Söyleşi

Ceren Özcan Tatar: “Ekolojik sorunlardaki etkimizi azaltabilmek için atıksız yaşamalıyız”

Atıksız yaşamayı alışkanlık haline getirmenin yanı sıra bu konuda toplumsal bilinç oluşturmaya yönelik çaba sarf eden bir isimle birlikteyiz; Ceren Özcan Tatar’ın konuyla ilgili Yeni İnsan Yayınevi’nden çıkan bir kitabı (Atıksız Yaşam: Değerlerini Yaşamının Yolu) ve bir YouTube kanalı var. Ayrıca Instagram’da Atıksız Minimalist sayfasını yönetiyor ve Greenvibes’ın da kurucularından biri.

Kendisine aklımıza takılan soruları sorduk; niçin atıksız yaşamamız gerektiğini sade bir dille anlattı ve herkes tarafından uygulanabilecek kadar basit ve etkili çözüm önerileri sundu. Bu söyleşinin, siz farkında bile olmadan çevreye zarar veren bazı alışkanlıklarınızı değiştirmesini ve daha sürdürülebilir bir yaşama kapı aralamasını umuyoruz.

Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)

  • Toplumda “atıksız yaşam” bilinci oluşturma gayesiyle hareket eden Atıksız Minimalist isimli bir Instagram hesabınız var. Dilerseniz buradan başlayalım; nasıl başladı, bugünlerde neler yapıyorsunuz?
  • Atıksız Minimalist hesabımda atıksız yaşam pratiklerini paylaşarak başladım. Hâlâ kendi deneyimlerimi zaman zaman aktarıyorum, gönderi ve videolarla farklı öneriler sunuyorum. Bunun yanında ekolojik olarak sorunlar neler, çevreye ilişkin kavramların anlamları ve önemli gelişmeler hakkında gönderiler hazırlıyorum. Son zamanlarda sayfam için benimsediğim misyonlardan biri de küçük ve ekolojik yaşamı destekleyen, mümkünse yerli üreticileri desteklemek. Bu anlamda kendi aldığım ya da bana hediye gelen ürünleri deneyerek takipçilerime deneyimlerimi anlatıyorum.
  • Dakika başına neredeyse bir milyon pet şişenin atık haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Hal böyleyken “ben matara taşısam ne olacak” diyen âtıl bir düşünce yapısıyla karşı karşıyayız. Toplumu bu ataletten kurtarabilmek adına soruyorum: Bir kum tanesi, kumsalı nasıl değiştirebilir?
  • Temeli çok yanlış zemine kurulmuş bir düşünce aslında bu. Mevcut ekonomik düzen, yani doğrusal ekonomi bireylerin tüketim tercihlerine çözüm üretirken kâr etmeyi amaçlamış bir düşünceden geliyor. Bireylerin tüketim tercihleri kolay, zahmetsiz, pratik olandan yana olduğu sürece pet şişelerde sular, poşetlere, straforlara ve streç filmlere sarılı meyveler ile plastik içinde ekolojik ayak izi çok büyük olan hayvansal gıdalar üretilmeye devam edecek. Bu noktada bireyin gücü ortaya çıkıyor. Her birimizin alışveriş seçimleri bir oy niteliği taşıyor. Poşet ya da pet şişe tercih eden biri, piyasaya ya da üreticilere, “bunu üretmeye devam ederseniz ben de almaya devam ederim,” demiş oluyor. Öte yandan pet şişeyi reddedip matara alan ya da zor durumda kaldığında cam şişe tercih eden biri, “pet şişe üretmeye devam ederseniz zarara gireceksiniz çünkü ben cam şişe kullanıyorum,” demiş oluyor. Bu açıdan bakınca aslında her bir insanın etkisi paha biçilemez derecede önemli. Hâlâ etkisiz olduğunu düşünenler eminim olacaktır. Ancak büyük tekstil markalarından tutun temizlik malzemeleri üreticilerine kadar ekolojik seçenekleri, geri dönüşümü, ayak izini vurgulayan ve bu konuda çabalar gösterenler veya marketlerde ekolojik deterjan ve vegan gıda köşeleri yapanlar, bunu bir anda akıllarına geldiği için değil, bu konuda talep olduğu için bu değişimleri başlattılar. Yoksa neden mevcut üretim düzenlerini maliyet oluşturduğu halde değiştirsinler ki?
