Yazı

2021’i çevre açısından BirGün Pazar’a değerlendirdik

Sermayeyi değil de yaşamı savunmanın vakti gelmedi mi?

İnsan ve sermaye kaynaklı iklim değişikliğinin neden olduğu felaketlerin yoğun olduğu bir yılı geride bıraktık. 2021 yılına çevre açısından kısa bir bakış atıyoruz.  

Yazı: Batuhan Sarıcan (info@gastroeko.com)

Söz konusu çevre olunca geride kalan yıl için “acısıyla tatlısıyla” diyemiyor, her yıl daha acısını geride bırakarak yeni bir yıla giriyoruz. Buna karşın bu felaketlerin kaynağının daha iyi anlaşıldığı veya en azından politikacılar tarafından da dillendirildiği bir yıl yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bir başka ifadeyle, 2021’i “iklimi insanın değiştirdiğinin en iyi anlaşıldığı yıl” olarak tanımlayabiliriz.

Zira bu yılki en kritik gelişmelerden biri, Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) Altıncı Değerlendirme Raporu’nun ilk bölümünü yayınlamasıydı. Böyle bir raporda ilk defa, iklim değişikliğinin yarattığı sorunların baş sorumlusunun insan olduğu, çok açık ve net bir şekilde deklare edildi. Sert önlemler alınması gerektiği vurgulandı. Bu da gözleri kasım ayındaki İklim Zirvesi’ne (COP26) çevirmemize neden oldu.

Söz konusu raporun yayınlanması ve 2021’in özellikle yaz aylarında can ve mal kayıplarına neden olan aşırı iklim olaylarının yaşanmasıyla birlikte Glasgow’da gerçekleşen zirveyle ilgili umutlar da gitgide arttı. Ne ki kasım ayı gelip çattığında COP26’nın kazanımları, ormansızlaşmayla mücadele ve metan gazını kesmeye yönelik yarım ağız taahhütlerden öteye geçemedi. Bu zirve, bizim için yılın en büyük hayal kırıklığı oldu.

Aşırı iklim olaylarıyla dolu bir yılı geride bıraktık

Tabiidir ki bir tespitte bulunmak için bir tek yılı baz almak bilimsel bir yaklaşım değil. Doğru çıkarımlar için daha uzun süreye yayılan dönemsel eğilimlere bakmak gerekir. Buna rağmen 2021’in aşırı iklim olayları açısından fazla sayı ve yoğunlukta felaketi beraberinde getirdiğini söylememize de kimse karşı çıkmayacaktır.

Yoğunluğu artan sıcak hava dalgaları ve aşırı sıcaklıklar, önü alınamayan seller, bereketli tarlaları kurutan kurak günler, tarihi rekorlar kıran ormansızlaşma ve buzul erimeleri derken kendimizi bir anda çevresel facialarla dolu karanlık bir yılın son gününde bulduk.

Kuzey Amerika’da (Pasifik Kuzeybatısı) sadece birkaç gün süren aşırı sıcaklıkların 1 milyar deniz canlısını yok ettiği ekolojik yıkımdan Sibirya’daki permafrost çözülmesinin hızlanmasına kadar dünya genelinde birçok insan (ve sermaye) kaynaklı faciaya tanıklık ettik. Ezcümle, muhasebecilerin “kutsal” mesai günü olan 31 Aralık’ta durup geriye doğru yüzeysel bir bakış attığımızda birçok felaketi üzülerek hatırladığımızı söylemek lazım.

Türkiye’deki canlı yaşamının karanlık yılı

Yaşadığımız coğrafya itibariyle aklımızda en çok kalanlar ise diğer Akdeniz ülkelerini de etkileyen yangınlar, seller ve müsilaj krizi oldu. Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) resmi verilerine göre Türkiye’de 2020 yılında 3.413 orman yangını çıkmış ve bu yangınlarda 20.938 hektar alan zarar görmüştü. 2021 için bilançonun ne olduğunu henüz resmi ağızdan bilmiyoruz. Ancak tarihin en büyük orman yangınlarından birkaçını yaşadığımızı söyleyebiliriz.

Sözgelimi, bu yıl temmuz ayının sonuna kadar çıkan 1.722 orman yangınında toplamda 2.138 hektarlık bir alanın yandığını biliyoruz.[1] OGM’nin resmi açıklamasında belirttiği gibi 28 Temmuz – 12 Ağustos tarihleri arasında ise 54 ilde 299 orman yangını daha yaşandığını da biliyoruz.[2] Açıklanmadığı için bunların hektar ve canlı kaybı bilançosu belli değil. Sadece 2021’de yaşanan orman yangınlarının ısı yoğunluğunun tüm zamanlarda kaydedilenin dört katı kadar yüksek olduğuna yönelik bir veri var elimizde.[3] Bir de yuvasından olan veya yanıp kül olan canlı yaşamının ızdırabı…

Türkiye’nin her bölgesi farklı etkilendi

Baktığımızda insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliğinin neden olduğu iklim felaketlerinin, Türkiye’nin her bölgesini farklı yollarla etkilediğini görüyoruz. Kimi yağıştan mustarip oldu kimi de kuraklıktan. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) ağustos ayında yayınladığı verilere göre yağışlar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin doğu kesimlerinde, normal eğilime göre %80’den fazla azalırken Çanakkale, Sakarya, Düzce, Tunceli çevreleri ile Doğu Karadeniz Bölgesi normalin iki katından fazla yağış aldı.[4]

