Bartın, Zonguldak ve Karabük illerinin sınırları içerisinde bulunan orman arazilerinde son 8 ayda yaşanan fırtına ve yağış gibi doğal nedenlerle büyük bir ağaç kaybı yaşanıyor. İlk tespitlere göre toplamda 400.000 metreküp ağacın devrildiği ya da hasar gördüğü belirtiliyor.
İHA‘nın haberine göre, ağaç devrilmeleri en çok 107.000 metreküplük orman emvali kaybıyla Bartın’ın Ulus ilçesinde yaşanırken Zonguldak’ın Alaplı ile Devrek ilçeleri ve Karabük’ün Yenice ilçesinin yanı sıra Dirgine, Büyükdüz ve Eğriova bölgelerinde de ciddi kayıplar söz konusu.
Yıkılan ağaçlarının türlerinin çoğunlukla köknar, kayın ve karaçam türleri olduğu bildirilirken, devrilen ağaçların “ekonomiye kazandırılmak üzere” toplanmasına yönelik çalışmalar, birçok bölgede yüzlerce personelle devam ediyor.
Konuyla ilgili açıklamaların ve gelen bilgilerin bilimsel bir temele oturmaması üzerine bir bilim insanına danışmak ve bu kayıpların olası nedenlerini irdelemek istedik. Bunun üzerine orman ekoloğu Prof. Dr. Tuncay Neyişçi, Batı Karadeniz’de yaşanan ağaç kayıplarını, “Gürtuna etkisi” odağında Gastro Eko okurları için değerlendirdi. Neyişçi’nin, yayın yönetmenimiz Batuhan Sarıcan’a yazdığı değerlendirme mektubunu sizinle paylaşıyoruz:

“Sevgili Batuhan, yaklaşık yarım yüzyıldır özellikle doğal ve sosyal süreçleri analiz etme ve değerlendirme yaklaşımımız köklü değişime uğradı. Tekil nesne incelemeden çoğul süreç (ilişki, etkileşim) inceleme aşamasına geçtik. Henüz pek farkına varamamış olsak da…
Aslında fırtına ve alışılmışın dışında iklim olgularının artacağı öngörülüyordu. Hâkim paradigma, küresel ısınma ve iklim değişimi olunca hemen her süreci bu açıdan değerlendirmek de kaçınılmazlaşıyor.
8 aylık Gürtuna etkisine bu dar açıdan bakılarak değerlendirme yapıldığını düşünüyorum. Burada fırtına, hortum ve sel, süreç bileşenlerinden sadece birkaç tanesi. Örneğin düz bir alandaki sel, toprak gözeneklerinin su ile dolmasına neden olarak köklerin oksijen erişimini engelleyip zayıflama ve ağaçların fırtınadan zarar görme olasılığını yükseltebilir.
Ağaçların fotosentez kapasitelerinin uzun dönemli düşüşü de fırtına zararını yükseltici bir etki yaratabilir. Diğer yandan genel bir kural olarak ibreli ağaçlar sel koşullarına (toprağın su doygunluğu) daha duyarlıdır. Türler arası farklılıklar da söz konusu…
Batı Karadeniz’den gelen görüntülere baktığımızda ağaçların çoğunun kökten devrildiği anlaşılıyor. Bu, sorunun kökle ve toprakla ilişkili olduğunun işareti olabilir. Ağaçlar arası dayanışma (mesafe, temas) da önemli bir konu. Belirli büyüklükteki boşluklar, Gürtuna etkisinin artmasına neden olabilir.
Sonuç olarak bazen sürekli ve güçlü rüzgârlar ağaçların, özellikle ibrelilerin yaprak ve dallarını etkileyerek geçici de olsa yaprak yüzeyi, yani fotosentez kaybına yol açarak kuraklık, rüzgâr ve aşırı sıcaklık gibi streslerden daha şiddetle etkilenmelerine yol açabilir.
Şunu da belirtmek isterim ki bölgede inceleme yapanların, yamaç meyli, fırtına yönü, devrik ağaçların konumları, etkilenen ve etkilenmeyen alanların karşılaştırılması gibi temel hususları dikkate almamış olmasını ise anlamış değilim. Belki de söz etmişlerdir de basın dikkate almamıştır.
Bir bilim insanı ve özellikle doğa bilimci doğayı okumayı bilmek zorundadır. Bu bakış açısına sahip bir bilim insanı, bu tabloları inceleyerek çok önemli ve gerçeğe yakın sonuçlar üretebilir.
Galiba işin özü bu. Doğada en büyüğünden en küçüğüne her olay ve süreç ardında bir kütüphane dolusu bilgi bırakır. Bunu okumayı öğrenmedikçe bilim insanı olunamaz. Bilgi doğaya içkin ve doğada dağınıktır. Bilim insanlarının yaptığı ve yapması gereken tek şey budur.
Keşke orada olup doğayı okuma imkânım olsaydı.”

Son 10yılda Kastamonu ve Zonguldak or.bol.müd.üretimlerinin etkisi ıle