Tarım programları ve yazılarıyla tanıdığımız gazeteci İrfan Donat, Bandırma Belediyesi’nin düzenlediği 6. Bandırma Kitap Günleri’ndeydi. Türkiye’de tarımın durumunu, bugünkü noktaya nasıl geldiğimizi ve geleceğe dair öngörülerini aktaran Donat, bazı uyarılarda bulundu.
Üretici, sanayici veya ihracatçı kadar artık sokaktaki vatandaşın da gıda ve tarım meselesiyle ilgilendiğini ve bilgi sahibi olduğunu dile getiren Donat, ekonomi odaklı olan bu sorunun kırsaldan çıktığını, vatandaşın cebine ve mutfağına yansır hale geldiğini belirterek, “Mutfakta yangın var,” dedi.
Bir yanda üreticinin traktörleriyle yollarda protesto yaparken diğer yanda tüketicinin de “bu ürün tarlada üç lirayken neden otuz lira ödüyorum, pahalıya tüketiyorum” diye yakınmasının nedenlerini ortaya koyan Donat, bu durumu ilk olarak verimli tarım arazilerinin betonlaştırılmasına bağladı.
“23 yılda 2,5 milyon hektar tarım arazisi kaybettik”
Donat’ın TÜİK verilerine dayandırarak aktardığı bilgilere göre, 2000 yılında 26,4 milyon hektar olan tarım arazisi alanı, geçen yıl itibariyle 23,9 milyon hektara kadar gerilemiş durumda.
Topraklarımızın nicelik olduğu kadar niteliksel olarak da zayıf düştüğünü ifade eden Donat, TAGEM verileriyle topraklarımızın fosfor açısından %56, çinko açısından %50, demir açısından da %58 seviyelerinde noksanlık yaşadığını söyleyerek, “Ne kadar kimyasal gübre atarsanız atın bu noksanlığı gideremezsiniz,” diye belirtti.
Bugün gıda fiyatlarını konuşurken yarın bu gıdayı bulamama ihtimalimizin bile olduğu konusunda uyaran Donat, bunu biyoçeşitliliğin ciddi anlamda azalması, verimliliğin düşmesi, maliyet yükselmesi ve bu işin cazip olmaktan çıkmasıyla çiftçinin bu işi bırakma riskine bağladı.
“Tarımsal sulama planı yapılması gerekiyor”
Benzer şekilde iklimsel projeksiyonlarla birlikte su kaynaklarımızın 2030’a kadar %20 azalacağını aktaran Donat, bu sebeple tarım arazilerinin %79’u, nüfusumuzun ise %49’unun su yetersizliğiyle karşı karşıya kalma riski olduğunu, buna karşın suyun barajdan çıkıp bitkinin köküne ulaşana kadar yaklaşık yarısının, salma (vahşi) sulama nedeniyle heba olduğunu söyledi. Bunun için gelecek beş yıla dair bir sulama planı yapılması gerektiğini vurguladı.
10 yılı aşkın süredir tarım gazeteciliği yaptığını söyleyen Donat, “Ben gazeteciyim, olaya eleştirel bakmak durumundayım. İyi bir şey olduğunda tabii ki söylüyorum ama önümüzdeki döneme dair riskleri söylemek ve uyarıyı yapmak zorundayım. Bu benim görevim,” diye sözlerine devam etti.
“Üreticide moral bozukluğu var, emeğinin karşılığını alamıyor”
Nitelikli arazilerin zayıf olmasının yanı sıra gıdanın pahalı olmasının diğer nedenlerini iklim değişikliğinin tahrip edici etkisinin her geçen gün artmasına ve tarımda tek tip üretim yapılmasına bağlayan Donat, üretici kesimdeki moral bozukluğunu ise şu şekilde aktardı: “Ciddi biçimde emek sarf ediyorsunuz, maliyete katlanıp üretim yapıyorsunuz ve emeğinizin karşılığını alamıyorsunuz. Alamadığı zaman da üretici bu işten kopuyor. Büyük kentlere göç ediyor.”
Üreticinin geçtiğimiz yıllarda zararını bir şekilde kredi gibi finansman yollarıyla karşılayabildiğini hatırlatan Donat, artık o musluk da kapalı olduğu için çiftçinin ekonomik döngüsünü sürdürebilmesinin çok daha zor olduğunu belirterek, devlet planlamasının önemine vurgu yaptı: “Bir şeyi planlayamıyorsanız, o şeyin ayakta kalması ve sürdürülebilir olması çok zor.”
Risklerimizin çok fazla olduğu konusunda uyaran Donat, ülkelerin riskleri yönettiği zaman bunu fırsata çevirebildiğini, yönetemediği zaman da krize dönüştüğünün altını çizdi. Türkiye’de bu risklerin maalesef krize doğru gittiğini ifade etti.
