayan bu eser, Anadolu’nun doğa tarihe ışık tutuyor. Hadi hep birlikte biraz geçmişe gidelim, Anadolu’nun ilk doğa tarihi müzesi ve Anadolulu bir entelektüel olan Manissadjian hakkında bilgi edinelim.

Anadolu, doğa tarihi kayıtlarının tutulması ve saklanması açısından biraz kısır olsa da biyoçeşitliliğin derlenip toparlanıp bir müzede bir araya getirilmesi, 19. yüzyılın sonuna, yer olarak da Amasya, Merzifon’a rastlıyor. Anadolu’nun ortasında, müfredat ve uygulama açısından köy enstitülerini andıran bir okulda; Anatolia College’da (Anadolu Koleji) buluyoruz kendimizi. 1880’li yıllar… Okula müdürlük yapan Dr. Chester Tracy’nin en büyük hobilerinden birisi fosil toplamak. Ancak bu çabaları amatör bir uğraştan öteye geçemiyor. Gel zaman git zaman Anadolu’nun ilk doğa bilimcilerinden J.J. Manissadjian, 1890’da okula katılıyor. Dr. Tracy hiç şüphesiz mutluluktan havalara uçuyor.

Celal Bayar Üniversitesi’nden Doç. Dr. Emine Alçıtepe ve Dr. Öğr. Üyesi Galip Alçıtepe’nin meşakkatli bir çalışmayla hazırladığı “Anadolu’nun Kaybolan Renklerinden Bir Doğa Bilimci: J.J. Manissadjian”

Polimat Manissadjian

Pek çok farklı disiplinde engin bilgiye sahip olan kişiye hezârfen ya da polimat deniyor. Meteorolojiden botaniğe, zoolojiden folklora kadar birçok alana, spesifik makaleler yayımlatacak kadar hâkim olan Manissadjian da böyle birisi. Aynı zamanda sekiz dil biliyor, yüksek lisans için Almanya’da bulunduğu sürede Alman öğrencilere Türkçe dersi veriyor ve bir sözlük bile hazırlıyor. Sadece fiziksel dünyanın gerçeklerine inanan, pozitivist bir bilim insanı olan Manissadjian, Anadolu’nun ortasında bir doğa tarihi müzesi kurmayı düşünecek kadar da vizyoner.

Sistematik botanik ve zooloji konusunda yetkin olan Manissadjian, toplama ve sınıflandırma konusundaki uzmanlığını müze çalışmaları için kullanıyor. Anatolia College’a geldikten sonra hiç vakit kaybetmeden Ankara’dan Trabzon’a, Kastamonu’dan Gaziantep’e araştırma gezilerinde bulunuyor. Alexander von Humboldt’tan Charles Darwin’e, her iyi doğa bilimci gibi usanmak bilmeden araziye çıkıyor, örnekleri özenle topluyor, inceliyor, sınıflandırıyor ve ardından Anatolia College’a getiriyor.

Aynı zamanda okuldaki doğa bilimleri eğitimini sınıftan araziye taşıyan Manissadjian, öğrencileriyle birlikte kurduğu botanik bahçesinde gezilere çıkıyor, öğrencilerine doğayı yerinde tanıtıyor ve örnekler toplatıyor. Özellikle kendisi çok fazla örnek topluyor ve sınıflandırıyor. Ancak yer darlığı, bilimsel düzeyde kalıcı bir sergi düzenlenmesine olanak tanımıyor. Bunun üstüne Dr. Tracy, bir kütüphaneyi de içeren doğa tarihi müzesi tertipleyerek tüm zorluklara rağmen Manissadjian’a destek çıkılmasını sağlıyor.

Anadolu’nun ilk doğa tarihi müzesine ilgi büyüktü

Kitapta yer alan kayıtlara göre 2.000 bitki, 3.002 böcek, 1.100 fosil, 900 mineral ve taşın yanı sıra değişik ağaç türlerinden özel bir sıvının içinde saklanan sürüngenlere kadar toplamda 7.000’i aşkın örnek bir araya getirilerek müze açılıyor. Bu çaba, doğası coşkun ama doğa tarihi bilgi birikimi bakımından kıt olan Anadolu toprakları için bulunmaz bir nimet adeta.

Ve bu sadece okulun öğrencilerine bilimsel katkı sunmasıyla değil, Merzifon ve çevresindeki halk kitlelerini doğa tarihiyle tanıştırmasıyla da çok kıymetli bir çabanın ürünü. O dönemde Türkiye’nin hiçbir yerinde bu kadar kapsamlı bir doğa tarihi müzesi yok. Merzifonlular da bu fırsatı iyi değerlendiriyor; Emine ve Galip Alçıtepe’nin kitapta aktardığı kayıtlara göre, Merzifon halkı, müzeye öyle büyük bir ilgi gösteriyor ki tatil günlerinde girişler biletli hale getiriliyor. Ziyaretçi sayısı haftalık 200’ü buluyor.

Manissadjian, yüksek lisansını burslu olarak Berlin Üniversitesi’nde yapmasının da avantajıyla Hollanda’dan Almanya’ya; Joseph Freyn, Otto Staudinger, Van Tubergen ve John Hoog gibi birçok önemli bilim insanıyla iletişim halinde; gerek bilgi gerekse örnek takası konusunda paylaşımlarda bulunuyor. Bununla birlikte botanik ve entomoloji camiasında tanınan ve büyük katkıları bulunan bir isim. Anadolu’da toplayıp dünyaca tanınmasına ön ayak olduğu Amasya lalesi (Tulipa sprengeri) ve bizzat ismini verdiği bir kelebek türü bile var; Axioena maura manissadjianii.

Kitabın 12. ve 95. sayfalarından, yayınevinin izniyle alınmıştır.

Sahip çıkamadığımızdan zenginliklerimizden biri daha

J.J. Manissadjian’ı çalışmalarıyla anmış olsak da ne yazık ki bugün Anatolia College Herbaryumu’ndan geriye hiçbir şey kalmamış durumda; birçok zenginliğimiz gibi bu mirasa da sahip çıkamamışız. Sadece Tarsus Amerikan Koleji’ndeki birkaç örnek ve dünyanın dört bir yanındaki herbaryumlara dağılan örnekler var, o kadar. Okul da 1916’da hastane yapılma bahanesiyle kapatılmış.

Ancak bu mirası, Emine ve Galip Alçıtepe’nin yoğun araştırmaları sayesinde okurun zihninde yaşatacak, belki yeni ve daha büyük doğa tarihi müzelerine fikir verecek bir kitap var: Paros Yayınları etiketiyle yayımlanan “Anadolu’nun Kaybolan Renklerinden Bir Doğa Bilimci: J.J. Manissadjian” eseri, rafta okurunu bekliyor. Anadolu ise onun ismini yaşatmaya devam edecek bir doğa tarihi müzesini…

Bir Cevap Yazın