Türkiye’de tarım, geride bıraktığımız 2025 yılında fırtınalı bir rotadan geçti. Tarımsal üretim hem iklimsel krizler hem de ekonomik faktörler nedeniyle karamsar bir tablo çizdi.
Meyve sebzeden tahıllara kadar hemen her grupta yaşanan rekolte kayıpları piyasadaki dengeleri altüst ederken, tarladaki yangın mutfaktakini harladı.
Hal böyle olunca hem vatandaş hem de çiftçi 2026 yılına tepesindeki kara bulutlarla birlikte girdi. Peki ama tablo ne kadar karanlık?
Şimdi TÜİK verileri ve sektör raporları ışığında kısa bir 2025 değerlendirmesi yapalım.
Üretim miktarlarında gerileme var
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 26 Aralık 2025 tarihinde yayımlanan 2025 yılı Bitkisel Üretim İstatistikleri’ne göre, bir önceki yıla kıyasla genel bir düşüş eğilimi gözlemleniyor. Düşüşün en az olduğu kategoriyle başlayalım:
Sebzeler: Toplam sebze üretimi, 2024 yılında yaklaşık 31,8 milyon ton civarındaydı. 2025 verisi ise bir önceki yıla göre yaklaşık %0,6 ile %0,9 arasında bir düşüş yaşandığını ve üretimin 31,6 milyon ton bandına gerilediğini gösteriyor.
Meyveler: Meyve grubu üretiminde daha belirgin bir düşüş söz konusu. 2025 yılı boyunca %2,4’lük azalış yaşandı. Geçen yıl 27,4 milyon ton olan üretim miktarı, bu yıl 26,7 milyon tona düştü.
Tahıllar ve diğer bitkisel ürünler: 2025 yılında asıl büyük kayıp, meyve ve sebzeden ziyade stratejik ürünlerde yaşandı. Bu gruptaki üretim geçen yıla (2024) göre yaklaşık 7 milyon ton azalarak 77,7 milyon tondan 70,7 milyon tona geriledi; 7 milyon tonluk kayıptaki aslan payı ise buğday ve arpada. Buğday üretimi 2025’te yaklaşık 17,9 milyon tona gerileyerek son yılların en düşük seviyelerinden birini gördü. Arpa üretimi ise yaklaşık %26 gibi çok keskin bir düşüşle 6 milyon ton bandına indi. Sadece tahıllar değil; kuru baklagiller (nohut, mercimek) ve yağlı tohumlar (ayçiçeği, soya) tarafında da üretim %11 ile %29 arasında değişen oranlarda geriledi.
Ürün bazında kritik kayıplar
Baktığımızda Türkiye’de tarımının bazı stratejik ve ihracat potansiyeli yüksek diğer ürünlerinde de “rekolte kaybının” ciddi boyutlarda olduğunu görüyoruz.
Kayısı: Özellikle Malatya ve çevresinde yaşanan don olayları ile aşırı sıcaklar nedeniyle üretimde %90’a varan kayıplar rapor edildi.
Antep Fıstığı: İklim koşulları ve periyodisite (var yılı-yok yılı) etkisiyle üretimde %60 civarında bir düşüş yaşandı.
Elma ve Zeytin: Elma üretiminde %6,7, zeytin üretiminde ise yaklaşık %11 civarında bir gerileme söz konusu oldu.
Domates ve Salçalık Ürünler: Sanayi tipi domateste maliyetler ve sözleşmeli tarım sorunları nedeniyle ekim alanlarında daralma ve buna bağlı üretim düşüşleri görüldü.
Üretimdeki düşüş nedenleri
“Olağanüstü Kuraklık”: İç Anadolu ve Güneydoğu’da baraj doluluk oranlarının kritik seviyelere inmesi, sulu tarım yapılan sebze alanlarında verimi doğrudan etkileyerek düşüşlerde önemli bir rol oynadı.
Aşırı Hava Olayları: İlkbahar sonu donları ve yaz aylarında sıklığı artan sıcak hava dalgaları meyve ağaçlarında “çiçek dökümü” ve “yanıklara” neden oldu.
Girdi maliyetleri: Tarım-GFE’deki %33-35’lik seyri göz önünde bulundurursak; gübre, mazot ve özellikle ilaçlama maliyetlerindeki artış, çiftçilerin bakım uygulamalarını azaltmasına veya üretimden vazgeçmesine neden oldu.
Üretimdeki düşüşlerin fiyatlara yansıması
2024 yılı Türkiye tarımı için verimin daha yüksek olduğu bir yıl iken, geride bıraktığımız 2025 yılı özellikle iklimsel (kuraklık ve don) nedenlerle “kayıp yıl” olarak kayıtlara geçti. Ancak tek suçlu iklim ve iklim değişikliği değil…
Her ne kadar TCMB verileri, Aralık 2025 itibarıyla taze meyve ve sebze fiyatlarında dönemsel bir gerileme sinyali verse de sıkıntılı bir yılı geride bıraktığımızı ve hem çiftçinin hem de tüketicinin bu sıkıntılarla yeni yıla girdiğini görüyoruz.
2025’te tarladaki her 100 kilo ürünün iklim ve maliyetler nedeniyle ortalama 80 kiloya düşmesi, sofradaki fiyatın sadece %20 değil, bazen %50 artmasına yol açmış durumda.
Öyle ki Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) %30’lu seviyelere gerilerken, meyve gibi belirli gruplardaki %100’ü aşan üretici fiyat artışları mutfak enflasyonunu, yani mutfaktaki yangını hissedilir kıldı.
2025’te gıda enflasyonu genel düşüş eğilimini göstermiş olsa da tarladaki yüksek üretim maliyeti (ÜFE) ve meyve-sebze grubundaki rekolte düşüşleri, fiyatların istikrara kavuşmasını zorlaştıran temel direnç noktaları olarak karşımıza çıktı.
Özellikle arzın daraldığı meyve gruplarındaki yüksek fiyatlar, tüketici için 2026’da da yüksek seyretmeye devam edeceğine işaret ediyor.
Daha az çeşit için daha fazla masraf
Tüketici olarak 2025’te “daha az çeşit için daha fazla ödeme” yapmak zorunda kaldığımız kısır bir döngüye girmiş bulunuyoruz ve maalesef bu döngüyle yeni yıla giriyoruz.
2025’te doğa bize geçen yıla göre daha az ürün verirken, çiftçinin az ürünü üretmek için ettiği masrafın da arttığını belirtmiştik. Bu iki olumsuz durum birleşince de mutfaktaki yangın sönmek yerine daha da harlandı.
Bu veriler ışığında, özellikle meyve grubundaki düşüşün 2026 yılındaki ihracat rakamlarını ve iç piyasa fiyatlarını doğrudan etkilemesinin beklediğini, sofraların temel direği tahıllarda yaşanan milyonlarca tonluk kaybın ise 2026 yılı için gıda güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendireceğini söyleyelim.
2026’nın hem dar gelirli vatandaş hem de küçük ölçekli üreticiler için yangının söndüğü bir yıl olması dileğiyle…
Yazı: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)
Not: Yazıdaki herhangi bir kısmın, referans göstermeden, başka bir mecrada yer aldığı tespit edilirse, daha önce yapıldığı gibi yasal işlem başlatılır.
