Yazı

Olimpiyatların ekonomik ve ekolojik zararı ne düzeyde?

Tokyo 2020’de geri dönüştürülmüş karton yataklar ve e-atıklardan dönüştürülmüş madalyalar kullanılsa bile ekolojik zararı çok büyük; oyunların, COVID-19 salgını sebebiyle seyircisiz olarak düzenlenmesi ve birçok sponsorun çekilmesi sebebiyle ülke ekonomisine bindireceği yük de ağır. Gastro Eko olarak bir yeşil aklama örneği olan Tokyo 2020’nin ekonomik ve ekolojik zararını masaya yatırıyoruz.

Japonya halkının %78’inin olimpiyatlara karşı olduğunu biliyoruz. Ipsos’un “Salgın henüz bitmemiş olsa bile olimpiyatlar yapılmalı mı?” sorusuna verilen “Hayır” cevabının oranı bu. Bu isteksizliğin ilk büyük nedeni, ekonomik kaygıların insan sağlığına tercih ediliyor olması. İkinci ve çok da gündeme gelmeyen diğer nedeni ise ekolojik zararıyla ilgili. İlk nedenle başlayalım.

11.000’den fazla sporcu ve bunun 7-8 katı kadar katı kadar da takım çalışanı, destek hizmetlisi ve basın mensubunun olimpiyat köyünde bir araya gelecek olması, COVID-19 salgını henüz bitmemişken ve virüs yeni varyantlarıyla hastanelerin acil servislerini kasıp kavurmaya devam ederken büyük bir endişe kaynağı.

Ekonomik yükü ağır

Bir yıl ertelenen olimpiyatların düzenlenmesine karşı çıkılmasında, ardında bırakacağı ekonomik yük büyük bir rol oynuyor. Japon hükümeti ve halkı, İstanbul ile Tokyo’nun finale kaldığı yarışmada zarftan Tokyo’nun çıkmasına çok sevinmişti. Tabii biz de üzülmüştük. O günlerde kim bilebilirdi ki bir salgın meydana gelsin.

Japon Bankası (BOJ), 2016’da hazırladığı raporda, Japonya hükümetinin 20 milyon turist beklediğini yazacaktı. Buna bağlı olarak da Tokyo 2020’nin kısa ve uzun vadede ekonomiye 100 milyar dolardan fazla gelir getirmesi, 2 milyon kişilik de bir istihdam artışı sağlaması bekleniyordu. Turizm ve çeşitli projeler bunu mümkün kılacaktı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı.

Önce olimpiyatlar bir yıl ertelendi ki bunun ekonomik maliyeti, Mart 2020’de yaklaşık 7 milyar dolar olarak hesaplandı. Bir yıl sonra seyircisiz olarak düzenleme kararı ise daha büyük bir zarar anlamına geliyordu. Kansai Üniversitesi’nde teorik ekonomi profesörü olan Katsuhiro Miyamoto’nun Tokyo 2020’yi kapalı kapılar ardında tutmanın ekonomik etkisini hesapladığı çalışmasında, olimpiyatların seyircisiz düzenlenmesinin, Japonya için 23,1 milyar dolar ekonomik kayba yol açacağını tahmin ediyordu. (Asıl tablo, olimpiyatların ardından ortaya çıkacak.)

Fakat Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) her şeye rağmen olimpiyatların düzenlenmesini istiyordu. Çünkü onları da sıkıştıran yayın ihale sözleşmeleri ve sponsorluk anlaşmaları vardı. Halihazırda bazı büyük şirketler televizyon reklamlarını geri çekmişti bile.

Olimpiyatlar, tüm belirsizliklere ve ülke ekonomisine darbe vuracağı biline biline, sağlık yerine ekonomik kaygılar ön plana alınarak Temmuz’un son haftasındaki açılış seremonisiyle başladı. Sonuçta halk (ve gizliden gizliye hükümet de) bunu istemiyor olsa da IOC ne dediyse o oldu. Maddi tazminat yükü daha ağır olacak bir sözleşme nedeniyle tüm taraflar, olimpiyatların düzenlenmesine “seve seve” razı oldu. Şimdi gelelim olimpiyatların çevreye nasıl zarar verdiğine.

Kansai Üniversitesi’nde teorik ekonomi profesörü olan Katsuhiro Miyamoto, olimpiyatların seyircisiz düzenlenmesinin, Japonya için 23,1 milyar dolar ekonomik kayba yol açacağını tahmin ediyor.

Olimpiyatlar çevreye nasıl zarar veriyor?

Büyük kurum ve kuruluşların, çevreye zarar verirken insanların ilgisini daha küçük yeşil icatlara çevirerek göz boyamasına yeşil aklama (greenwashing) deniyor. Tokyo 2020’nin “gelmiş geçmiş en yeşil olimpiyat” olarak lanse edilmesi de şüphesiz bir yeşil aklamaydı. PR çalışması iyi yapılmıştı.

