KIRKYOL Kırsalda Kalkınma Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Ankara Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları bölümünden yüksek lisans tez danışmanım olan Prof. Dr. Bülent Gülçubuk’la yollarımız, yıllar sonra Diyarbakır’da, 1. Mezopotamya Gastronomi Zirvesi’nde bir kere daha kesişti.
Kendisiyle depremin, tarımsal üretim ile kırsal kalkınmada yarattığı zararı ve buna karşı geliştirmeye çalıştıkları eylem planını konuştuk. Depremden en çok yaşlıların, engellilerin, çocukların ve kadınların etkilendiğini belirten Gülçubuk, Büyükşehir Yasası’na niçin karşı olduğunu da deprem üzerinden verdiği çarpıcı bir örnekle anlattı.
Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)
- Bülent hocam, deprem felaketinin tarımda yarattığı zarara yönelik neler biliyoruz?
- Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na göre depremin tarım sektörüne verdiği zarar 1,3 milyar Dolar. Bunun yanında depremden hemen sonra arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız çalışmaya dayanarak, depremin 12.000 köyü -özellikle de 5.000 tanesini- (kırsal mahalleler dâhil) derinden etkilediğini, ayrıca en az 100.000 çiftçiyi doğrudan, 50.000 çiftçiyi ise dolaylı yoldan etkilediğini söyleyebiliriz. Frankfurt School of Finance Management araştırmasına göre de ekili (tahıl) alanlarda %40-80; dikili (meyve) alanlarda ise %50-85 verim kaybı söz konusu. Gerekli önlem ve üretme iradesi oluşmadığı durumda ise ek 3-4 milyar dolarlık bir zarar daha bunlara ekleniyor. Bir veri daha: Tarım ve Orman Bakanlığı & Frankfurt School hesaplamalarına göre 8.000 adet büyükbaş, 62.000 adet de küçükbaş hayvan depremde telef olmuş durumda. İlkinin verim kaybı 35.000 ton, ikincinin ise 1.500 ton. Yarattığı ekonomik kayıplar ise sırasıyla 40 milyon dolar ve 15 milyon dolar.

- KIRKYOL Kalkınma Kooperatifi olarak deprem bölgesinde neler yapıyorsunuz?
- BM Gıda ve Tarım Örgütü’yle (FAO) birlikte yaptığımız bu çalışmada, depremin söz konusu bölgedeki tarım ürünlerine ve tarımsal üretimdeki değer zincirlerine etkisini nasıl ortaya çıkarabileceğimiz üzerine paydaş analizleri yapıyoruz. Bunun için de depremden etkilenen altı ilimizde (Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Adıyaman, Malatya ve Elazığ’da) bitkisel üretim, hayvancılık, kümes hayvancılığı ve balıkçılık konularında tedarik zincirlerinde neler yaşandığını ve bu yaşananların ne tip sorunlara yol açtığını, paydaşların da bu konuda ne düşündüğünü araştırıyoruz. Bu düşünceleri değerlendirip analitik bir çözüm seti ortaya koymayı amaçlıyoruz.
- Şehirlerde hangi ürünlere odaklandınız?
- Bu çalışma kapsamında depremin etkilediği şehirlerdeki baskın ürünlere odaklandık. Mesela Elazığ’da balıkçılık; Gaziantep’te üzüm, pamuk, biber, tahıllar ve hayvancılık; Kahramanmaraş’ta biber, pamuk ve hayvancılık; Hatay’da balıkçılık, seracılık, sebze-meyvecilik. Adıyaman’da üzüm ve badem. Malatya’da elma, kayısı, hayvancılık ve kümes hayvancılığı. Konuyla ilgili tüm paydaşlarla konuşmalar yapıyoruz.

- Paydaşlar derken kimleri kastediyorsunuz?
