Bize ne söylüyor?

Son IPCC raporu bize iklim değişikliğiyle ilgili neler söylüyor?

BM’nin iklim değişikliğine dair yeni IPCC raporu büyük bir etki yaratmaya hazırlanıyor. Rapora göre insan etkisinin atmosferi, okyanusu ve toprağı ısıttığı kesin; kara ve okyanusların yanı sıra kriyosfer ve biyosferde de yaygın ve hızlı değişimler yaşanıyor. Öyle ki binlerce yıldır eşi görülmemiş bir durumla karşı karşıyayız. Tarımsal ve ekolojik felaket kapıda! Ancak umut da yok değil

Birleşmiş Milletler’in iklim bilimi organı olan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), birkaç yılda bir iklim krizinin durumu hakkında büyük bir rapor hazırlıyor. Onlarca ülkeden yüzlerce bilim insanının birlikte çalışarak hazırladığı bu raporlar, özel sektörden hükümetlere kadar birçok alanda bazı çevreci kararlar verilmesini sağlıyor. Yeni IPCC raporu, son yıllarda zaten sıkça dile getirilen şeyleri anlatsa da uyarıların iki yeni boyutu göze çarpıyor: Bilimsel dilin ve aciliyetlerin daha net olması!

IPCC’nin 2022’de tamamlanacak Altıncı Değerlendirme Raporu’nun (AR6) ilk bölümü olan rapora baktığımızda -2015’te birtakım taahhütlerin verildiği Paris İklim Anlaşması’na rağmen- insan kaynaklı iklim değişikliğinin yaygınlığı ile hızının arttığı ve yoğunlaştığı görülüyor. İklim değişikliğinin daha çok “bize uzak” yerlerdeki insanları etkilediği düşünülüyordu. Ancak gezegeni ısıtmamızın tehlikeleri, Batı toplumu için de artık çok uzakta değil. IPCC yazarlarından biri olan Oxford Üniversitesi’nden Dr Friederike Otto, “İklim değişikliği geleceğe yönelik bir sorun değil, burada ve şimdi; dünyadaki her bölgeyi etkiliyor,” diye belirtiyor.

Bu yeni raporun en çok göze çarpan özelliklerinden biri, bilim insanlarının şu anda öne sürdüğü iddiaların, önceki raporlara göre daha fazla çalışmaya dayanması ve daha güvenli olması. Tüm raporun bir özeti niteliğinde olan “Politikacılar için Özet” kısmı bile 40 küsur sayfa ve 42 kez “çok muhtemel” ifadesi geçiyor. Bu raporu “bir gerçeklik sağlaması” olarak gören IPCC Çalışma Grubu I’in eş başkanı Valérie Masson-Delmotte, “Artık nereye gittiğimizi, ne yapılabileceğini ve nasıl hazırlanabileceğimizi anlamak için gerekli olan geçmiş, şimdiki ve gelecekteki iklimin çok daha net bir resmine sahibiz.” diyor.

University College London’dan (UCL) Prof. Arthur Petersen da BBC News’e verdiği demeçte, bu raporu, “şimdiye kadar yazılmış en güçlü IPCC raporu” olarak nitelendiriyor ve kapsamlı güvenilirliğe vurgu yapıyor. “Abartılı, havalı veya suçlayıcı değil. Bam bam bam! Birbiri ardına net ve bilimsel noktaları sıralıyor.” diyen Petersen, bu raporun hazırlandığı onay oturumunda gözlemciydi. Petersen’ın bahsettiği bu noktalardan en açık olanı iklim değişikliğinin insanlığın sorumluluğunda olması. Önceki IPCC raporlarında görüldüğü üzere herhangi bir muğlaklık yok. Raporda direkt olarak şu ifade yer alıyor: “İnsan etkisinin atmosferi, okyanusu ve toprağı ısıttığı kesindir. Atmosferde, okyanusta, kriyosferde ve biyosferde yaygın ve hızlı değişimler meydana gelmiştir.” Yani sorumlusu biziz!

