Konuk Yazar

Tüketim, israf ve biyoçeşitlilik

Diyetisyen İrem Yakışıklı yazdı

Sürdürülebilirlik kavramıyla birlikte hayatımıza giren karbon ayak izi ve su ayak izi gibi kavramlardan haberdar olmamız ve buna göre beslenmemiz önemli.

Sürekli tüketim düşüncesi… Ekranlar yukarı kaydırılıyor, o eşyadan bu eşyaya dönüp duran fakat aslında bir yerlerde yığılan gereksiz materyallerle geçiştiriyoruz günlerimizi. ‘Gerçekten ihtiyacımız var mı?’ sorusu hiç bu kadar önemli olmamıştı.

İklim krizinin kapıda (eşiği çoktan atladık gerçi) olduğu günlerde, aldığımız her bir ekstra ürünün aslında doğaya da iyi gelmediğini bilmek lazım. 2050 yılında 10 milyarı aşması beklenen dünya nüfusunun, bu kadar insanı ve bu insanların oyuncaklarını kaldırabilmesi mümkün görünmüyor. Artan salgın hastalıklar, savaşlar ve göçler; hepsi sadece bir başlangıç. Bu durumlardan bazıları, belli bir ekonomik düzeyde olan birinci dünya ülkelerini henüz etkilememiş olabilir ama tehlikelerin en büyüğüne çok yaklaştık.

Gıda krizi

Bizim için gerçekten önemli olan besinlerin (süt, yumurta, baklagil, tahıllar gibi) yok olabileceğini tahmin edebiliyor muyuz? Muhtemelen hayır. Çünkü şu an kombinasyonlarını hayal bile edemediğimiz şekilde çeşitli şekerlemeler, dondurmalar, ve çikolatalarla çevrili dünyada aklımıza gelmiyor. Yeni ürünleri koşarak deniyoruz; asla sorgulamıyoruz.

O çikolatanın üretiminden tüketimine dek olan zincirin her bir basamağında ne kadar su veya plastik kullanıldı haberimiz yok. Sağlıksız besinlerin oluşumunun her bir aşamasından haberimiz yok diyelim; peki sağlıklı besinler? Onlara da asla gereken önemi vermiyoruz. Doğru tarım uygulamaları ile üretim yapan çiftçilerimize gereken desteği vermiyoruz. Yakında bazı meyve ve sebze isimlerini yok oldukları için unutabiliriz bile…

Besin üretimi biyoçeşitlilik kaybına yol açıyor

Yıllar geçtikçe etkisi artan gıda sistemi, küresel olarak sera gazı emiliminin %21–37’sinden sorumlu. Buna ek olarak, tükettiğimiz besinlerin ortalama %40’ı çöpe gidiyor; bu, yıllık 2,5 milyar ton gıda ziyanı demek. Bu veri, koronavirüs zamanında artmış olabilir. Çünkü 1,5 sene boyunca sağlığımız için çok korktuk, çok dikkat etmeye çalıştık. Halbuki, kaynakların doğru dağıtımıyla çok farklı bir düzen oluşturabilirdik…

Tüketilen besinlerin yaklaşık 3’de 1’i çöpe giderken, dünya nüfusunun %39’unu hafif şişman ve şişmanlar oluşturuyorken; nüfusun %11’i yetersiz besleniyor. Bu çarpık düzenden biyoçeşitlilik de nasibini alıyor tabii ki. Gıda sistemleri küresel karasal biyoçeşitliliğin %60’ının, ticari balıkların %33’ünün kaybına neden oluyor.

Öte yandan biyoçeşitlilik, hayatımız için kritik öneme sahip. Toprakta karbon emisyonu sağlamaya yardımcıdır; tozlaşma ile tarımda üretim artar, toprak sağlıklı hale gelir. Sağlığın yanı sıra kültürel çeşitlilik için de toplum adına vazgeçilmezdir.

Ne yazık ki insan sayısı ve taleplerin artışıyla büyüyen tarım arazileri, birçok türün sonunu getirmiş ve getirmeye devam etmektedir. 1600’lerden bu yana 5,5 kat büyüyen tarım arazileri, çöl dışındaki alanların kabaca %40’ını kaplıyor ve su kaynaklarının %70’ini tüketiyor. Sonuç olarak tarım arazisi demek, birçok hayvanın biyoçeşitliliği için de risk demek.

Tükettiğimiz besinleri değiştirerek, biyoçeşitliliği koruyabiliriz!