- Başta depremden etkilenen çiftçiler, seracılar özellikle de kadınlar ve gençler. İkincisi çiftçi örgütleri; kooperatifler ve üretici birlikleri. Daha sonra ticaret borsaları, ziraat odaları, sanayi ve/veya ticaret odaları. Aynı zamanda büyük hayvan sahipleri; mesela 500 tane büyükbaş hayvanın olduğu barınağı çökmüş, bu insan ne yapacak… Tabii bunlar işin üretici tarafı. Bir de bu üretime girdi sağlayanlar var; gübre, tohum, ilaç satıcıları gibi. Bu kesimle de bu süreçte tedarik konusunda ne gibi sıkıntılar yaşadılar, bu sorunlar üretimlerini nasıl etkiledi? Bunları araştırıyoruz. Mesela üreticiler, “Biz ilk 1 ay gübre ya da tohum bulamadık,” dediler. Gıda sanayicileriyle de konuşacağız. Çünkü Türkiye’de işlenmiş tarımsal üretimin %10-15’i bu bölgeden karşılanıyor (du). Gıda sanayicisinin işi de bulduğu tarımsal ürünü işleyip satmak. Bu süreçte bölgeden gelemediler. Bu bölgeden gelmemek neye yol açtı, şu anda durum nasıl bunu öğrenmek gerekiyor. Mesela bölge dışına açılma mı oldu? Bu kısa vadede iyi bir şey. Ancak uzun vadede çiftçinin üreteceği ürünü kim alacak sorunu ortaya çıkıyor. Nitekim şu an narenciye de bu yaşanıyor. Bütün bunları hem üretici hem sanayici, tüm paydaşların gözünde analize tabi tutacağız.
- Bu analizin sonucunda cevabını aradığınız soru nedir?
- Kısa vadede (1 yılda) ve orta vadede (3 yılda) acil temel ihtiyaçlar neler? Buna cevap arayacağız. Ürününü satma, girdi tedariki, ucuz girdi ve sürekli iş gücü bulundurma gibi öncelikler söz konusu. Üretici ne yaparsa bunları tekrar sağlayabilir ona bakacağız. Biz bunları üst üste koyup, dediğim gibi önce bir, sonra üç yıllık çözüm seti, proaktif çözüm yaklaşımı geliştirmek istiyoruz.
- Büyük bir emek sonunda kapsamlı bir çözüm setini elde ettiniz diyelim. Peki ya gerekli adımlar atılmazsa?
- Sonucu elde ettikten sonra paydaşların da içinde olacağı bir çalıştay organize etmeyi planlıyoruz. Geleceğe yönelik ne yaparız, yapmazsak ne olur ona bakacağız. Bizim amacımız, çözüm önerilerini muhataplarına iletmek. Onlardan gelen geri dönüşlerle birlikte gerekirse çözüm setimizde düzenlemeler yapacağız. Adı geçen muhataplar ise kamu, bakanlıklar (özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı), tarım ve gıdayla ilgili STK’ler, ziraat ve ticaret odaları, kooperatifler, üretici birlikleri ve çiftçiler. Gelen yardımlar deprem bölgesine nasıl katılımcı bir yaklaşımla kullandırılabilir bunu göstermek istiyoruz. Biz elde ettiğimiz çözümü sunacağız. Gerekli adımlar atılmazsa zarar büyüyecek.

- Akut dönemin ardından gelecek bir yıl, yani kısa vade dediğiniz süre niçin önem taşıyor?
- Çiftçi diyelim ki bu yıl ekti. Önümüzdeki yıl ne yapacak? İşte ilk bir yılı atlatabilirse o üç yıl dediğimiz orta vadeli eylem planı, çiftçinin bölgede kalıcı olmasını sağlayacak. Bu noktada hayvancılık ve çok yıllık bitkiler çok önemli. Mesela süt hayvancılığı yapanlar, önündeki üç yılı görmek zorunda, yoksa süt fiyatlarından dolayı hayvanı kesime götürüyor. Tüm bunları düşündüğümüz zaman geleceğe yönelik proaktif çözüm süreci ortaya koymak gerekiyor.