Rapor, insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının 1850-1900’dan bu yana yaklaşık 1,1°C’lik ısınmadan sorumlu olduğunu gösteriyor ve önümüzdeki 20 yılda ortalama küresel sıcaklığın 1,5°C’ye ulaşması veya bunu aşması bekleniyor. IPCC’nin 195 üye hükümeti tarafından geçtiğimiz cuma günü onaylanan “İklim Değişikliği 2021: Fiziksel Bilim Temeli” adlı IPCC Çalışma Grubu I raporuna göre de küresel sıcaklıkların istikrara kavuşması 20-30 yıl alabilir.

Rapor: Kıyı bölgeleri, 21. yüzyıl boyunca deniz seviyesinin sürekli yükselmesine tanık olacak, bu da alçak alanlarda daha sık ve şiddetli kıyı taşkınlarına ve kıyı erozyonuna katkıda bulunacak. 

Yaşamın dengesi için sınır 1,5°C

İklim değişikliği hakkında son IPCC raporu 2013’te yayınlandığında, küresel ısınma için güvenli küresel sınır olan 1,5°C fikri neredeyse hiç düşünülmüyordu. Ancak 2015’te Paris İklim Anlaşması’na giden siyasi müzakerelerde, birçok gelişmekte olan ülke ve ada devleti, bunun kendileri için bir hayatta kalma meselesi olduğunu savunarak bu sıcaklık sınırı üzerinde diretiyordu.

Başarılı da olmuşlardı. 2018’de 1,5°C ile ilgili özel bir rapor, 2°C ısınmaya kıyasla 1,5°C’lik sınırın altında kalmanın avantajlarının çok büyük olduğunu gösteriyordu. Bu hedefe ulaşmak, karbon emisyonlarının esasen 2030 yılına kadar yarıya indirilmesini ve 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşılmasını gerektiriyordu.

2015 Paris Anlaşması, küresel emisyonların 2025 civarında zirve yapması ve ardından hızla sıfıra inmesini öneriyordu. Net sıfıra ulaşmak, temiz teknolojiyi kullanarak sera gazı emisyonlarını mümkün olduğunca azaltmayı ve ardından kalanları emmeyi içeriyor. Örneğin ağaç dikerek kalan emisyonları emmeyi. O zirveye ulaşmak ve onu tersine çevirmek için o gün on yıldan biraz fazla zamanımız vardı. Şimdi beş yılımız bile yok!

Yeni rapor, bu bulguyu yeniden teyit ediyor. Raporda en iyi senaryoda bile eşiğe 2040’a kadar ulaşılıyor. Emisyonlar dizginlenmezse, yani bugünkü seyirde gidersek yaklaşık on yıl içinde 1,5 °C sınırını aşmış oluyoruz. Yeni raporun yazarlarından Leeds Üniversitesi’nden Dr. Amanda Maycock, “1,5 °C eşiği önemli bir eşik, bir kez 1,5 °C’nin üzerine çıktığımızda aniden her şey çok feci hale gelecek,” diye uyarıyor.

Durum çok ciddi! Ancak umut da yok değil. “Bu raporda,” diyor Maycock, “değerlendirdiğimiz ‘en düşük emisyon senaryosu’, bu yüzyılın ilerleyen yıllarında ısınma seviyesinin 1,5 °C civarında veya altında sabitlendiğini gösteriyor. Eğer izleyeceğimiz yol bu olursa, o zaman etkiler önemli ölçüde önlenebilir.”

Kötü haber: Ne yaparsak yapalım denizler yükselmeye devam edecek

Geçmişte IPCC, deniz seviyesinin yükselmesi riskini değerlendirme konusunda “ılımlı” olduğu için eleştiriliyordu. Çünkü net bir araştırma eksikliği söz konusuydu; önceki raporların Grönland ve Antarktika buz tabakalarının erimesinin potansiyel etkilerini tam olarak dikkate almadığı görülüyordu.

Ancak yeni raporda bu eksiklik giderilmiş durumda. Son rapor, mevcut senaryolara göre, denizlerin bu yüzyılın sonunda 2 metreye ve 2150’de ise 5 metreye çıkacağını öngörüyor. Bunlar göz ardı edilecek rakamlar değil.

