İnsanlar gıdalarından aldıkları nefese kadar birçok şeyi arılara ve diğer tozlaştırıcılara borçlu. Ancak ekolojik döngünün sağlıklı bir şekilde devam etmesini de sağlayan tozlaştırıcıların geleceği tehdit altında. Popülasyonları insan faaliyetleri, özellikle de iklim değişikliği nedeniyle azalış gösteriyor. Peki ama bu, insanları nasıl etkiler? Dünyanın beslenme şeklini nasıl değiştirir ve ne yapmalı?
Konuyu, Oregon Eyalet Üniversitesi’nde yardımcı doçentlik yapan ve ABD Tarım Bakanlığı (USDA) Tarımsal Araştırma Servisi’nde (ARS) yabani bitkiler, arılar ve iklim değişikliği üzerine çalışan kıdemli araştırmacı Dr. Johanne Brunet’yle konuştuk.
Söyleşi: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)
- Sevgili Johanne, adınıza CABI Reviews’ta yayımlanan bir makalede rastladım; polen taşıyıcılara yönelik tehditlerin çoğunun insan faaliyetlerinden kaynaklandığını öne sürüyorsunuz. Çalışmadan kısaca bahsedebilir misiniz?
- Bu çalışma, dünya çapında tozlaştırıcıların azalmasının ana nedenlerini irdeleyen bir inceleme makalesiydi. Bu alandaki literatürü inceledikten sonra tozlaştırıcılara yönelik en büyük tehditler arasında kontrol edilmesi en zor olanının iklim değişikliği olduğu sonucuna vardık.
- “Kontrol altına alınması en zor olan iklim değişikliği” dediniz. Burayı biraz daha açabilir miyiz? Niye en zoru bu ve diğer hangi insan faaliyetleri tozlaştırıcıları (pollinators) tehdit ediyor?
- İklim değişikliğini etkileyen faaliyetler; özellikle de fosil yakıtlar bu tehditlerin başında geliyor. Tabii bu, diğer faktörlerin önemli olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak pestisitler gibi diğer olumsuz faktörlerin etkisini sınırlandırmak için yöntemler geliştirilmiş durumda ve bunlar yerel ölçekte uygulanabiliyor. Örneğin Entegre Haşere ve Tozlaştırıcı Yönetimi (IPPM), pestisit kullanımı da dahil olmak üzere tarımsal uygulamaların tozlaştırıcılar üzerindeki etkisini azaltmaya yönelik yöntemler sunuyor. İklim değişikliği ise küresel bir sorun; sorunun büyüklüğünün ve neden olduğu sonuçların azaltılması için ülkeler arasında iş birliğine ihtiyaç var; bu nedenle kontrolü daha zor.

Entegre Haşere ve Tozlaştırıcı Yönetimi (IPPM)
Tozlaştırıcı türleri ve bolluğundaki azalma, zararlı yönetimi faaliyetlerinde tozlaştırıcı sağlığının dikkate alınmasını gerektiriyor. IPPM zararlı türlerin (böcek, yabani ot, hastalık) yanı sıra faydalı türlerin (tozlayıcılar, avcılar, parazitoidler, entomopatojenler) yönetimini dengelemeyi amaçlıyor. Zararlılara dayanıklı ve tozlaştırıcıları cezbeden çeşitleri ve tozlaştırıcı dostu zararlı yönetimi tekniklerini birleştirerek çeşitliliği teşvik etmeye odaklanan IPPM, küçük ve büyük tarım ve bahçecilik üreticilerine kadar tüm bitki yetiştiricileri için uygun bir yöntem. IPPM, mahsullerde tozlaşmanın artmasına, pestisit kullanımının azaltılmasına ve ekonomik maliyetlerin azaltılmasına yardımcı olabiliyor.
- Tozlaştırıcıların popülasyonlarının son on yıllarda azaldığını çeşitli çalışmalardan biliyoruz. Tozlaştırıcıların doğa ve bizim için önemlerini kısaca sıralayabilir misiniz?
- Tozlaştırıcılar çok önemli. Yabani bitki türlerinin %87’sinden fazlası tohum üretimi için polen taşıyıcılara bağımlı. Tohum üretimi olmadan bu bitki türleri çoğalamaz ve sonunda yok olur. Yabani bitkiler insanlara sadece rekreasyon sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda ilaç, boya ve daha birçok ürünü de onlara borçluyuz. Bilindiği üzere bitkiler karbondioksiti (CO2) kullanıyor ve onu fotosentez adı verilen bir işlemle oksijene (O2) dönüştürüyor. Bitkiler olmazsa soluduğumuz havadaki CO2 fazla olur, oksijen tükenir ve insanlar hayatta kalamaz. Yani gezegenimizin varlığını sürdürebilmesi için bitkilere ihtiyacımız var. Tarımda, tohum üretimi göz önüne alındığında çoğu sebze ve meyveler de tozlaştırıcılara ihtiyaç duyuyor. Bunlar insanlar için değerli besinler sağlıyor. Bu nedenle tozlaştırıcılar doğa ve insanlar için son derece önemli.