  • Haklısınız. Peki atık konusundaki mevcut duyarsızlığı neye bağlıyorsunuz? Bunun nedeni, çocuklukta evde ve okuldaki eğitim-öğretim eksikliği olabilir mi? Bugün aileler çocuklarını bu konuda nasıl bilgilendirmeli?
  • Bence atık konusu, başta eğitim olmak üzere gündelik hayatımızda hiç yer edememiş bir konu. Ama suçu yalnızca eğitime atmak hatalı olur. Ekoloji artık özel okulların okul müfredatlarına girmeye başladı. Geri dönüşüm de aslında uzun süredir müfredatta yer alıyor. Fridays for Future ve Youth For Climate ekipleri iklim krizinin müfredata girmesi için bir imza kampanyası başlattı. Yani bu konuda tabandan bir talep var, yakında bu değişimi göreceğiz. Ancak müfredatın bir başına değişmesi yeterli değil. Çocuklar uygulamayla öğreniyorlar. Bu nedenle eğitim kurumları kompost ve atık ayrıştırma, geri dönüşüm konusunda sistemler kurmalı. Bunu yapan çok kıymetli okul ve öğretmenler var ne mutlu ki, ama tüm ülkeye yaygınlaşmış durumda değil. Bu noktada ebeveynlere büyük rol düşüyor. Evde atık ayrıştırma ve kompostu, tüketimlerimizin, tercihlerimizin dünyaya etkisini hem uygulayarak hem de bu konuda yazılmış hikâye kitaplarından destek alarak çocuklara aktarabilirler. Ama iş çocuklarla bitmiyor. Ülkemizin mevzuatında, Anayasa’dan başlayarak yönetmelik ve tebliğlere kadar aslında çevrenin korunması ve atıkların yönetilmesine ilişkin sistemler kurgulanmış durumda. Çevreyi kirletmenin para cezası var. Atıkları uygun şekilde kaynağında ayrıştırmamanın hem bireylere hem de kirliliğe sebep olan sanayi kuruluşlarına ağır yaptırımları yasal olarak kurgulanmış. Ancak ne yazık ki bu kurallar ve cezalar uygulanmıyor, bırakın bu anlamda sürekli izleme yapılmasını şikayetler bile takip edilmiyor. Tüm ilçe belediyeleri atık ayrıştırmasını ve dönüşümünü yönetmekle ve yürütmekle sorumlu ama bu konuda çabalayan insanların emekleriyle dalga geçer gibi organik atıklarla geri dönüştürülebilir atıkları bir arada toplayıp gidiyorlar. Bireyler kadar kurumların da sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekiyor aslında. Yasaların, kuralların ve cezaların uygulanması, yönetmeliklerin hayata geçirilmesi gerekiyor.
  • Bireysel olarak atıksız bir yaşam sürdürmek, gezegenimiz ve insanlık açısından neden önem taşıyor? Niçin atıksız yaşanmalı?