Sporcuların kazanmak için ömürlerini adadıkları olimpiyat madalyaları, kullanılmış elektronik cihazlardan (e-atıklardan) çıkarılan değerli metallerden elde edilmişti. Madalya törenleri için çıktıkları podyum da geri dönüştürülmüş plastiktendi. Sporcuların olimpiyat köyündeki yatakları bile “yüksek dirençli hafif karbon” olarak anılan kartondan yapılmıştı. Hidrojen yakacak olan olimpiyat meşalesi de bu yeşil aklamadan nasibini almıştı; Fukushima felaketinden sonra kullanılan geçici konuttan geri dönüştürülmüş bir alüminyumla hazırlanmıştı. Sözün özü güzel bir göz boyama örneğine tanıklık ettik, tebrik ediyoruz!

İsviçre Lozan Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Sven Daniel Wolfe de durumun vahametini gözler önüne seriyor. Olimpiyatların ekonomik, ekolojik ve sosyal adalet konusundaki sürdürülebilirliği üzerine çalışan Wolfe’nin son raporu şu ifadelerle son buluyor: “Ne yazık ki veriler, sürdürülebilirliğin 1992’den 2020’ye kadar tüm kalemlerde azaldığını gösteriyor.” Wolfe, organizatörlerin bazı çabalarını yerinde bulsa da kurumsal kâr ve gayelerin olduğu bir yerde sürdürülebilirliğin her zaman “arka koltukta” oturduğunu söylüyor.

Daha az karbon salacak ama…

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’nın (WWF) Japonya’daki iklim ve enerji projesi lideri olan Masako Konishi, oyunların bir sürdürülebilirlik planı olduğunu ve planın bazı bölümlerinin diğerlerinden daha iyi olduğunu kabul ediyor. Tokyo 2020’nin iklim değişikliğini dikkate alma açısından “şimdiye kadarki en iyi olimpiyat” olduğunu belirtiyor. Aynı zamanda Tokyo Olimpiyatları Sürdürülebilirlik Komitesi’nin de bir üyesi olan Konishi, “Tokyo 2020 için gereken fazla elektrik %100 yenilenebilir enerji olacak. Bu da gelecekteki olimpiyatlar için çok iyi bir rol model olabilir,” diyor.

Her ne olursa olsun, oyunların düzenlenmesiyle birlikte ulaşımdan gıdaya kadar her noktada iklim değişikliğine neden olan zararlı sera gazı emisyonu artışının, gezegende daha fazla zarara neden olacağı gerçeği değişmiyor. Özellikle de dünyanın dört bir yanından binlerce sporcu ve diğer görevlilerin Tokyo’ya uçması, büyük bir karbon ayak izi bırakıyor. Konishi, bunun “karbon dengeleme” yapılarak düzeltildiğini ve bu haliyle Tokyo 2020’nin ilk “karbon negatif” olimpiyat olduğunu savunuyor.

Organizatörler, Tokyo 2020’de ortaya çıkacak karbon emisyonlarının hem Londra hem de Rio’da düzenlenen olimpiyatlardakinden önemli ölçüde düşük olacağını, 2,73 milyon tondan fazla CO2 salmayacağını söylüyor. Bu rakam Londra’da 3,3 milyon ton, Rio’da ise 4,5 milyon tondu. Ancak yine de “karbon sıfır” olduğu iddia edilemez. Bunun yerine “karbon dengeleme” gibi bir üçkağıt kullanılarak “karbon negatif” ifadesi kullanılıyor.

Karbon dengeleme, bir yerde çevreye zarar veren bir uygulama yaparken neden olduğunuz zararı başka bir yerde yeşil aklamayla nötrlemek anlamına geliyor. Mesela yaptığınız bir uçak yolculuğu için bilmem kaç tane ağaç diktiriyorsunuz veya bir yenilenebilir enerji firmasına bağış yapıyorsunuz. Yemezler tabii ki! Çünkü bu da bir çeşit yeşil aklama; dünyanın başka bir yerine ağaç diktirmek, salınan emisyonları ortadan kaldırmıyor.

Olimpiyat genelinde ihtiyaç duyulan kerestenin tedariki ve dağıtımı da ayrı bir sorun. Tokyo’daki olimpiyat stadyumunun yapımından kullanılan kontrplakların izini süren Rainforest Eylem Ağı’ndan (RAN) Hana Heineken, “Olimpiyat organizatörlerinin tedarik ettiği Endonezya kontrplaklarının çoğunun, palm yağı tarlalarına dönüştürülen yağmur ormanlarından geldiğini bulduk,” diye açıklıyor. Böyle bir dönüşüm, nesli tükenmekte olan orangutanlara ev sahipliği yapan, dünyadaki en eski ormanlardan bazılarını yok ediyor. “Bütün bunlar ne içindi?” diye soruyor Heineken, “Endonezya’daki yağmur ormanlarının yok olmasına göz yummaya değer miydi? Bizim görüşümüz, bunun gerçek bir israf olduğu yönünde.”

2,70 milyon tondan fazla karbon emisyonuna neden olacak Tokyo 2020’nin daha ilk gününde, gıdanın da %40’ı ziyan edildi. Resmi otorite de bunu kabul etti.