- Tozlaştırıcı popülasyonlarındaki azalışın artarak devam etmesi, dünyayı beslenme açısından nereye götürür? Ne gibi değişiklikler yaşanabilir?
- Eğer böyle bir şey yaşanırsa, tozlaştırıcılara bağımlı olan mahsullerin, insanlar veya robotlar tarafından elle tozlaştırılması gerekecek. Bu da çok yoğun ve pahalı bir süreç olacaktır. Aksi takdirde bu tür mahsuller artık mevcut olmayacak. Pek çok tahıl, buğday, yulaf, pirinç ve mısır rüzgârla tozlaştığından (rüzgâr da polenleri bir bitkiden diğerine taşır), bunların üretimi tozlaştırıcıların kaybından etkilenmeyecektir. Ancak sebze ve meyve üretiminin büyük kısmı böyle bir yıkımdan etkilenir. Pek çok sebze; kök (havuç), sap (kereviz) veya yenen başka bir bitki parçası olması fark etmeksizin, bitkilerinin çoğalması ve mahsullerin dünya çapında değişen iklim koşullarına uyum sağlamasına olanak tanıyacak yeni çeşitlerin üretilmesi için tohumlara ihtiyaç duyuyor. Bazı mahsullerin kendi kendine tozlaşabilen çeşitlerini (bir bitkinin poleninin aynı çiçek içindeki stigmayı tozlaştırdığı, “otonom otogami” adı verilen bir süreç) geliştirebilmiş olsak da bu pek çok mahsul için geçerli değil ve bu türler dünya çapında mevcut olmayabilir. Bununla birlikte meyve üretiminin çoğu ya yok olacak ya da elle tozlaştırma durumundan dolayı son derece pahalı hale gelecek ve üretim sınırlı olacaktır. Muz gibi bazı meyveler, vejetatif olarak üretildikleri ve dolayısıyla tozlaştırıcılara ihtiyaç duymadıkları için bundan etkilenmeyecektir. Bahsettiğimiz durumda insan beslenmesi çoğunlukla tahıllardan ve rüzgârla tozlaşan diğer mahsullerden, az sayıda bitkisel yolla üretilen mahsulden ve bazı mahsullerin kendi kendine çoğalan çeşitlerinden oluşacaktır. Şunu da söylemek gerekiyor ki insanlar için besin bulunabilirliği azalacaktır. Rüzgârla tozlaşmayan mahsullerin yüksek fiyatı ve sınırlı bulunabilirliği, dünyanın birçok yerinde gıda istikrarsızlığı yaratacaktır.
- Bu seyri tersine çevirmek için ulusal ve uluslararası ne gibi önlemler alınması gerekiyor?
- İklim değişikliğini sınırlamaya yönelik önlemler; örneğin fosil yakıtların daha az kullanılması ve ormanların korunması en etkili yöntemler olarak karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte az önce bahsettiğimiz IPPM uygulamalarının dünya çapında uygulanması; bahçelerde ve tarım yapılan alanlarda pestisit kullanımını sınırlandırmak, toprakta yuva yapan arılar için çıplak zemin, oyuklarda yuva yapan arılar içinse içi boş gövdeler sağlamak; arılara faydalı meyve ve sebzeler yetiştirmek gibi her vatandaşın tozlaştırıcıları korumaya yardımcı olmak için izleyebileceği uygulamalar konusunda halk eğitimi vermek bu önlemler arasında sayılabilir.
- Arıların geleceğiyle ilgili sizi en çok endişelendiren nedir?
- İklim değişikliği, polen taşıyıcılar üzerindeki çoklu olumsuz etkileri göz önüne alındığında beni en çok endişelendiren durum. Yüksek sıcaklıklar, artan su baskınları ve iklim değişikliğiyle bağlantılı diğer doğal felaketler, hem tozlaştırıcıları hem de insanları etkiliyor. Tozlaştırıcıların eksikliği büyük bir gıda krizine yol açacak, iklim değişikliğinin insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini daha da artıracak ve dünya istikrarını tehdit edecektir. İklim değişikliğiyle ilgili endişeler yalnızca polen taşıyıcılar için değil aynı zamanda insanlar için de geçerli.
- 2006’da arılarda büyük yıkım yaratan Colony Collapse Disorder’ı (CCD) neye bağlıyorsunuz? Nedeni neydi?