  • Atıksız yaşam yalnızca atıklarımızla değil dünyaya etkimizle ilgili bir konu. Amaç, atıklar başta olmak üzere dünyaya etkimizi azaltmak. Sanayi devriminden bu yana sürdürdüğümüz alışkanlıklarımız, atmosferde daha önce -volkanik patlamalarda bile- görülmemiş derecede sera gazı birikmesine, bu da bizim yaşamımızı sağlayan örtünün, yaşamımızı tehdit edecek derecede ısınmasına sebep oldu. Bugüne kadar ne üretim aşamasında dünyaya bırakılan kirlilik ne de tüketim sonrası atıkları oluşturduğu sorunlar önemsendi. Ama artık bu konuda bilimsel çalışmalar bizlere etkimizi azaltmamızı söylüyor. Son IPCC raporu, yaşanan küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğunu açıkça ortaya koydu. Küresel ısınma indeksine göre insan kaynaklı ısınma 28 Eylül 2021 için 1,24 derece. Isıma 1,5 dereceye geldiğinde yaşanacak felaketler için David Wallace-Wells’in Domingo Yayınevi’nden Türkçesi yayınlanan Yaşanmaz Bir Dünya kitabının okunmasını öneririm. Ama kitabı okumadan önce biraz çevre gözlemi bile olacakları anlamaya yeterli olur. 1,24 derecelik ısınmayla afet boyutunda yangınlarla mücadele etmeye başladık. Yaz mevsiminin süresi uzadı, bu da hem yağışların azalmasına sebep oldu hem de paralel olarak kuraklık yaşatmaya başladı. Kuraklık düşünüldüğünden çok daha ciddi bir konu, birkaç sene içinde nüfusun büyük çoğunluğu temel gıdalara erişme konusunda ciddi sorunlar yaşayacak, mevcutta yaşanan gıda fiyatlarındaki artış bunun sinyalini vermeye başladı bile. Öte yandan yangınlar gündemimizdeki en önemli konuyken, yazın en sıcak günlerinde Karadeniz’de onlarca canın kaybına sebep olan seller, taşkınlar yaşandı. İşte tüm bunların önüne geçebilmek, bunlara sebep olan ekolojik sorunlardaki etkimizi azaltabilmek için atıksız yaşamalıyız.
  • Atık denildiğinde ilk akla gelenler, genelde tek kullanımlık plastikler oluyor. Bunu da sadece market poşeti, pet şişe ve dışarıda aldığımız kahve-çayların bardakları olarak görüyoruz. Halbuki her kargonun tek kullanımlık plastik poşetle geldiğini veya marketten aldığımız neredeyse her gıda ürününün tek kullanımlık plastik dağları yarattığının pek de farkında değiliz. Toplumda bu bilinci oluşturmak için neler yapılmalı?
  • Biz Nil (Ormanlı Balpınar) ile Greenvibes’ta verdiğimiz eğitimlerde ilk olarak çöplerin listesini tutma ödevi veriyoruz. Çöpe atılan her bir atığı listeye yazıp ardından onları organik, geri dönüşebilir ve geri dönüşemeyen olarak gruplandırınca ciddi bir farkındalık oluşuyor. Bu farkındalığı edindikten sonra alternatifler neler olabilir biraz düşünmek gerekir. Ben ve benim gibi atıksız yaşamı anlatmaya çalışan arkadaşlarım, tek kullanımlık plastikler yerine neleri çok kullanımlığa çevirebiliriz, sürekli bunları anlatmaya çalışıyoruz. Sebze-meyveler için fileler, bakliyatlar ve kuruyemişler için keseler, sıvı ve akıcı gıdalar için şişe ve kavanozlar, içecekler için bardak ve termoslar, yemekler için sefer tasları gibi halihazırda yıllardır, hatta yüzyıllardır kullanılan çözümleri tercih edebiliriz. Üstelik bunlara ulaşmak zor da değil. Bu bilinci oluşturmak için biraz gözlem, biraz araştırma, biraz da çevremizdekilere anlatmak gerekiyor.
  • Türkiye’de 1 Ocak 2019 tarihinden bu yana marketlerde plastik alışveriş poşetleri, ücretle veriliyor. Sizce bu etkin bir çözüm mü? Bunun dışında neler yapılabilir?
  • Bu kesinlikle etkin bir çözüm. Bu düzenleme sonrası Türkiye’de plastik poşet kullanımı %77,27 azalmış durumda. İnsanlar çok kullanımlık bez çantaları, alışveriş çantalarını, pazar arabalarını kullanmaya başladılar. Bunun gibi daha etkin yasalar çıkabilir. Halihazırda, 2022’de uygulamaya konacak depozito uygulaması var. Böylece ambalaj atıklarının ekonomiye geri kazandırılması artacak. Ama en etkili düzenlemeler bazı yabancı ülkelerde olduğu gibi tek kullanımlık plastiklerin tamamen yasaklanması olacaktır ki iklim ve çevre bilimcilere göre bu öyle zor bir şey de değil. Önemli olan düzenlemeler sonrasında takip ve izlemenin yapılabilmesi. Benzer şekilde çevreyi kirletmeye dair, az önce bahsettiğim cezaların uygulamaya konması, belki yaptırımların arttırılması gerekli.