Bununla birlikte emisyonları kontrol altına alsak ve 2100 yılına kadar sıcaklıkları 1,5 °C civarında tutsak bile, sular gelecekte uzun süre yükselmeye devam edecek. Deniz seviyesinin yükselmesi nispeten hafif olsa bile kaçınamayacağımız bazı zincirleme etkileri olması bekleniyor.

IPCC çalışma eş başkanı Valérie Masson-Delmotte, “Deniz seviyesinin kademeli olarak yükselmesiyle birlikte, geçmişte sadece yüzyılda bir kez meydana gelen bu aşırı deniz seviyesi olayları gelecekte daha sık meydana gelecek,” diyor. Raporda bu sıklığın, yüzyılın ortasına kadar on yılda bir veya iki kez gerçekleşmesi gibi bir öngörü söz konusu.

İyi haber: Bilim insanları neyin işe yarayacağından daha emin

Yeni rapordaki uyarılar, öncekilere göre daha net ve yapılmazsa sonuçların daha vahim olacağını gösteriyor. Ancak bu raporda umut vadeden bazı noktalar da var. Sözgelimi, bilim insanları uzun zamandır iklimin karbondioksite düşündüklerinden daha duyarlı olabileceğinden endişe ediyorlardı.

Bu duyarlılık için “iklim duyarlılığı dengesi” kavramı kullanılıyor; 2013’te bu, en iyi tahmin değilse de 1,5°C ila 4,5°C arasında değişiyordu. Bu sefer, aralık kesinleşerek daraldı ve yazarlar en olası rakam olarak 3°C değerini belirtiyor. Raporun yazarlarından biri olan Leeds Üniversitesi’nden Prof. Piers Forster, “Artık bunu kesinlikle sınırlayabiliyoruz ve daha sonra bunu çok daha doğru tahminler yapmak için kullanabiliyoruz,” diyor.

Rapordaki bir diğer büyük sürpriz ise, gezegeni ısıtan bir başka gaz olan metanın rolüne yönelik. IPCC’ye göre, dünyanın şu anki ısınma derecesi olan 1,1 °C’nin yaklaşık 0,3 °C’si metandan geliyor. Petrol ve gaz endüstrisiyle birlikte pirinç ekimi ve diğer bazı tarım faaliyetlerinden kaynaklanan bu emisyonların üstesinden gelmek kısa vadede büyük bir kazanç sağlayabilir. ABD Çevre Savunma Fonu’ndan Fred Krupp, “Aşırı ısınan gezegenimiz söz konusu olduğunda, bir derecenin her birimi önemlidir ve ısınma hızını yavaşlatmanın, insan kaynaklı metan emisyonlarını kesmekten daha hızlı ulaşılabilir bir yolu yoktur.” diyor.

COP26 belirleyici olmak zorunda

Bu süreçte insanların dikkatlerinin çoğunu, fosil yakıt şirketlerinin etki alanını kısıtlamak, karbonsuzlaştırmayı finanse etmek için yeni yollar bulmak ve COVID-19’dan sonra ekonomik toparlanmayı düşük karbonlu bir geleceğe yönlendirmeye odaklaması gerekiyor. Yeni rapor da Kasım ayında Glasgow’da gerçekleşecek İklim Zirvesi’nde etkin bir yol haritası çizmek için büyük bir fırsat sunuyor.

Glasgow’daki kritik iklim konferansından (COP 26) sadece birkaç ay önce gelen bu raporun zamanlaması da muhtemelen müzakerelerin temel taşı olacağı anlamına geliyor. IPCC bu noktada önemli bir noktada duruyor. Çünkü 2013 ve 2014’teki değerlendirmeleri Paris İklim Anlaşması’nın yolunu açmıştı.