Çok uçlara gidip kendimizi sınırlamadan, belirli günlerde daha çok bitkisel bazlı beslenebiliriz. Baklagillerin yanı sıra çeşitli sebze ve meyvelerimizle sofralarımızı zenginleştirmemiz mümkün. Buna ek olarak, sürdürülebilirlik kavramıyla birlikte hayatımıza giren karbon ayak izi ve su ayak izi gibi kavramlardan haberdar olmamız ve buna göre beslenmemiz önemli.

Örneğin, bitkisel besinlerin su ve karbon ayak izi daha düşüktür. Bu yüzden soframızda daha çok olmalılar. Paketli ürün kullanımını azaltmamız da diyetimizde yapacağımız en kıymetli değişikliklerden birisidir. Yiyecek alışverişlerimizi marketler yerine, küçük ölçekli üreticilerden yapmak da yine biyoçeşitliliği korumada en önemli adımlardandır.

Naçizane yorumum ise sürdürülebilir yaşama, besine, insana gönül vermiş bir dernekle tüm bu konulardan haberdar olup, hayata dair iyi işler yapmaya hevesli insanlarla birlikte olmak da bu konuda çok yararlı olacaktır.

Gıda israfını önlemek için bazı alışveriş ipuçları

  1. Alışverişe gitmeden önce liste yapmak; bu, tahmin ettiğiniz üzere hem ağırlık kontrolü hem de plastik atık miktarının azaltılması için etkili bir yöntem. Aç alışverişe gidince batı tipi diyete uygun — yüksek doymuş yağ, basit şeker, düşük posalı — nedensiz birçok ürün alırız.
  2. Listeyi organize etmek, sizi zaman kaybından kurtarırken, sağlıklı alternatifler türetme ihtimalinizi artırır. Örneğin; meyve-sebze-tahıl-süt ürünü bölümleri oluşturun; bu sayede ürün çeşitliliğiniz artabilir.
  3. Marketiniz size yakınsa, 2–3 günlük market listeleri oluşturup alışverişe çıkmak. Bu sayede hem daha taze ürünleri alırken, aynı zamanda elinizdeki ürün bittiğinde alışverişe yeniden çıkmış olabilirsiniz. Bu, israfı azaltmak için en kolay yollardan birisi. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bütçe takibini dikkatli yapmanız.
  4. Toptan ürün satın almamak. Bunun en büyük negatif etkisini Mart 2020’de karantinada gördük. Birçok kişi stokçuluk yaptı, fakat bir şeyi kaçırmışlardı. Kiler, kilo kaybetmek isteyen kişiler için her zaman riskli alandır. Kiler ne kadar doluysa, evde kalıyorsanız, sizin için en tehlikeli alandır. Bu alanın doluluğu, toptan alınan besinlerin hızlı şekilde tüketimine yol açtı. Bu toptan alışlar gıda israfını da artırdı. Çünkü çoğu kişi — ilk aldığını ilk kullan — prensibini unutarak, öncelikle en son satın aldıklarını tüketti ve bu da israfı şiddetlendirdi.

Biz daha fazlasını tükettikçe, besinlerle oynadıkça, doğanın düzenini değiştiriyoruz; böylelikle problemi içinden çıkılmayacak bir hale getiriyoruz. Tabii ki politika yapıcıların ve devletin karar alması çok daha etkin ve net bir yol olur. Fakat bireysel olarak yapacağımız her bir hamle çok önemli.

‘Bu küçük hareket, kocaman dünyada neler değiştirebilir ki?’ demeden, ‘küçük değişimler büyük adımlara yol açabilir’ diyerek bir an önce yola koyulmak lazım…

“Ben İrem, diyetisyenim, Beslenme ve Diyetetik alanında doktora ögrencisiyim. Sürdürülebilir Yaşam Dernegi (SUYADER) gönüllüsüyüm. SUYADER’de herkes için adil ve çevreci bir yaşama farkındalık kazandırmak için çeşitli projeler hazırlıyoruz. Ben de, ekolojik yaşama/beslenmeye dair okumalarımı firsat buldukça paylaşmaya çalışıyorum. “

İrem yazıda hangi kaynaklardan faydalandı?

https://foodtank.com/news/2021/08/why-are-diets-and-biodiversity-linked/

Delabre, I., Rodriguez, L. O., Smallwood, J. M., Scharlemann, J. P., Alcamo, J., Antonarakis, A. S., … & Stenseth, N. C. (2021). Actions on sustainable food production and consumption for the post-2020 global biodiversity framework. Science Advances, 7(12), eabc8259.

Crippa, M., Solazzo, E., Guizzardi, D., Monforti-Ferrario, F., Tubiello, F. N., & Leip, A. (2021). Food systems are responsible for a third of global anthropogenic GHG emissions. Nature Food, 2(3), 198–209.

https://gidatopluluklari.org/

https://suyader.org.tr/sozluk/

Bir Cevap Yazın