  • Tek kullanımlık plastikler dışında gündelik hayatta ne gibi tüketim alışkanlıklarımız atığa neden oluyor?
  • Plastikler atık sorununun bir kısmı. Aslında atık çıkaran pek çok alışkanlık var. Cam ve metal de buna dahil, tekstil atıkları da, gıda da, su da… Gıda israfı sanılandan çok daha ciddi boyutlarda. Üretiminden sofraya ulaşana kadar gıdanın %33’ü israf ediliyor, az gibi gelebilir ama bu Türkiye için yılda 14,5 milyon ton demek. Sebze-meyvenin %45’i ve hayvansal ürünlerin %20’si tüketilmeden, masaya ulaşmadan atık haline geliyor. Dünyada hâlâ kıtlık yaşayan bölgeler varken böyle önemli bir kaynağı israf etmemek gerekiyor. Bunun için planlı alışverişler yapılabilir, gıdalar yeniden değerlendirilebilir, en son aşamada da çöpe atmak yerine kompost yapılabilir. Suyu ele alacak olursak apayrı bakış açılarıyla israf edildiğini görebiliriz. Dünyanın her yeri su gibi gözükse de insanların sağlıkla tüketebileceği su oranı çok az. Dünyadaki suların yalnızca %2,5’u tatlı su ve tüm bu tatlı suyun da yalnızca %1’den azı ulaşılabilir ve kullanılabilir su. Üstelik su döngüsü düşündüğümüzden daha kırılgan olduğu için yağışlardaki en ufak aksama bile gıda üretiminden içme suyuna bizleri çok etkiliyor. Bu nedenle suyu da atık hale getirmeden dikkatli kullanmak gerekiyor. Tekstil atıkları da başka bir konu. Eskiden petrol türevi hammaddeler olan polyester, polyamid gibi yapay selülozlar yerine doğal hammaddelerden giysiler üretilir, zaten çok da ucuz olmadığı için çok iyi bakılırdı. Ancak şimdi hem petrol türevi selülozların yaygınlaşması hem de iş gücü sömürüsü nedeniyle emeğin ucuzlaması sonucunda hızlı moda dünyayı ele geçirdi. Ucuz tekstil ürünleri giysinin değerini ortadan kaldırdı, bir tişört bir kere giyilince ağzı burnu kayar oldu, kaymasa bile gündelik basit algılar ve kaygılar nedeniyle “aynı gözükmek”, “günlerce aynı giyinmek” istemeyen insanlar ikinci kez giymez oldu. Sonra o giysi atık oldu. Halbuki kapsül gardrop edinip, temel ve sağlam parçalarla stilinize uygun giyinmek tekstil sektöründeki atığın, kirliliğin ve insan sömürüsünün önüne geçebilmek demek.
  • Atıksız yaşam üzerine kafa yormaya başladığımdan bu yana fark ettiğim bir diğer problem de diş macunlarının, işe yaramaz bir kâğıt kutuda satılması olmuştu. Kutusu olmasa hiçbir kaybı olmayacak bir tüketici ürününden bahsediyoruz. Buna benzer tamamen gereksiz atıklara hangi örnekleri verebilirsiniz? Bu tip atıklara engel olmak için tüketici olarak neler yapabiliriz?
