Haber

Biyoçeşitliliği korumak için “ya hep ya hiç” yılı

Biyoçeşitlilik kaybını durdurmak için hazırlanan ve bu yıl kabul edilecek yeni eylem planı, önümüzdeki yıllardaki doğa koruma çalışmalarının yol haritasını belirleyecek; yüz binlerce türün yaşam hakkı, bu çerçevenin etkin olarak uygulanmasına bağlı.

Sağlıklı ekosistemin teminatı olan biyoçeşitlilik, son iki yüz yılda, daha önce görülmemiş bir hızla azalıyor. BM Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu (IPBES) raporu, yaklaşık 1 milyon hayvan ve bitki türünün, birçoğunun onlarca yıl içinde, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar “yok olma tehdidiyle” karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Bununla birlikte Birleşmiş Milletler’in türlerin ve ekosistemlerin zarar görmesini 2020 yılına kadar yavaşlatma ve nihayetinde durdurmaya yönelik 10 yıllık planı (Aichi Biyoçeşitlilik Hedefleri) başarısız olmuş durumda. Çünkü 20 hedefin çoğuna ulaşılamadı.

Buna karşın yeni bir 10 yıllık koruma planının bu yıl itibariyle yürürlüğe girmesi bekleniyor. Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi (GBF) olarak anılan yeni hedeflerin bu yıl, Çin’in Kunming kentinde düzenlenecek Taraflar Konferansı’nda (COP15) görüşülmesi ve kabul edilmesi planlanıyor.

Aslında bu toplantının mayıs ayında yapılması gerekiyordu. Ancak Omicron varyantının hızla yayılması ve küresel belirsizlikler sebebiyle muhtemelen ekim ayında gerçekleşeceği düşünülüyor. Bu çerçevenin nihai sonuca ulaşması ise dünyanın önde gelen biyoçeşitlilik uzmanlarıyla birlikte çalışacak olan hükümet temsilcilerinin kararlılığına bağlı olacak.

Çerçevede neler var?

GBF hakkında birtakım bilgiye de sahibiz. Çünkü taslağı geçtiğimiz yılın temmuz ayında yayınlanmış durumda. Çerçeve temel olarak 2030’a kadar mevcut biyolojik çeşitlilik kaybı oranını yavaşlatmayı; 2050’ye kadar ise biyoçeşitliliğin korunmuş ve restore edilmiş olmasını hedefliyor. Bu sayede de gezegenin sağlığının teminat altına alınmış olması ve tüm insanlar için gerekli faydaların (ekosistem hizmetleri) sağlanmış olması planlanıyor.

Söz konusu plan, dört ana başlıkta 21 ilişkili hedeften oluşuyor. Ana hedefler arasında 2030 yılına kadar kara ve deniz alanlarının %30’unun korunması ve biyoçeşitliliğe zarar veren uygulamalara yönelik devlet sübvansiyonlarının yılda 500 milyar dolar azaltılması yer alıyor.

Bu hedefler, genel olarak tarım ve gıda sistemleri, iklim değişikliği, istilacı türler, kirlilik ve sürdürülemez üretim-tüketim dahil olmak üzere biyolojik çeşitlilik kaybına en çok katkıda bulunan faktörlerin üstesinden gelmek için tasarlanmış durumda.

Biyolojik çeşitlilik koruma çalışmalarındaki olası başarının, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele, kirliliği azaltma ve sürdürülebilir gıda sistemlerini geliştirme gibi olumlu gelişmeleri de beraberinde getirmesi bekleniyor.

Biyoçeşitliliğin korunması ve doğal kaynakların sürdürülebilirliği

Şu sıralarda söz konusu biyoçeşitlilik sözleşmesinin bilimsel danışma organı, GBF’yi gözden geçiriyor ve hükümetlerin, hedefleri nasıl izleyebileceklerine yönelik kararlar vermeleri için yardımcı oluyor.

Ancak araştırmacılar, 1990’lardan beri birtakım biyoçeşitlilik eylem planları hazırlıyor. Ne yazık ki bu stratejilerin çoğu, üç temel talepten ikisi üzerinde kalıcı bir etki yaratmayı başaramıyor: Bunlardan biri küresel biyoçeşitliliğin korunması ve diğeri ise doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılması.