- Depremin etkilediği illeri gezdiniz. Sizce deprem kırsal kalkınmayı nasıl etkiledi?
- Bu deprem, bizim kırsalla ilgili envanterimizin olmadığını ortaya çıkardı. Mesela gittiğimiz yerlerde soruyorum: Kırsal konutlara ilişkin bir veri var mı? İl sınırlarınızda bulunan köylerde kaç ev var? Bu temel sorunun bile cevabı yok. Sen bunları bilmiyorsan nasıl hizmet götüreceksin? Depremin ortaya koyduğu bir diğer durum; köylerde altyapının olmaması. Kaç köyde ev, kanalizasyon, içme suyu, sulama kanalı ve yol çalışması yapıldı? Mesela yollar o kadar dar ki kepçe giremiyor. Örneğin daha önce Malatya-Elazığ depremi oldu. 5 büyüklüğündeki depremde bile evler yıkıldı, onlarca insan öldü. Kim bunun sorumlusu! Kırsalın kurumsal sahibi yok. Çok ama yok. Çok insani bir sorundan bahsediyoruz. Depremden en çok çocuklar, engelliler, yaşlılar ve bütün bunların bakımıyla sorumlu bırakılan kadınlar etkilenmiş durumda. Kırsalda zaten bir geri kalmışlık vardı. Üretim sınırlıydı; bunun üstüne depremle birlikte girdiyi alamadılar, ahırları yıkıldı, traktörleri gitti, birçok kooperatif devre dışı kaldı, ürünlerini satmak konusunda sorunlar vuku buldu. Yerel yönetimler devreye girip bu sorunları çözmeye çalıştı. Kırsal kalkınma konusunda göç de önemli bir unsur. Depremle birlikte kaç kişi göç etti, kaçı geri dönecek kaçı dönmeyecek bunu bilmiyoruz. Hatay’da gezdiğimiz 230-240 haneli bir köydeki evlerin yarısı yıkılmıştı ve yarısı çadırlardaydı. Çadırlardaki insanların ya büyükşehirlerde gidebilecek kimsesi yok ya da sahip oldukları tek şeyleri olan hayvanlarına, tarlalarına vs. sahip çıkmak için duruyorlar. Kaç kişi var, ne yapacaklar bu verilerin ortaya çıkması lazım. Bunların hepsini üst üste koyduğumuzda kırsal kalkınmada gecikme yaşanacağını söylemek mümkün.
- Başka hangi bilgilere ihtiyacımız var?
- Bir kere en önemlisi, insanların temel ihtiyacını giderecek; kaç kişinin tuvalete, banyoya ihtiyacı var. Bunların belirlenmesi ve çözüme kavuşturulması lazım. Bununla birlikte kırsalda kaç kişi deprem yüzünden engelli hale geldi, engelliler ve yaşlılar ne durumda; bunlarla ilgili de hiçbir bilgimiz yok. Bilmezseniz hiçbir şeyi çözemezsiniz. Ve sigortalı konut, işyeri sayısı nedir, ne kadar kayıtlı değil. Kayıtlı olmayıp da yıkılanlar, hasar görenler süreçten nasıl etkileniyor, bu konudaki sorunlarla nasıl baş edebiliyor gibi bilgiler de eksik.

- Deprem bölgesindeki kadınlar ve çocuklara yönelik gözlemleriniz neler oldu?