  • Benim aklıma burada ilk piller geliyor. Eski tip, bitince atılan piller yerine şarjlı piller kullanılabilecekken biz hâlâ pilin geri dönüşümünü konuşuyoruz. Bir noktada elbette geri dönüşüm gerekiyor ama önce tüketimlerimizi azaltmak gerekir. Başka örnek vermek yerine tüketimimizin etkisini azaltacak unsurlar için böyle bir çözüm önerebilirim. Bir şey edinirken (satın alırken, takas ederken, kiralarken vb.) işiniz bittiğinde onu nasıl ayrıştıracağınızı, atıklarını nereye atacağınızı düşünmelisiniz. Eğer çözemediğiniz bir parça varsa onu almayın. Bugün kullandığımız teknolojilerin çoğu tarihte icat edilmiş şeyler üzerine kurulu. Yani atık çıkarmadan da bir yaşam mümkündü. Alternatif olarak farklı ambalajlara, farklı içeriklere bakmak, bu konuda araştırma yapmak, seçeneklerin ne kadar çok olduğunu gösteriyor.
  • COVID-19’la birlikte hayatımıza giren bir başka atık da maskeler… Maskelerin tam anlamıyla kullan-at prensibiyle kullanılması gerektiği aşikâr. Bununla birlikte yıkanabilir maskelerin de koruyucu olmadığına dair bilimsel görüşler var. Maske konusunda neler söylemek istersiniz? Bu konuda ne yapmalı? (Bireyi aşan ve karar vericilerin bir şeyler yapması gereken bir konu gibi görünüyor.)
  • Bir sağlıkçı olmadığım için uzun uzadıya görüş bildirmem yersiz olur. Pandeminin başında Türk Tabipler Birliği ve Dünya Sağlık Örgütü maske üretim sıkıntısı nedeniyle kumaş maskelerin kullanılabileceğini, ancak kumaşların yeni olması, maskenin en az 3 kat olması ve o 3 kattan birinin tıbbi tela denilen, kullan-at maskelerin malzemesi olan malzemeyi içermesi gerektiğini belirtiyordu. Ben, bu kapsamda, kalabalık olmayan ve açık havalı yerlerde kendi diktiğimiz, bu kurallara uygun kumaş maskeleri kullanıyorum. Ancak çalıştığım işyeri gerçekten kalabalık, kapalı ve maske takmayan insanlar var. Böyle ortamlarda ise kullan-at maske takmak durumunda kalıyorum. Uzman olmadığım için yalnızca kendi deneyimimi aktarmak daha doğru olur.
Ceren Özcan Tatar, Yeni İnsan Yayınevi’nden çıkan “Atıksız Yaşam: Değerlerini Yaşamının Yolu” kitabında, atık sorununu türlerine göre ayırarak açıklıyor ve her birinin nasıl çözülebileceğine dair önerileriyle de çözümcül bir yaklaşım sergiliyor.
  • Şimdi biraz geriye gidelim. Atıksız yaşam konusunda ilk farkındalık anınızı hatırlıyor musunuz?
  • Bir aydınlanma anım var ama doğrudan atıksız yaşam için değil tüketim alışkanlıklarım için. Minimalizme ilişkin okumalar yaparken Marie Kondo’nun kitaplarıyla karşılaştım ve okudum. Daha sonra yoğun bir sadeleşme süreci yaşadım ve evimden ayıkladığım, artık niteliğindeki eşyaların çokluğunu görünce gerçekten şok oldum. Sonra tüketim kültürü üzerine okumaya başladım ve bu süreç beni atıksız yaşama doğru taşıdı.
  • Lisans eğitiminizi Yıldız Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümünde tamamladığınızı görüyorum. Atıksız şehir ütopyanızı tanımlar mısınız?
  • Atıksız şehir mümkün değil. Şehir ya da kent, kendi tanımı gereği altyapı sistemleri olan, tüketim merkezi bir yer. Bir kentin atıksız olması ütopik olarak kurgulanabilir ama ben biraz da akademik arka planım nedeniyle ayakları yere basan şeyler düşünmeyi yeğliyorum. Bence kentler, en iyi ihtimalle kentsel ekosistem hizmetleri odaklı kurgulanarak daha ekolojik hale getirilebilir ya da ekoköy modeli ölçek büyütülerek kentlere uygulanabilir. Kentin ihtiyacı olan gıda onarıcı tarım yöntemleri ya da permakültür pratikleri ile kent içi bostanlarda, balkon-çatı bahçelerinde üretilebilir. Enerjisi yenilenebilir kaynaklarda, kent içi veya çevresinde kurgulanabilir, su için ise mavi-gri-yeşil su altyapıları düzenlenebilir. Diğer tüketim ürünleri de yine kent içinde ya da bir üst ölçekte bölge içinde üretilip ticareti yapılabilir. Ancak gün sonunda bence yine de uygulanabilir bir atıksız kent ütopyası pek de olası değil. Mutlaka atık çıkacağına eminim.