Bunların sonucu olarak Türkiye’nin kuzeyi sellerle boğuştu. Ağustos ayında Karadeniz’de yaşanan ve yoğunluk açısından sıra dışı olarak tanımlayabileceğimiz seller, 80’in üzerinde vatandaşımızın canına mal oldu. Doğuda ise yağışların azalmasıyla paralel olarak son yılların en büyük kuraklığı yaşandı; tahıl ürünleri başta olmak üzere rekolte kayıplarına neden olarak gıda güvensizliği yarattı.

Yine aşırı sıcaklık ve sıcak hava dalgası artışlarına paralel olarak Marmara Denizi’nin ısınmasıyla birlikte fitoplanktonların kontrol dışı büyümesi ve sanayi atıklarının da buna tuz biber ekmesiyle müsilaj denen illetle boğuştuk. Marmara’dan Ege’ye, masmavi kıyılarımız kapitalizmin kusmuklarıyla doldu. Denizin altındaki canlılara hayatı zindan ettik.

Sanayi kaynaklı çevre felaketlerinin ardı arkası kesilmedi

2021’de sanayinin neden olduğu çevre felaketlerinin de ardı arkası kesilmedi. Sermayeyi koruyan zihniyet yüzünden her türlü canlı yaşamı tehdit edildi. Son çevre felaketlerinden biri, Ayvalık’taki Karaayıt Köyü’nün yanı başında faaliyet gösteren Bilfer Madencilik tarafından işletilen demir cevheri zenginleştirme tesisinin atık sahasında çökme yaşanmasıydı. Gidip yerinde gördüm; köylülerin KOAH gibi ölümcül hastalıklara, bölgedeki canlıların ise ölüme nasıl sürüklendiğini yöre insanından ve muhtardan dinledim.[5]  

Benzer şekilde Şebinkarahisar’da Nesko Madencilik’in atık barajının yıkılmasıyla, etkisi yıllar sürecek bir ekolojik facia yaşandı. Yangın önleme bahanesiyle Akbelen Ormanı’nda ormansızlaşma yapıldı. Ege’de sözde medeniyet kostümü giyen sermayedarlar ise zeytin ağaçlarının ebediyetine kastetti. Buna benzer onlarca kıyım ve yıkım yaşandı. Hiçbirinden hesap sorulmadı. Umarız ki 2022, hesapların kesildiği bir yıl olur.

Dur demek için daha ne yaşanması gerekiyor?

Kısacası insan kaynaklı iklim değişikliğinin ve sermayenin neden olduğu çevre felaketleri, Türkiye’nin içinden geçti ve bazıları bunu sadece seyretti. Üstelik burada yazdıklarımız, ilk bakışta aklımıza gelenlerdi. 2021, son yılları ele alan bir ekoloji almanağı hazırlansa en kalabalık bölümü oluşturacak bir yıl olarak tarihe geçti.

“İyi de hiç mi iyi bir şey olmadı?” diye sorulacak olursa, iyi ki var dediğimiz STK’lerin uzun süren uğraşları sonucu elde edilen bazı kazanımlar vardı. Ancak bunlar, ekolojik tahribatların yanında devede kulak kaldı.

Umut verici bir gelişme olaraksa Türkiye, yıllar süren “Neden ama?” sorularına son vererek Paris İklim Anlaşması’na taraf olduğunu açıkladı. Buna karşın COP26’da birçok ülke gibi Türkiye de dişe dokunur taahhütler veremedi. Atalet 2021 yılında da devam etti.

Şimdi tarih yaprakları 2022 yılını gösteriyor. Soruyoruz: Sermayeyi değil de yaşamı savunmanın vakti gelmedi mi?

Şimdi değilse ne zaman?

Not: Gastro Eko Yayın Yönetmeni Batuhan Sarıcan’ın bu yazısı, BirGün Pazar’ın 773. sayısında yayımlanmıştır.

Kaynakça:

[1] https://www.dw.com/tr/ormanlar-yan%C4%B1yor-ye%C5%9File-d%C3%B6n%C3%BC%C5%9F-m%C3%BCmk%C3%BCn-m%C3%BC/a-58743562

[2] https://web.ogm.gov.tr/SitePages/OGM/OGMHaberler.aspx?List=aad1782a%2D50b0%2D49db%2Db602%2Dddf5724a0b9e&ID=2221&ContentTypeId=0x010008A5F3956C8A3F41A909DA4B1EFDF0CE

[3] https://www.theguardian.com/world/2021/aug/03/anger-in-turkey-grows-over-governments-handling-of-wildfires

[4] https://mgm.gov.tr/FILES/iklim/yillikiklim/2021/temmuz_SicaklikYagis_Bulten.pdf

[5] https://gastroeko.com/2021/12/18/ayvalik-karaayit-koyundeki-maden-tesisi-kaynakli-cevre-felaketini-yerinde-gozlemledik/

Bir Cevap Yazın