Çiftçiye kulaklar tıkalı
Avrupalı çiftçilerin de maliyet ve regülasyon sorunları olduğunu belirten Donat, orada en azından kamunun çiftçileri dinleyerek düzenlemeyi ona göre yapabildiğini söyledi. Bizde ise kulakların çiftçiye tıkalı olduğunu belirtti ve ekledi:
“O yüzden Avrupa tarım konusunda yapay zekâ destekli robotik teknolojiler ve dijital tarımı gibi başlıkları konuşurken biz bambaşka bir gündemle bir kısır döngünün içinde yuvarlanıyoruz.”
Çiftçinin kavundan karpuza, patlıcandan domates, biber ve patatese neredeyse her üründe mağdur olduğunu dile getiren Donat, enflasyonun 4-6 kat arası arttığı bir yerde ürün fiyatını bir veya yarım birim artırdığınız zaman çiftçinin bu ürünü üretmekten vazgeçtiğini söyledi.
2023 yılına kadar şeker pancarı hariç hiçbir üründe etkin planlama yapılmadığını ifade eden Donat, neyse ki son dönemde bir planlamanın söz konusu olduğunu, 2028’e kadar tarımda planlı 17 ürünün belirlendiğini ve bu düzenlemenin sonuçlarını bekleyip göreceğimizi belirtti.

“Destekler enflasyon ortamında eriyor”
Tarımdaki desteklerden de söz eden Donat, bizde çiftçi ürünü hasat edip sattıktan sonra desteklerin açıklandığını, dünya genelinde ise desteklerin üretimden önce, genelde beş yıllık olduğunu ve üreticinin de planını ona göre yaptığını dile getirdi.
Donat ayrıca bu yıl ilk defa geleceğe yönelik, 2025 desteklerinin açıklandığını, bunun da iyi bir gelişme sayılabileceğini ama bu desteklerin ancak 2026 yılında alınabileceğini, desteklerin enflasyon ortamında erimesinin handikap olduğunu belirtti.
Küresel gıda enflasyonu liginde ise ilk sıralarda bulunduğumuzu söyleyen Donat, G-20 ülkelerinde Arjantin’in ardından ikinci, dünyada ise dördüncü sırada bulunduğumuzu gösterdi.
Donat, “Üç tarafı denizlerle çevrili, dört mevsimi yaşayan bir coğrafyada yaşamamıza rağmen gıda enflasyonu dünyada ilk dörtte, G-20’de ise ikinci sıradaysak bu bizim ayıbımızdır. Potansiyeli çok yüksek olan bu ülkede konuşulan en son konunun gıda enflasyonu olması gerekirdi,” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte ulaşabildiğimiz gıdanın sağlık açısından da sorunlara gebe olduğunu dile getiren Donat, AB’nin Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi’nin 2023 verilerine göre, Türkiye’yle ilişkili bildirim yapılan 359 tane sorunlu ürünün %69’unda pestisit (kimyasal zirai ilaç) kalıntısına rastlandığını; taze meyve sebzelerde rastlanan kalıntı bildirimlerinin, toplam bildirimlerin %47’sine denk geldiğini söyledi.
“Liyakatli kadrolar ile doğru strateji ve planlamalara ihtiyaç var”
Donat, bu noktada organik ürünler veya iyi tarım ürünleri almanın çözüm olabileceğini ama alım gücünün bu kadar düştüğü bir yerde organik ürünler almanın da mümkün olmadığını bildiğini dile getirerek şöyle devam etti:
“Bunu üzülerek söylüyorum; bizim önceliğimiz, beslenmekten ziyade karın doyurmaya döndü. Karşılaştığım insanlar, ‘markete veya pazara gittiğimde istediğim ürünü almak için değil, cebimdeki paranın yeteceği ürünü almak için gidiyorum,’ diyor.”
Bununla birlikte kırsal nüfusun da yaşlandığını ve gençlerin de tarımdan koparak ilçelere ve illere göç ettiğini, Büyükşehir Yasası’nın da etkisiyle üretici kesimin tüketici olmaya başladığını, köylünün bile artık yumurtasını, meyve sebzesini zincir marketlerden aldığını söyleyen Donat, bunun Türkiye’nin gıda arzı için çok büyük bir tehlike olduğunun altını çizdi.
Enseyi karartmak yerine orta ve uzun vadeli politikalar geliştirilmesi gerektiğini, liyakatli kadrolar ile doğru strateji ve planlamalara ihtiyaç olduğunu belirten Donat, bunlar kurgulanabilirse tarım ve gıda fiyatlarındaki kötü seyrin değişebileceğine inandığını söyledi.