Gıda ziyanı da ayrı bir sorun

Tokyo’daki olimpiyat köyündeki iki büyük yemekhane, günün her saatinde binlerce sporcu ve çalışan için 700’den fazla menü seçeneği sunuyor. Günlük 48.000 öğün yemek servis edildiği tahmin ediliyor. Olimpiyat oyunlarındaki sporculara sunulan yemekler, sıkı beslenme kurallarını baz alan son derece sağlıklı yemekleri akla getiriyor. Ancak olimpiyat köylerindeki yemekhane yerleşkesinde konuk sporculara sağlanan gıdanın miktarı, çeşitliliği ve hatta sağlıksızlığı akıllara durgunluk veriyor.

Fast food zincirleri bile bugüne kadar olimpiyatlarda yer almış durumda. Sporcular junk food olarak adlandırılan birçok sağlıksız gıdaya erişim sağlayabiliyor. Bununla birlikte abur cuburdan dünyanın dört bir yanından sunulan yerel ülke mutfaklarına kadar geniş bir menü çeşitliliği söz konusu. Malzemelerin, organizasyonun düzenlendiği ülkeye gelmesinin ve pişirme yöntemlerinin yarattığı karbon emisyonu bir yana, bir de avcılık faaliyetlerine göz yuman bir yanı da var. Mesela Lillehammer’daki Kış Olimpiyatları’nda Norveç ren geyiği bile servis edilmişti.

Az önce kendisinden bahsettiğimiz Konishi ise bu noktada, Tokyo olimpiyatlarının, sürdürülebilirlik konusunda zayıf kaldığı bir noktayı açıklıyor. Katılımcılara sunulan deniz ürünleri içeren yemeklerin, aşırı avlanma ürünü olduğunu belirtiyor. Komite ise bu tip gıda ürünlerinin çok az olduğunu açıklayarak kendisini savunuyor.

Açılış seremonisinde gıdanın %40’ı ziyan edildi

Olimpiyat köylerindeki gıda ziyanı da işin bir başka boyutu. Sürdürülebilir bir toplum yaratmayı amaçlayan kâr amacı gütmeyen kuruluş Genki Net’in başkanı Yuko Sakita tarafından yürütülen bir araştırmaya göre, Londra’da düzenlenen 2012 Olimpiyatları ve Paralimpik Oyunları sırasında 2.443 ton gıda atığı meydana gelmişti. Bu miktarın %21’inin depolama sırasında çürüyen yiyecekler, %34’ünün artıklar ve %45’inin de hazırlık sırasında atılan yiyecekler olduğu düşünülüyor.

Tokyo da Londra’nın peşinden gidiyor. Olimpiyat organizatörleri, yaklaşık 4.000 gıda kutusunu boşa harcadıklarını itiraf ediyor. Üstelik bu sadece açılış seremonisi gününe ait bir ziyandı; gönüllülere verilmek üzere önceden sipariş edilen pirinç veya erişte, balık veya et, turşu ve pişmiş sebzeler içeren 10.000 bento gıda kutusunun %40’ı ziyan edilmişti.

En büyük sürdürülebilirlik amaçlarından birinin, “doğal kaynak israfını en aza indirmek” olduğu Tokyo 2020’de, Nobel Ödülü sahibi Wangari Maathai’nin “Mottainai” kelimesine dayanan atıkla mücadele felsefesi temel alınıyordu. Japoncada “Mottainai” kelimesi, bir şey israf edildiğinde yaşanan pişmanlık ifadesine karşılık geliyor. Gelinen noktada bu pişmanlık had safhada olsa gerek; Çünkü daha açılış gününde tüm mekanlarda yaklaşık %20 ila %30’luk bir yiyecek fazlası olduğu açıklandı. Üstelik bu sadece ilk günün, görülen gıda ziyanı tablosuydu.

Organizasyon Komitesi Sözcüsü Masanori Takaya, basında çıkan haberleri doğruladı ve söz konusu gıda ziyanından dolayı basın toplantısında özür diledi. Peki organizasyonun neden olduğu tüm ekolojik ve ekonomik tahribattan dolayı kim özür dileyecek? Dilenen özür, harcanan doğal kaynakları yerine getirecek mi?

Yazı: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)

Kaynakça:

https://www.ipsos.com/ipsos-mori/en-uk/2020-summer-olympics-perceptions

https://www.statista.com/statistics/1096900/japan-estimated-economic-impact-tokyo-2020-olympics-and-paralympics/

boj.or.jp/en/research/brp/ron_2016/data/ron160121b.pdf

https://www.japantimes.co.jp/news/2021/01/23/business/economy-business/tokyo-olympics-losses-cancel/

https://www.npr.org/2021/07/06/1013496227/theres-work-to-do-if-the-olympics-actually-wants-to-be-environmentally-friendly

https://www.independent.co.uk/climate-change/news/tokyo-olympics-2021-climate-change-b1885491.html

https://www.eatthis.com/news-olympians-reveal-what-food-is-like-at-games/

https://mainichi.jp/english/articles/20170604/p2a/00m/0na/003000c

https://www.japantimes.co.jp/news/2021/07/28/national/opening-ceremony-wasted-food/

Bir Cevap Yazın