  • Peki bireysel olarak tamamen sıfır atıkla yaşamak mümkün mü? Yoksa samimi bir çaba olması da yeterli mi?
  • Mevcut ekonomik düzen doğrusal bir ekonomik düzen. Dolayısıyla tamamen sıfır atık yaşamak mümkün değil. Ekonomik düzenin döngüsel olması gerekiyor. Ancak mevcut düzende de elimizden geleni yaparak büyük oranda atıklarımızı azaltabiliriz. Yani, evet, samimi çabalar çok büyük farklar yaratacağı için önemli ve gerekli.
  • Sizce yerel yönetimler, atıksız bir yaşamı teşvik etmek için neler yapmalı?
  • İlk aşamada yasal sorumluluklarını yerine getirerek atığı kaynağından ayrı toplama, kompost ve geri dönüşüm sistemlerini hayata geçirebilirler. Bunun ötesinde, halihazırda bazı duyarlı belediyelerin yaptığı gibi evlerde kompost yapımını teşvik edecek senaryolar oluşturabilirler. Örneğin, Bakırköy Belediyesi bokashi kompostlarını evlerden topluyor. Öte yandan tüketim tercihlerinin daha ekolojik, atıksız olabilmesi için merkezler açabilirler. Kadıköy Belediyesi’nin Atıksız Yaşam Merkezi’ndeki dükkân buna örnek gösterilebilir. Ayrıca organik gıdaya erişimi sağlayacak organik gıda pazarları kurgulayabilirler.
  • Ben geri dönüşüm atıklarını, belediyenin verdiği kutuda biriktirip belli aralıklarla belediyeyi arayıp teslim almalarını istiyorum. Şişli Belediyesi de -sağolsun- bu konuda hiç zorluk çıkarmıyor. Zaten Resmî Gazete’de yayımlanan Sıfır Atık Yönetmeliği’ne göre belediyelerin atık yönetiminden sorumlu olduğunu da biliyoruz. Yaşadığı yerde geri dönüşüm atıklarının bertaraf edilmesi konusunda sorun yaşayanlar ne yapmalı?
  • Yapılacak ilk şey belediye ile mavi/beyaz masalar aracılığıyla iletişime geçip nasıl bir sistem kurduklarını sormak olacaktır. Eğer belediye bu konuda bir şey yapmadığını belirtirse hem Ambalaj Atıkları Yönetimi Yönetmeliği’nde hem de Sıfır Atık Yönetmeliği’ndeki ilgili maddeleri içeren bir dilekçeyle resmi başvuru yapmalılar. Hâlâ bir hareket alamıyorlarsa CİMER üzerinden talepte bulunabilirler. Yasal yollardan ilerleyerek belediyelere baskı kurmak daha hızlı sonuçlar almayı sağlıyor.
  • Bu arada dönüşüm için belediyeye veya başka kuruşlara verdiğimiz atıklar kaç kere dönüştürülebiliyor? Yani atıkları biriktirip ilgili kurum ve kuruluşlara teslim etmek döngüsel ve kalıcı bir çözüm mü? Neler dönüştürülebilir neler dönüştürülemez?