Nature’a göre bu başarısızlıklardan bazıları yönetişim sorunuyla ilgili. Bu yüzden sadece yaşam bilimleri üzerine çalışan araştırmacıları değil, aynı zamanda çeşitli organizasyonları ve hükümetlerin nasıl çalıştığını inceleyen insanları da işin içine dahil etmek büyük önem taşıyor.

Bu tip disiplinlerarası bir bilgi birikiminin, doğa koruma bilimiyle birleştiğinde politikacıların bugüne kadar yaşadığı, biyoçeşitlilik planlarının uygulanmasındaki bilimsel boşluk ve örgütsel zorlukları gidererek daha etkili bir yol haritası belirlenmesine yardımcı olması bekleniyor.

Bu açıdan GBF “kapsamlı bir plan” olarak nitelendiriliyor. Ancak başarı sağlanması için kamu politikalarında sistematik bir değişiklik gerekiyor. Bu değişim yaşanabilirse ancak o zaman hedeflerin ulaşılmasına yaklaşılabileceği düşünülüyor. Bu yapılamazsa bizi büyük bir fiyasko bekliyor. Çünkü ortada herhangi “B planı” yok.

Hal böyle olunca da bazı araştırmacılar, sadece bir iki hedefin önceliklendirilmesi ve kamuoyu ile politikacılar için açık bir şekilde tanımlanması gerektiğini tartışıyor. Biyoçeşitlilik için ancak böylesine kesin bir hedefin, iklim değişikliği için belirlenen “2°C iklim hedefiyle” eşdeğer olacağı düşünülüyor.

Bununla birlikte araştırmacılar, etkin bir koruma eylemi olmadan yok olma oranlarının yaklaşık üç ila dört kat daha fazla olacağını tespit etmiş durumda.

“Bir değil her alanda etkin koruma çalışması gerekiyor”

Ancak yalnızca bir iki hedefe öncelik verilmesi gerektiği konusunda hemfikir olmayanlar da var. 23 ülkeden 50’den fazla biyoçeşitlilik araştırmacısını bir araya getiren bir çalışma grubu, geçtiğimiz hafta yayımlanan bir politika raporunda da görüleceği üzere daha farklı bir düşünceye sahip olduklarını deklare ediyor.

Araştırmacılar, farklı senaryoların GBF’nin 21 hedefini nasıl etkileyeceğine yönelik bir modelleme çalışmasında, biyoçeşitlilik koruma hedeflerine ulaşmanın sadece birkaç değil, tüm hedeflerde etkin eylem gerektirdiğini belirtiyor. Korunan alanların genişletilmesi gibi yalnızca bir veya iki hedefe güçlü bir şekilde odaklanmanın, BM sözleşmesinin amaç ve hedeflerine ulaşmada en iyi ihtimalle “mütevazı bir etkiye” sahip olacağını düşünüyorlar.

Hükümetlerin yanı sıra STK ve işletmelerin, böylesine entegre bir yaklaşımı benimsemelerini sağlamanın zorluğu, onların sürdürülebilirlik meselesini parça parça çözme eğiliminde olmalarından geliyor.

İklim değişikliği ve biyoçeşitlilik koruma çalışmalarını entegre etmek

Geçtiğimiz yılın Kasım ayında Glasgow’da gerçekleşen iklim zirvesinde (COP26), alınan eylem kararlarının, biyoçeşitlilik için bu yıl belirlenecek kararlardan ayrı uygulanması planlanıyor. Çünkü çoğu ülkede iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik konularıyla farklı devlet daireleri ilgileniyor. Örneğin Türkiye’de bunlardan biri Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olurken diğeri Tarım ve Orman Bakanlığı olarak karşımıza çıkıyor.

Bilim insanlarının biyoçeşitlilik sözleşmesini şekillendirecek tavsiyelerini sonuçlandırmak için mart ayında İsviçre’nin Cenevre kentinde bir toplantı planlanıyor. Farklı ve etkin eylem planları için multidisipliner ve çok görüşlü bir bilimsel danışma gücüne ihtiyaç var. Bu bakış açısıyla belirlenmeyen biyoçeşitlilik koruma çalışmalarının, öncekilerin yolundan gitme, yani başarısızlık riskiyle karşı karşıya olduğunu söylemek gerekiyor.

Bu haber için hangi kaynaklardan faydalandık?

ipbes.net/news/Media-Release-Global-Assessment

nature.com/articles/d41586-022-00110-w

cbd.int/doc/c/16b6/e126/9d46160048cfcf74cadcf46d/wg2020-03-inf-11-en.pdf

Bir Cevap Yazın