Haber

Yüzlerce taban örgütü: “Gıda sisteminde radikal bir dönüşüme ihtiyaç var”

Sivil toplum kuruluşları ve yerli halk örgütleri, 25-28 Temmuz 2021 tarihleri ​​arasında gerçekleşecek BM Gıda Sistemleri Ön Zirvesi’ne karşı küresel bir seferberlik başlatıyor.

Birleşmiş Milletler’in Dünya Gıda Güvenliği ve Beslenme Durumuna İlişkin Raporu’na (SOFI 2021) göre, kronik olarak yetersiz beslenen insan sayısı 811 milyona yükseldi. Böylelikle COVID-19 salgınıyla birlikte sadece bir yılda 118 milyon insan daha kendini açlığın pençesinde buldu ve bunun daha da artması bekleniyor.

Konuyla ilgili harekete geçmek isteyen BM, Eylül’de New York’ta düzenleyeceği Gıda Sistemleri Zirvesi (UNFSS) öncesinde zirvenin odak noktaları ve sonuçlarına giden yolu belirleyeceği bir ön zirve gerçekleştiriyor. Fakat 26-28 Temmuz tarihlerinde Roma’da gerçekleşecek ön zirveyle ilgili işler yolunda gitmiyor.

“Halkın Özerk Tepkisi”

Küçük ölçekli gıda üreticileri, araştırmacılar ve yerli halklardan oluşan 300’den fazla küresel sivil toplum kuruluşu, “Halkın Özerk Tepkisi” adı altında bir araya gelerek zirveyi protesto etmek için bir dizi çevrimiçi toplantılar (25-28 Temmuz) düzenliyor.

Halkın Özerk Tepkisi tarafından yayınlanan bildiride; COVID-19 krizinin, kurumsal ve giderek küreselleşen gıda sistemlerinin halihazırda var olan derin yapısal sorunlarını daha da kötüleştirdiğine vurgu yapılırken; gıda sistemlerinin radikal değişime, her zamankinden daha fazla ve acil bir şekilde ihtiyaç duyduğunun altı çiziliyor.

Zirvenin, gezegenin karşılaştığı gerçek sorunları “göz ardı ettiğini” savunan hareket, gıda egemenliği, cinsiyet ve iklim adaleti, ekonomik ve sosyal adalet, biyolojik çeşitlilik, insan ve gezegen sağlığı ile kalıcı barışı sağlamak için insan haklarına dayalı ve agroekolojik dönüşüm talebinde bulunuyor.

Bilim insanları da karşı çıkmıştı

BM Gıda Sistemleri Zirvesi (UNFSS) bu yıl ilk defa protesto edilmiyor. Bilim insanlarından oluşan geniş bir koalisyon da geçtiğimiz aylarda konuyla ilgili çekincelerini bildirmiş, zirveyi boykot etmek için dilekçe çağrısı yapmıştı.

İmzacı akademisyenler de açlık, obezite ve sürdürülemez gıda sistemlerine karşı agroekolojik yöntemlerin benimsenmesi önerisi yaparken zirve gündeminin kapsayıcı bir kitle tarafından değil de dünyanın en büyük 1000 şirketi tarafından oluşturulan Dünya Ekonomik Forumu Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ile Bill ve Melinda Gates Vakfı tarafından belirleniyor olmasına karşı çıkıyor, yerli toplulukların sesinin dinlenmemesine tepki gösteriyordu.

Binlerce paydaşı bir araya getiren Halkın Özerk Tepkisi de BM Dünya Gıda Güvenliği Komitesi (CFS) ve Üst Düzey Uzmanlar Paneli (HLPE) gibi mevcut demokratik gıda yönetişim modellerine daha fazla katılım talep ediyor. Katılımcılık konusunda CFS’nin “hakkını veren” harekete göre BM’nin üzerinde baskı kuran şirket çıkarlarına bağlı olan UNFSS, CFS’nin iyi niyetini de tehdit ediyor.

“Orantısız bir şekilde kurumsal aktörlerin etkisi altında”

Karşı seferberlik, zirvenin gıdaya yaklaşımı hakkındaki endişeleri de yansıtıyor. Harekete göre bu zirve bir “Halk Zirvesi” ve “Çözümler Zirvesi” olarak anılmasına rağmen, UNFSS daha çok kurumsal unsurların katılımını kolaylaştırıyor; sürdürülemez küreselleşmiş değer zincirlerini ve tarım ticaretinin kamu kurumları üzerindeki mutlak etkisini teşvik ediyor.

Zirve, “orantısız bir şekilde kurumsal aktörlerin etkisi altında” olmakla suçlanıyor. Hal böyle olunca da zirveye karşı çıkan binlerce insan, bu zirvenin şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarından yoksun olduğunun altını çiziyor. UNFSS’nin açlık, iklim ve sağlık krizleriyle başa çıkmak için gereken gerçekçi çözümlerden uzak olduğunu belirtiyorlar.