  • Cam ve metal, kalite kaybetmeksizin sonsuz dönüşüm sayısına sahip, tabii uygun temizlikte atılırsa. Kağıtlar, içindeki selüloz yapısına göre 5-7 kez geri dönüşebilir. Kağıtları, kartonları ıslak ve yağlı olmayacak şekilde geri dönüşüme atmak gerekir. Plastik ise aslında geri dönüşmez, aşağı dönüşür. Tabii ki bu söylediğim polimer yapısına göre değişiyor ancak bizim günlük hayatta yaygın karşılaştığımız 1,2 ve 5 numaralı plastikler en fazla %20 oranında geri dönüşebilir ve genelde ya boya sanayine pigment olarak ya da tekstilde selüloz olarak kullanılır.
  • Bir de ileri dönüşüm meselesi var. İleri dönüşüm nedir ve nasıl yapılır?
  • İleri dönüşüm, artık üretim amacına uygun kullanılamayan bir ürünün farklı bir amaç için kullanılması için işlemlerden geçirilmesi demek. Böyle çok havalıymış gibi gelebilir ama eskiden olduğu gibi bir tişörtü önce evin büyük çocuğu, sonra küçük çocuğunun giymesi, sonra o tişörtün temizlik bezi olması, daha sonra ipe dönüştürülüp kilim dokunması ileri dönüşümdür. Ya da boşalan zeytinyağı tenekesini saksı yapmak da öyle. Önemli olan bir nesneyi atmadan önce “ben bundan ne yapabilirim” ya da bir ihtiyaç doğduğunda “ben bu ihtiyacımı evdeki eşyalarla nasıl karşılarım” diye düşünebilmek.
  • Peki sıvıyağ atıkları konusunda neler yapmalıyız?
  • Sıvıyağ atıklarının toplanmasından da yine ilçe belediyeleri sorumlu. Ben biriktirip toplama merkezlerine götürüyorum. Orada ya biodizel yapılıyor ya da sabun üretiminde kullanılıyor. Evde de yine Arap sabunu üretimi yapılabilir atık bitkisel yağlarla. Otama Kırkpınar’dan Merve Özkorkmaz bu konuda birçok ücretsiz eğitim düzenledi ve videoları ulaşılabilir durumda. Yapmak isteyenler kısa bir Google aramasıyla kolayca öğrenebilir.
  • Gelelim bir başka önemli konuya. Bahçesi olanların kompost yapması gayet mantıklı. Peki ya bahçe dışı alanlarda kompost yapmak neden önemli? Evde kompost yapmak ne işe yarar mesela.
  • Dünyadaki gıda tedarikinin büyük bölümü kentler, yani bahçesi pek de olmayan yerler için işliyor. Kırsal alanlarda topraktaki besin gıdalara geçiyor, biz yiyoruz, atıklarını çöp sahalarına atıyoruz. O besin toprağa geçemiyor. Toprağı beslemek için bu sefer suni gübreler ve besinler atılıyor. Halbuki, bizler kentte kompost yaparak organik maddelerin tekrar toprağa dönmesini sağlayabiliriz. Kompost, yani organik atıkların kontrollü biçimde gübreleştirilmesi, toprağın toz toprak olmasına engel olan bir süreç. Toprağı yalnızca besin olarak zenginleştirmiyor. Toprağın hava almasını sağlıyor, bitki köklerine ve toprak altı yaşamına alan açıyor. Toprağın su tutma kapasitesi artıyor. Toprağın asitliğini düzenliyor, karbonun toprağa gömülmesini sağlıyor. Bitkiye gerekli besini ihtiyacı olarak veriyor ve ayrıca toprakta var olan zehirli maddeleri ve ağır metalleri de etkisiz hale getiriyor. Sosyal olarak ise farklı etkinliklerle bağların güçlenmesini sağlıyor. Bireysel olarak tasarrufu sağlıyor ve doğayla ilişkiyi de güçlendiriyor. Yani kompost her anlamda gerekli bir şey. Ben evde kendi besinimi de yetiştirmeye çalışıyorum. Minik bir balkon bahçesi kurdum, bu bahçede kendi yaptığım kompostu gübre olarak kullandım.
  • Bokashi kompostu son zamanlarda çok konuşuluyor. Bununla ilgili neler söyleyebilirsiniz? Bokashi’yi diğer yöntemlerden ayıran nedir?