- Bu alandaki çalışmalar, CCD’nin tek bir suçludan ziyade birçok potansiyel nedeninin (Varroa akarları ve diğer virüsler) olduğu sonucuna varmış durumda. İlginç bir şekilde, CCD’nin, çoğunlukla bal arıları ve yerli tozlaştırıcıların azalmasına ilişkin farkındalığı arttırması nedeniyle bazı olumlu etkileri olduğunu da söylemek lazım.
- Mesleğe adım attığınız günden bugüne arı popülasyonlarının gidişatına dair neler gözlemliyorsunuz? Sizi en çok şaşırtan veya üzen ne oldu?
- Kariyerim boyunca, üzerinde çalıştığım bir bitki türünü tozlaştıran baskın bombus arısı türlerinde ilginç bir değişim gördüm. Temel bombus arısı türü azalırken, ilginç bir şekilde başka bir bombus arısı türü onun yerini alarak bitki türlerini daha fazla ziyaret etmeye başladı ve baskın tozlaştırıcı haline geldi. Kariyerim boyunca gördüğüm en büyük değişiklik, hem araştırma fonları açısından hem de halk tarafından polen taşıyıcılara gösterilen ilgidir. Araştırma fonlarındaki artış, daha fazla araştırmacının tozlaşma üzerine çalışmasını sağladı. Bu araştırmacıların çoğu entomologdur (böcek bilimci) ve onlarla birlikte bazı kültürel uygulamalar da ortaya çıkmış durumda. Örneğin, tozlaştırıcıları yakalamak için tuzakların ve diğer öldürücü yöntemlerin kullanımında bir artış oldu. Çünkü bu yöntemler entomologlar tarafından böcekleri yakalamak için yaygın olarak kullanılıyor. Tozlaştırıcılardaki topluluk bileşimini ve çeşitliliğini incelemek için yapılan bu uygulama ve bunun sonucunda her araştırmada binlerce tozlaştırıcının kaybedilmesi beni üzdü. Neyse ki, tozlaştırıcıları büyük ölçekte yakalamak için öldürücü yöntemlerin kullanılmasına ilişkin endişe artıyor ve verimli bir şekilde büyük ölçekte kullanılabilecek öldürücü olmayan tozlaştırıcı yakalama yöntemlerinin geliştirilmesine ilgi duyuluyor.
- Arıları korumak istiyorsak, sade vatandaş olarak neler yapmalıyız?
- Öncelikle kişisel karbon ayak izimizi sınırlandırmalıyız; mülklerimizde pestisit kullanımını en aza indirmeliyiz; arıları çeken çiçekler dikmeliyiz ki buna, kendi yiyeceğimizin bir kısmını yetiştirme eğilimindeysek bahçe meyve ve sebzeleri de dahildir. Toprak altı arı yuvaları için bazı bölgelerde çıplak zemin bırakmamız gerekiyor. Arıları tanımayı ve birbirlerinden ayırmayı da öğrenmeliyiz. Mesela dünya çapında binlerce arı türünün bulunduğunu ve çoğunun yalnız arılar (solitary bee) olduğunu ve “arı” kelimesinin yalnızca “bal arısı” anlamına gelmediği gibi şeyleri de bilmek iyi olurdu. Arıların yararlılığı ve onları korumanın gerekliliği konusunda eğitim alabiliriz.

Dr. Johanne Brunet’yi tanıyalım:
“Lisans ve yüksek lisans derecelerimi Montreal’deki Mc Gill Üniversitesi’nden Biyoloji alanında aldım. Burada Prof. Dr. Graham Bell’le birlikte çalıştık. Tezim, karasal izopodlardaki cinsiyet oranları (sex ratio) üzerineydi. Doktora eğitimim için New York’a taşındım ve burada hermafrodit bitkilerde cinsiyet dağılımını inceledim. Doktora derecemi ise SUNY Stony Brook’ta “Ekoloji ve Evrim” alanında James Thomson’la çalışarak aldım. Daha sonra, Dr. Douglas Schemske’nin laboratuvarında bir yıl geçirdiğim Seattle’a taşınmadan önce, Chicago Üniversitesi’nde Deborah Charlesworth’la çalıştım. Oregon Eyalet Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmamı yaptım. Ayrıca 2003 yılında USDA-Tarımsal Araştırma Servisi’ne (ARS) katıldığım Madison, Wisconsin’a taşınmadan önce bir süre Willamette Üniversitesi ve Oregon Üniversitesi’nde ders verdim. 20 yıl boyunca ARS’de görev aldım ve ardından Brunet Research’ü kurdum (johannebrunet.com). Çeşitli dergilerde yayın kurulunda ve yardımcı editör olarak görev yapıyorum. Yayınlarıma researchgate.net/profile/Johanne_Brunet adresinden ulaşılabilirsiniz.”
BU DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