Küreselleşmiş ve sanayileşmiş gıda sistemlerinin, çoğu insanı başarısızlığa uğrattığını belirten paydaşlar, COVID-19 salgınının durumu daha da kötüleştirdiğini ifade ederek yapısal güç asimetrilerini, kırılganlığı ve adaletsizliği iyice ortaya çıkardığını söylüyor.

COVID-19 salgınıyla birlikte 118 milyon kişi daha kendini açlığın pençesinde buldu. Taban örgütleri, daha adil, kapsayıcı ve gezegenimizin karşılaştığı sorunları dikkate alan bir gıda sisteminin gerekliliğini ortaya koydu.

Adil, kapsayıcı ve gerçekten sürdürülebilir bir gıda sistemine dönüşüm isteniyor

UNFSS’ye karşı yapılan protestoda yer alan milyonlarca insan arasında kadınlar, gençler, yerli halklar, topraksızlar ve göçmenlerden oluşan köylüler, çiftçiler, çobanlar, balıkçılar ve diğer gıda-tarım işçileriyle birlikte bilinçli tüketiciler de var. Kurumsal gıda sistemlerinin adil, kapsayıcı ve gerçekten sürdürülebilir bir gıda sistemine doğru radikal bir şekilde dönüştürülmesini talep ediyorlar.

“BM Gıda Sistemleri Zirvesi 2021’e katılmamak için 7 neden” başlığı altında toplanan maddelerde; UNFSS’nin aşırı işlenmiş gıdaları, ormansızlaşmayı, endüstriyel hayvancılık üretimini, pestisitlerin yoğun kullanımını ve meta monokültürlerini teşvik eden endüstriyel gıda sistemlerini desteklediği belirtiliyor. Böyle devam ederse toprak bozulması, su yollarının kirlenmesi ve biyolojik çeşitlilik ile insan sağlığı üzerindeki geri dönüşü olmayan etkilerin büyümeye ve hasara yol açmaya devam edeceği konusunda da uyarı yapılıyor.

Harekete göre, UNFSS tarafından lanse edilen “yanlış çözümler” arasında sürdürülebilirlik planlarının başarısız modelleri, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ve biyoteknoloji gibi riskli teknolojileri içeren “çözümler” ve tarımın yoğunlaştırılması yer alıyor.

Bu tip bir sistemin, ne gerçek anlamda sürdürülebilir ne de küçük ölçekli gıda üreticileri için hesaplı olduğunun altı çiziliyor. Söz konusu çözümlerin arazi ile doğal kaynak gaspını, kurumsal gücün kötüye kullanılmasını ve ekonomik eşitsizlik gibi yapısal adaletsizlikleri de ele almadığının altı çiziliyor.

Çözüm: Agroekoloji ve Gıda Egemenliği

Zirve ile paralel başlatılan karşı seferberlik, küçük ölçekli gıda üreticilerinin ve işçilerin gerçeklerini, gıda sistemlerinin insan haklarına dayalı ve agroekolojik dönüşümüne ilişkin vizyonlarını paylaşıyor. Gıda egemenliğinin, küçük ölçekli sürdürülebilir tarımın ve geleneksel bilginin önemini vurguluyor. Doğal kaynakların, işçilerin, yerli halkların, kadınların ve gelecek nesillerin haklarına sahip çıkıyor.

Hareket, tartışmalarda kurumsal suistimaller için bağlayıcı kurallar belirlenmesi, pestisit kullanımına son verilmesi ve bir bilimsel yöntem olarak agroekoloji gibi gerçek çözümlere odaklandığını belirtiyor.

Adil olmayan ekonomik sisteme karşı bir direniş biçimi sunan agroekolojik tarımın, yerel ihtiyaçlara, geleneklere, topraklara ve iklimlere uyum sağladığına vurgu yapılırken sayısız uzmanın onayladığı gibi agroekolojinin beslenmeyi iyileştirdiği, yoksulluğu azalttığı, cinsiyet adaletine katkıda bulunduğu, iklim değişikliğiyle mücadele ettiği ve tarım arazilerini zenginleştirdiğinin altı çiziliyor.

Gıda Sistemlerini Dönüştürmek için Halkın Karşı Hareketi’nin “Zirve Karşıtı Programı” şu şekilde:

25 Temmuz: Küçük ölçekli gıda üreticileri ve halkın sesini yükselten küresel bir sanal miting.

26 Temmuz: COVID-19 salgını bağlamında açlık ile iklim krizleri ve zirvede yönetim ve bilimin, kurumsal olarak ele geçirilmesine dair halka açık yuvarlak masa tartışmaları.

27 Temmuz: Halkların gıda sistemleri hakkındaki sunduğu alternatifler ve vizyonlar üzerine 15 sanal oturum.

28 Temmuz: Eylül ayında UNFSS’ye meydan okumanın yolları üzerine nihai bir açıklama ve tartışmanın yapıldığı bir kapanış paneli.

Kaynakça:

https://reliefweb.int/report/world/hundreds-grassroots-organisations-oppose-un-food-systems-summit
https://www.foodsystems4people.org/about-2/
https://agroecologyresearchaction.org/scientists-boycott-the-2021-un-food-systems-summit/

Bir Cevap Yazın