Sıcaklık rekorlarının kırıldığı ve aşırı rüzgarların etkili olduğu zorlu bir dönemden geçiyoruz. Ege’den Akdeniz’e, Marmara’dan Güneydoğu’ya; yeşile düşen her kıvılcım yüreğimizde derin bir yara açıyor.
Derinleşen iklim krizinin etkisiyle orman yangınlarının karakteri tamamen değişti. Her sezon sıkça karşılaştığımız aşırı ve yüksek şiddetli bu yangınlar; hızları ve yayılım güçleriyle alışık olduğumuz geleneksel söndürme yöntemlerini etkisiz bırakıyor, mevcut müdahale kapasitesinin sınırlarını aşıyor.
Tam da bu yüzden tüm dünyada bilim insanları, ekologlar ve mühendisler, orman yangınlarıyla daha etkili mücadele edebilmek için yeni yöntemler geliştiriyor.
Müdahale teknolojilerinden ekolojik arazi yönetimine kadar, dünyada öne çıkan ve farklı ülkelerde uygulanan 5 yenilikçi yaklaşımı içeren kısa bir dosya hazırladık.
Yangın Çıkmadan Önce Sıkılan Biyo-Jeller (ABD)

Geleneksel yangın söndürme yöntemlerinde kullanılan su veya köpükler, yüksek sıcaklık ve rüzgâr altında hızla buharlaşarak etkisini yitirebiliyor. Stanford Üniversitesi araştırmacılarının geliştirdiği ve yangın riski yüksek bölgelerde test edilen yeni nesil “biyo-jeller”, bitki örtüsünün üzerine uygulanıyor. (1)
Selüloz tabanlı ve çevre dostu olan bu koruyucu katman, yağmura ve rüzgâra karşı direnç göstererek aylar boyunca alanda kalabiliyor. Yangın sezonu başlamadan önce yol kenarlarına ve kritik hatlara sıkılan malzeme, alevler alana ulaştığında bitki örtüsünün tutuşmasını engelleyerek yangının başlama ve yayılma riskini düşürmeyi hedefliyor.
“Ateş Sürüleri” ile Ekolojik Yangın Bariyerleri (İspanya ve Portekiz)

Orman tabanında biriken kuru çalı, ot ve yaprak kütlesi (yanıcı madde yükü), yangın anında alevlerin hızla yayılmasına neden olan ana “yakıt” işlevi görüyor. İspanya ve Portekiz’de uygulanan Targeted Grazing (Hedefli Otlatma) projelerinde, yerel keçi ve koyun sürüleri orman sınırları ile yerleşim yerleri arasındaki kritik koridorlara yönlendiriliyor.
Doğanın müttefiki olan ve ‘Ateş Sürüleri’ (Ramats de Foc) olarak bilinen bu otlatıcılar, orman altı örtüyü kontrol altında tutarak ağır iş makinelerine ihtiyaç duymadan doğal ve ekolojik bir güvenlik hattı oluşturuyor. Bu yöntem, aynı zamanda yerel küçük ölçekli hayvancılığı da destekliyor. (2)
Dumanı Anında Tespit Eden IoT Sensörleri ve Uydular (Kanada ve Almanya)

Orman yangınlarıyla mücadelede en kritik eşik, tespit ile ilk müdahale arasında geçen süredir. Almanya ve Kanada merkezli teknoloji odaklı araştırma gruplarının geliştirdiği sistemlerde, orman tabanındaki ağaçlara karbondioksit, nem ve sıcaklık değişimlerini anlık ölçen mikro sensörler (IoT) yerleştiriliyor.
Alçak irtifa termal uyduları ve yapay zekâ algoritmalarıyla entegre çalışan bu ağ, henüz gözle görülür bir duman yükselmeden önce topraktaki ve havadaki gaz/ısı değişimlerini algılayarak erken uyarı sistemini harekete geçiriyor. Yöntem, müdahale ekiplerine sahadaki koordinatları dakikalar içinde iletmeyi amaçlıyor. (3)
Sarp Coğrafyalar İçin “Basınç Dalgalı” Şok Müdahaleleri (İsveç)

Karadan ulaşımın bulunmadığı kanyon ve dik yamaç gibi bölgelerde, yangın söndürme uçaklarının bıraktığı su, henüz hedefe ulaşmadan yüksek ısı nedeniyle buharlaşabiliyor.
İsveç’te aşırı sarp ve müdahale edilemeyen alanlarda deneysel olarak test edilen sıra dışı bir yöntemde ise alevlerin merkez noktasına hassas güdümlü basınçlı atışları gerçekleştiriliyor. (4) Patlamanın yarattığı ani basınç şok dalgası (blast wave), yangının çekirdeğindeki oksijeni anlık olarak tüketerek alevin boğulmasını ve kontrol altına alınmasını sağlıyor.
Kadim Bilgiden Gelen Kontrollü Yakma / Prescribed Burning (Avustralya)

Akdeniz ve Avustralya gibi yangınla evrimleşmiş ekosistemlerde, orman tabanında kontrolsüzce biriken yanıcı kütleyi yönetmek hayati önem taşıyor.
Avustralya yerlilerinin kadim arazi yönetimi pratiği olan “kültürel yakma” (cultural burning) geleneğinden esinlenen ve günümüzde bilim insanları gözetiminde planlı yakma (prescribed burning) adıyla uygulanan yöntemde; nem ve rüzgâr koşullarının en uygun olduğu soğuk mevsimlerde, orman altı çalı örtüsü küçük parseller halinde kontrollü olarak yakılıyor. (5) Böylece, yaz aylarında yaşanabilecek kontrolden çıkmış büyük bir yangının besleneceği “kuru kütle” güvenli zaman diliminde azaltılmış oluyor.
Not: Yazıdaki görseller, sahada uygulanan teknolojileri ve ekolojik yöntemleri görselleştirmek adına oluşturulmuş temsili çizimlerdir.
Yazıda hangi kaynaklardan faydalandık?
(1) Stanford Woods Institute for the Environment (ABD): Appel Lab & Cal Fire İş Birliği. Selüloz bazlı uzun ömürlü jel ve geciktirici sıvıların bitki örtüsüne uygulanması ve yangın önleme araştırması.
(2) Ramats de Foc / Pau Costa Foundation (İspanya): Katalonya ve Endülüs bölgelerinde uygulanan Targeted Grazing (Hedefli Otlatma) ve keçi/koyun sürüleriyle yangın önleme şeritleri oluşturma projesi raporları.
(3) OroraTech Satellite Data Services (Almanya) & Dryad Networks (Kanada/Almanya): Alçak irtifa termal mikrouydular ile orman içi IoT gaz/sıcaklık sensörlerinin erken uyarı entegrasyonu teknik dokümanları.
(4) Swedish Armed Forces (İsveç Silahlı Kuvvetleri) Technical Report: 2018 Trängslet yangınında JAS 39 Gripen uçaklarıyla gerçekleştirilen ve patlama basınç dalgasıyla (blast wave) oksijeni keserek yangın söndürme deneysel test saha raporu.
(5) European Forest Institute (EFI) & Australian Department of Agriculture, Water and the Environment: Akdeniz tipi ekosistemlerde ve Avustralya’da geleneksel “Kültürel Yakma” (Cultural Burning) ve modern “Planlı Yakma” (Prescribed Burning) arazi yönetimi rehberleri.
