Manyas Gölü’nün (Kuş Cenneti) korunması ve dünyaya tanıtılmasında büyük emekleri bulunan Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Arı, Manyas Gölü’ndeki son durumu ve tarihsel kirlenme sürecini, 6. Bandırma Kitap Günleri’nde açıkladı.
İlk olarak dünyada sulak alanların önemini anlatan Arı, insan yaşamı ve doğanın fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için bu alanların çok önemli olduğunu ifade etti. Buna karşın bataklık ve ‘kötü yer’ olarak görülen sulak alanlara karşı tavrın, son 50 yıla kadar bu alanları kurutmaya yönelik olduğunu belirten Arı şöyle devam etti:
“Yapılan çalışmaların bu alanların sanıldığı gibi kötü yerler olmadığı, aksine doğal dengenin sağlanmasında ve çevresinde yaşayan insanların günlük hayatını devam ettirebilmesinde çok önemli fonksiyonları olduğunun anlaşılmasıyla birlikte korunması gerektiği üzerinde duruldu.”
Manyas Gölü ve çevresine olan ilgisi, ABD, Austin’de bulunan Texas Üniversitesi’ndeki doktora çalışmaları sırasında başlayan Arı, gölle ilgili yazdığı Kuş Cenneti Milli Parkı kitabını 22 yılda tamamladığını ve derinleştikçe daha ciltler dolusu bilginin ortaya çıktığını söyledi.
“Kuş Cenneti Türkiye’nin en iyi korunan milli parkıydı”
Kuş Cenneti Milli Parkı’nın, “Türkiye’nin en eski ve etkin korunan milli parkı” olduğunu savunan Arı, 1958 yılında “milli park” ilan edilmesinin hemen ardından burada çevre düzenlemesi ile ziyaretçi merkezi yapıldığını ve düzenli alan görevlilerinin bulundurulmasıyla beraber 1960’ların başında yapılan müzenin bu savunusunu güçlendirdiğini belirtti.

Başta iyi korunmasına ve özen gösterilmesine rağmen sonraki dönemde iyi korunamadığının altını çizen Arı, bugün gidip bakılırsa gölün çevresinin kirlenmiş olduğunu, Devlet Su İşleri tarafından yapılan projelerde ekolojik faktörlerin göz ardı edildiğini ve son zamanlarda bölgede pirinç tarımının gelişmesiyle birlikte aşırı derecede gübre ve ilaç kullanımının göl ekosistemine zarar verdiğini ifade etti.
Bununla birlikte Arı, Edincik tarafından gelen derenin taşıdığı bütün tarımsal atıklar ile Bandırma Küçük Sanayi Sitesi’nin atıklarının Sığırcı Deresi vasıtasıyla göle akıtılmaya devam ettiğini ve bunun Kuş Cenneti’ni kirlettiğini belirtti. Bunca koruma çabasına ve alanında dünyaca bilinen bir milli park olmasına rağmen gölün artık iyi korunduğunun iddia edilemeyeceğini vurguladı.
Neden böyle oluyor?
Medeni bir toplumu, medeni olmayan bir toplumdan ayıran şeyin kanun ve kurallara uyma isteği, iradesi ve zorunluluğu olduğunun altını çizen Arı, kanunlar ile kurallara uymamanın bir cezası olmamasının da Kuş Cenneti Milli Parkı’nı tehdit ettiği konusunda uyardı.
Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği’ne ve çevreyi koruma yönündeki diğer düzenlemelere uyulmadığını ve bunların madencilik gibi faaliyetlerle delinmeye çalışıldığını hatırlatan Arı şöyle devam etti: “Önceliğimiz çevreyi korumak olması gerekirken, kalkınma derdine düşünüyoruz. Halbuki kalkınma ve gelişme, bizden sonraki nesillerin kaynak kullanma hakkını tehlikeye düşürmeden olmalıdır. Biz buna sürdürülebilirlik diyoruz. Kalkınma ancak sürdürülebilirlikle anlamlı olur. Bütün kaynakları tüketerek, bütün suları kirleterek kalkınma olmaz. Böyle bir anlayış bizi doğru bir yöne değil, küresel felaketlere götürür. Dolayısıyla ne yapmamız gerektiğinin cevabı, kanunlara uymak ve çevreyi öncelemektir; çevre ile kalkınma arasında bir denge kurmaktır. Ancak o zaman bu kaynakları koruyabiliriz. Bunlara dikkat etmediğimiz zaman da ekolojik felaketlerle karşılaşıyoruz.”
“Bilim insanlarının somut önerilerinin dikkate alınması gerekiyor”
Zaman içinde gölün güneyine setler, Ergili’de regülatör yapımı ve Kocagöl’ün yukarısındaki baraj yapımı gibi “su geliştirme” projeleriyle göle giren ve çıkan suyun kontrol altına alındığını ve göl salınımının azaltıldığını söyleyen Arı, gölün artık doğal bir göl olmaktan çıktığını, bir baraj gölüne dönüştüğünü ifade etti.
İnsanın doğaya müdahalesinde çok dikkatli olunması gerektiğinin altını çizen Arı, insanın doğaya yaptığı her müdahalenin doğa tarafından verilen bir cevabı olduğunu, doğanın bunu bize uzun süreçte bir ders vererek öğrettiğini söyledi.
Dolayısıyla bir müdahale yapmadan önce ekolojik etkilerinin iyi değerlendirilmesi ve bilim insanlarının somut önerilerinin dikkate alınması gerektiğinin önemini vurguladı.




“ÇED yapılmasına gerek yoktur kararları çevre felaketlerine kapı açıyor”
Son dönemde sıkça karşılaştığı bir durumu da aktaran Arı, bir bölgede doğaya yapılan insan müdahalesinin etkisinin ne olacağı anlaşılmadan “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yapılmasına gerek yoktur” kararları çıktığını ve bunun da çevre felaketlerine kapı açtığını dile getirdi.
1976’da Avrupa Komisyonu’nun Manyas Gölü’ne “A sınıfı diploma” verip vermeme değerlendirmesi yapmak üzere geldiğini hatırlatan Arı, sonuç raporundaki ifadeleri paylaştı: “Avrupa’da bu kadar temiz, bu kadar bozulmamış, bu kadar güzel bir doğa düzenini bulabilmeniz çok zor. Ancak Bandırma tarafından gelen dereye dikkat edilmezse bu göl bu dereden dolayı kirlenecektir.”
“Ve bu göl bu dereden dolayı kirlendi,” diyen Arı şöyle devam etti: “Bunu engelleyemedik, engelleyemiyoruz. Kirlilikle beraber göldeki balık türleri değişiyor. Yayın balığı gidiyor, sonrasında sazan geliyor, daha sonra şimdilerde İsrail sazanı dediğimiz istilacı bir tür göle hâkim hale geliyor. Gölün ekolojik düzeni bu şekilde bozuldukça oradaki canlı türleri de değişiyor.”
Not: Göle ait fotoğraflar Bandırma Belediyesi’ne aittir.
Prof. Dr. Yılmaz Arı’yla geçtiğimiz yıl yaptığımız söyleşi de ilginizi çekebilir.