- Depremle birlikte kadının var olan iş yükü daha da çok arttı. İster konteyner ister çadır olsun yemek yükü kadında; orada yemek yapabilmesi, çamaşır yıkaması, çocuk bakanilmesi çok zor. Su ve elektrik sıkıntılı. Kadınlar bir yandan da üretime katılıyor. Yaşam kadınlar için zaten çok zordu, iyice ağırlaştı. Zaten dezavantajlı konumda bulunan kadınların iş yükü ve manevi sorumluluğu daha da arttı. Bir de tabii kadının psikolojik dünyasından bakmak lazım. Çocuğunu doyurma ve sosyal sorumluluğu da üzerinde; e çocuğun da kendisine yönelik bir hayal dünyası var, arkadaş edinmek, oyun oynamak istiyor. İşte burada kadınlar için tam bir sıkışmışlık var. Kadının işçiliği, çalışma ekonomisindeki terimiyle “duygu emekçiliğine” dönüştü. Psikolojisi ne olursa olsun çocuğuna bakmakla, onu doyurmakla, temizlikle sorumlu hissediyor kendisini. Duygu emekçisi olmak çok ağır bir şey. Benzer şeyleri erkekler hissetse bile erkeğin iş yükü kadınınki kadar ağır değil. Hele bir de ailede yaşlı veya engelli varsa daha da ağır. Çocuklar ise okula gidemedikleri gibi internete ve bilgisayara erişemiyor. Her şeyden de önemlisi çocuklar bir travma yaşadı. Çocukların bu travmanın üstesinden gelebilmesi, kısmen de olsa bu travmayı unutabilmesi için destek verilmesi gerekiyor.
- Çözüm bakımından nasıl bir bakış açısına ihtiyaç var?
- Gıdadan eğitime, sosyallikten üretime bütüncül bir bakışa ihtiyacımız var. Biz ülke olarak disiplinlerarası çalışmayı bir türlü beceremiyoruz. Bunu başarabilmemiz lazım. Mesela biz hayvancılık ve mera temelinde bir proje yürütmüştük; projenin başlangıcında sadece ziraat mühendisi ve veteriner vardı. Sonra bir baktık ki çalıştığımız köyde çocuklar okula gidiyor ama onları geleceğe hazırlayacak, onları kazanacağımız bir faaliyet yok. Demek ki böyle bir projede bir de eğitim bilimci de lazım dedik. Kadınlar ortalıkta değil, onların sorunlarını dinlemek için de çalışma kapsamında bir sosyolog lazım. Sonra oradaki insanlar ürün geliştirmek, çeşitlendirmek istiyor. O zaman da bir gıda mühendisi lazım. Hal böyle olunca da biz iki kişi girdiğimiz projeyi on bir kişi bitirdik. Bu da konulara bütüncül bakmayı gerektiriyor işte.

- Siz Büyükşehir Yasası’nın olumsuzlukları hakkında her zaman görüşlerini açıkça dile getiren bir akademisyensiniz. Bu yasaya niye karşısınız?
- Büyükşehir Yasası, olduğu haliyle zararlı. Birincisi, bu yasa çıktıktan sonra bütün köy ve kasabaların arazi, köy konağı gibi ortak taşınmazlarına el koyuldu. İkincisi, 1.500 kasaba idari olarak kapandı; tüm binaları, alet ekipmanları ilçe belediyelerine geçti. Benim gördüğüm hiçbir ilçe belediyesi, “Yahu şu kasaba belediyesi idari olarak kapandı ama bari ekipman fiili olarak orada dursun, oranın acil ihtiyaçlarını gidermekte kullanılsın” gibi bir yaklaşıma girmedi. Büyükşehir Yasası, 1. Kademe hizmeti kaldırdı. Benim karşı olmam bu yüzden. İdarenin taşınmazlarına ve ortak üretim değerlerine el koyuldu. Mesela basına düşen bir haberdir; İzmir Bergama’da, belediye değişince bir köyde, eskiden beri köy halkı tarafından ortak kullanılan ve köyün şahsiyetine tapulu olan 600 dekar arazi satıldı. Bu yasa çıktığında idari olarak değişiklikleri yapabilirsin ama bunu fiili olarak yapma, köyün adını, yaşantısını değiştirme. Bakın kırsala hizmet götürmek için Büyükşehir Yasası gerekmiyor ya da yasayı çıkartıyorsan köyün-kasabanın idari statüsü ve kadimden beri gelen haklarıyla oynama. Görev tanımını genişlet, bütçeni artır… Şimdi sen orayı merkeze bağlayıp su sayacı tak, çöp vergisi topla, emlak vergisi al; bu sana ve köye ne kazandırdı? Haftanın belli günleri gidip çöp topluyorsun, günde bir iki defa (ki bu da her yerleşime değil) belediye otobüsü gönderiyorsun. Bu mu hizmet? Oradaki köyün kanalizasyonuna, okuluna, sosyal yaşantısına, köy peyzajına, sosyal ve beşeri sermayeyi güçlendirmeye yönelik ne yaptın? Ben bu yüzden buna karşıyım.