  • Bokashi kent yaşamında çok tercih edilen bir yöntem. Kokusuz olması, daha pratik hazırlanması, uğraş gerektirmemesi, her şeyin bir kovanın içinde yapılıyor olması, kısa sürede hazır olması ve az yer kaplamasıyla daha çekici geliyor. Ben de bokashi yapıyorum evimde. Balkon bahçemin aldığının fazlası bokashiyi de apartman yöneticimizle konuşarak apartmanın bahçesine gömmeye başladım. Böylece apartmanımın toprağını da iyileştirebiliyorum. Ayrıca böyle bir süreci gözlemleyebiliyor olmak, kendi toprağımızı/gübremizi üretebiliyor olmak keyif veren bir çaba.
Çöplerimiz, gezegene bıraktığımız yükle ilgili çok şey söylüyor. FAO’ya göre insanlar için üretilen gıdanın üçte biri ziyan ediliyor. Bu hem doğal hem de insan kaynağı israfı demek. Bunun yerine organik atıklarla kompost yapmak ve bununla toprağı beslemek mümkün.
  • Gıda ziyanına söyleşinin başında da biraz değinmiştik ama bu konuya tekrar dönelim, çözüme yönelik biraz daha konuşalım istiyorum. Çünkü hem doğal hem de insan kaynağı açısından korkunç bir israf söz konusu. Tüketicilere belli başlı hangi tavsiyeleri vermek istersiniz? 
  • Bireyler olarak yapacaklarımızı kısaca söylesem daha iyi olur sanırım. Gıdayı israf etme süreci tarlada başlayıp taşımada devam ettiği için yöre çiftçisinden alışveriş yapmak önemli. Bunun için kooperatiflerden yararlanılabilir. Gıda alışverişlerini sık ama az yapmak, alışveriş öncesi yemek planı yapıp gerekli malzemeleri çıkarmak ve evde olanları kontrol etmek, yemek planında artan yemekler için boşluklar bırakmak gibi önlemlerle evlerdeki gıda israfının engellenmesi sağlanabilir.
  • Atıksız yaşam konusunda kitap ve film tavsiyelerinizi de merak ediyoruz.
  • Kitaplar için başlangıçta kendi kitabım, Yeni İnsan Yayınevi’nden çıkan Atıksız Yaşam’ı önermek isterim. Elimden geldiğince hap bilgiler şeklinde atıksız yaşamı anlatmaya çalıştım. Gençler için ise Nil Ormanlı Balpınar’ın Timaş’tan çıkan Başka Bir Gezegen Yok kitabını önermek isterim. Bunların yanında iklim krizini anlamak için Levent Kurnaz’ın Son Buzul Erimeden kitabını öneririm. Bunların dışında doğrudan atıksız yaşamla ilgili Sinek Sekiz Yayınları’ndan çıkan Bea Johnson’ın Sıfır Atık Ev ve Orenda Yayınları’ndan çıkan Kathryn Kellogg’un Sıfır Atık İçin 101 Yol kitabını önerebilirim. Yeni İnsan Yayınevi ve Sinek Sekiz Yayınevi’nin kitaplarının hepsini ayrıca öneririm, çünkü bu açıdan en yaygın portföye sahip yayınevleri onlar. Film ve belgesel olarak ise David Attenborough’nun çektiği belgeselleri başlangıç olarak önerebilirim. Ayrıca Türkiye’de çekilmiş 25 Litre Belgeseli ve Suyun Yolculuğu: Büyük Menderes belgesellerini kesinlikle öneririm.
  • Bu güzel tavsiyeler için teşekkür ederiz. Son olarak, atıksız yaşam size ne öğretti?
  • Hiçbir şeyin imkânsız olmadığını, yeterince çabalayınca dünyayı kurtarabileceğimizi öğrendim.

İlginizi çekebilir:

“Ceren Özcan Tatar: “Ekolojik sorunlardaki etkimizi azaltabilmek için atıksız yaşamalıyız”” için bir yorum

Bir Cevap Yazın