Bu yeni rapor da karar vericiler harekete geçmezse ne olacağı konusunda çok daha güçlü, daha net ve daha emin uyarılarda bulunuyor. Yeterince hızlı hareket etmezlerse ve COP26 tatmin edici olmayan bir geçiştirmeyle sonuçlanırsa çevre mahkemeleri de biraz karışabilir. Zira son yıllarda özellikle İrlanda ve Hollanda’da çevre kampanyaları yürütenler, hükümetleri ve şirketleri iklim değişikliği üzerinde harekete geçmeye zorlamak için mahkemeye gitmiş ve önemli kazanımlar elde etmişti. Yeni raporun ve COP 26’nın, bu minvaldeki kazanımları artırması bekleniyor.

Rapor: İklim değişikliği su döngüsünü değiştiriyor. Bu, birçok bölgeye daha yoğun kuraklık getiriyor.

IPCC’in yeni raporuna göre iklimin mevcut durumu ve olası iklim gelecekleri

  • İnsan etkisinin atmosferi, okyanusu ve toprağı ısıttığı kesindir. Atmosferde, okyanusta, kriyosferde ve biyosferde yaygın ve hızlı değişimler meydana gelmiştir.
  • Bir bütün olarak iklim sistemindeki son değişikliklerin ölçeği ve iklim sisteminin birçok yönünün mevcut durumu, yüzyıllardan binlerce yıla kadar eşi görülmemiş bir durumdur.
  • İnsan kaynaklı iklim değişikliği, dünyanın her bölgesinde birçok hava ve iklim limitlerini etkiliyor. Sıcak hava dalgaları, yoğun yağışlar, kuraklıklar ve tropik siklonlar gibi aşırı uçlarda gözlemlenen değişikliklerin ve özellikle bunların insan etkisine atfedilmesinin kanıtı, Beşinci Değerlendirme Raporu’ndan (AR5) bu yana daha da güçlenmiştir.
  • İklim süreçleri, paleoiklim kanıtları ve iklim sisteminin artan ışınımsal zorlamaya tepkisi hakkında iyileştirilmiş bilgi, AR5’e kıyasla daha dar bir aralıkla, 3°C’lik bir iklim duyarlılığı dengesi ile en iyi tahminini verir.

Bizi ne bekliyor?

  • Küresel yüzey sıcaklığı, dikkate alınan tüm emisyon senaryolarında, en azından yüzyılın ortalarına kadar artmaya devam edecektir. Önümüzdeki yıllarda karbondioksit (CO2) ve diğer sera gazı emisyonlarında keskin azalmalar olmazsa 21. yüzyılda 1,5°C ve 2°C’lik küresel ısınma aşılacaktır.
  • İklim sistemindeki birçok değişiklik, artan küresel ısınmayla ilişkili olarak büyür. Bunlar, aşırı sıcaklıkların, deniz ısı dalgalarının ve yoğun yağışların, bazı bölgelerdeki tarımsal ve ekolojik kuraklıkların ve yoğun tropikal siklonların oranındaki artışların yanı sıra Arktik deniz buzu, kar örtüsü ve permafrosttaki azalmaları içerir.
  • Devam eden küresel ısınmanın değişkenliği, küresel aşırı yağış ve kuraklık olaylarının yoğunluğu dahil olmak üzere küresel su döngüsünü etkisinin artırır.
  • CO2 emisyonlarının arttığı senaryolarda, okyanus ve karadaki karbon yutaklarının, atmosferdeki CO2 birikimini yavaşlatmada daha az etkili olacağı tahmin edilmektedir.
  • Geçmişteki ve gelecekteki sera gazı emisyonlarından kaynaklanan birçok değişiklik, özellikle okyanus, buz tabakaları ve küresel deniz seviyesindeki değişiklikler, yüzyıllardan bin yıllara kadar uzun bir süre geri döndürülemez.

Yazı: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)

Kaynakça:

ipcc.ch/2021/08/09/ar6-wg1-20210809-pr/

ipcc.ch/report/ar6/wg1/downloads/report/IPCC_AR6_WGI_Headline_Statements.pdf

https://www.bbc.com/news/science-environment-58138714

https://theconversation.com/ipcc-report-how-to-make-global-emissions-peak-and-fall-and-whats-stopping-us-165830

“Son IPCC raporu bize iklim değişikliğiyle ilgili neler söylüyor?” için bir yorum

Bir Cevap Yazın