- Depremde bu yasanın ne gibi sorunlar yarattığını gördünüz?
- Depremin yaşandığı 11 ilde 228 tane kasaba belediyesi kapanmıştı. Örneğin Kahramanmaraş’ta Narlı Belediyesi, başkanı arkadaşımdı. Onun anlattıkları şöyle: “Nüfusumuz 7.000’den fazla idi. İki tane kepçemiz, iki kamyonumuz, iki itfaiye aracımız, iki pikap, iki jeneratör, hilti makası, balyoz, halat çekme ve yirmi bir personelimiz vardı. Bunların hepsi yasa çıktıktan sonra elimizden alındı. Sonrasında köylerimiz depremde çok büyük yara aldı. Bu ekipman elimizde olsaydı onlarca insanımız kurtarabilirdik ki, bir kişi de olsa daha fazla can kurtarabilirdik.” O halde soruyorum: Deprem yaşandı, nerede bu ekipman? Sen 50-60 kilometre uzaktaki merkezden yönet, buraya 5-10 kişi yönlendir ama ekipman yok, bu ekipmanı kasabalarda niye bırakmıyorsun? Narlı’da bir afet yaşandı, bu ekipmanı nasıl oraya sevk edeceksin? Başka örnekler de var: Hatay’da 62, Adana’da 21, Gaziantep’te 13, Malatya’da 39, Şanlıurfa’da 14, Osmaniye’de 2, Kilis’te 1, Diyarbakır’da 12, Kahramanmaraş’ta 52, Adıyaman’da 6, Elazığ’da 6 tane; yani toplamda 228 kasaba belediyesi kapatılmıştı. Ben şunu iddia ediyorum, özellikle Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay ve Gaziantep’teki bu belediyeler kapanmamış olsaydı biz yüzlerce canı kurtarmış olurduk. Bu yasa binlerce cana mal oldu. Yasa köy-kasabaları kentleştirdi ama hizmetleri eski kırsaldaki gibi bile veremedi. Depremle çok can kaybettik. Ama ihmallerden ve riskleri yönetememekten, bir gecede çıkarılan bir yasadan dolayı çok daha şey kaybettik. Daha ne diyebilirim bilmiyorum.

Merhaba;
Soruları ve yanıtlarıyla dörtdörtlük bir söyleşi. İkinizi de içtenlikle kutluyorum. Ne yazık ki her alanda olduğu gibi parçacı, günübirlik ve yüzeysel zevzeklikle geçiştirilen temel sorunlar nedeniyle insanımız göz göre tüketiliyor. Bakın, yine bir seçim sürecindeyiz ve neler tartışılıyor; yazık yazık, çok yazık !
Bu arada sayın Dr Gülçubuk incelik gösterip yöredeki ve merkezdeki demokratik kitle örgütlerinin 🤨 deprem bölgesinde yaşamın hiçbir alanında olmamaları konusuna hiç değinmemiş. Bence araştırmalarının bir boyutu da bu alanda olanlar ve olmayanlar olmalı.
Tekrar teşekkür ediyor esenlik diliyorum. Saygılarımla 🌻
Yücel Çağlar